Üniversitelerimizde geçen haftalarda başlayan 'reform' çalışmaları bu hafta da devam ediyor. Ve akademide çığır açarak, dünyada örnekleri olmayan uygulamalara başlıyoruz. Psikolojinin yanında, spor bilimleri ve rekreasyon bölümlerini de açıköğretim programlarına aldık. Dünden beri psikolojinin uzaktan eğitiminin olmayacağı tartışılırken, dün akşam saatlerinde, İstanbul Üniversitesi, açıköğretim programına spor bilimleri ve rekreasyon bölümlerini ekledi. Atatürk Üniversitesi de Açıköğretim Fakültesi'de, egzersiz ve spor bilimleri ve rekreasyon bölümünü açtı.

Konuyla ilgili çok değerli akademisyenlerden aldığım bilgiye göre, pandemiyle birlikte başlayan uzaktan eğitim pek tatlı gelmiş olacak ki, birçok üniversite yönetimi, fakültelere uzaktan eğitim için bölümler açılmasını istemiş. İçinde hala akademik kimliğini yitirmemiş akademisyenlerin olduğu birçok üniversite de uygulamalı olan bölümlerde açıköğretim açılmasına razı olmamış.


Öncelikle psikoloji bölümüne bakalım. Birkaç yıl önce de Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi'nde psikoloji bölümü açılmak istenmiş. İtirazlar üzerine, üniversite önerisini geri çekmiş. Çünkü psikoloji bölümü uygulamalı bir alan. 3 ve 4'üncü sınıflardaki derslerin çoğu uygulamalı olarak yapılıyor. Öğrencilerin bazı uygulamaları deneyimlemesi gerekiyor. Bireysel ve grup görüşmeleri gibi. Terapi örnekleri izletiliyor, aktif olarak tartışılıyor. Teorik derslerde ise kavram ve kuramların öğrenci zihninde doğru ve tam olarak gelişmesi için hocalarla karşılıklı etkileşim içinde olmaları, yani tartışmaları, soru cevap şeklinde bir yol izlemeleri gerekiyor. Bu nedenle psikolojinin uzaktan eğitimine karşı çıkıyor meslek örgütleri.


Ancak aynı meslek örgütleri, mesleğini savunmak için avukat ya da gazeteciler gibi çok da çaba harcamıyor. Nitekim, bu yazıyı yazmak için dün aradığım Türk Psikologlar Derneği dönüş yapmaya gerek duymadı. Bununla birlikte, mesleğin en önemli sorunu olan meslek yasasının çıkması için yeteri kadar mücadele verilmediğini düşünen psikologlar da var.


Türkiye, dünyada ruh sağlığı yasası olmayan tek ülke. Geçtiğimiz yıllarda 12 ruh sağlığı derneği bir araya gelip, iki yıl üzerinde çalıştığı bir ruh sağlığı yasa tasarısı hazırladı. Bir milletvekilinin önerisiyle Meclis'e sunuldu. Hatta televizyonlarda birkaç program dahi yapıldı. İçinde meslek tanımı, uygulamaları, çalışanların özlük hakları gibi konuların yer aldığı tasarı, Sağlık Bakanlığı tarafından, incelenmek üzere alınıp, daha sonra rafa kaldırılmış. Aynı dönemde manevi danışman tartışması da olduğundan, aynı yasaya bu konunun ekleneceğinden haklı olarak çekinen meslek örgütleri, rafa kaldırılmasına çok da ses etmemiş.


En geri kalmış ülkelerde bile olan, bizde olmayan meslek yasası nedeniyle her konuda 'uzman' bolca terapistimiz var. Oyun terapisti, aile terapisti gibi... Bu kişiler, bir otelde aldıkları iki haftalık dersle insanların hayatına rahatça girebiliyorlar. Meslek yasası, başıboş kursların kapanmasına, insanların aldatılmasına da engel olur. Eğer gerçekten ruh sağlığımızı korumak istiyorsak, bu yasa acil olarak çıkarılmalı.


Şimdi gelelim spor bilimlerine... Üniversitelerin Spor Bilimleri Fakültelerine özel yetenek ile öğrenci alınıyor. Adaylar sınava girmek için hazırlık kurslarına gidiyor. Yani öyle yoldan geçen herkesin alındığı bir bölüm değil. Yeterli performansı sergileyenler girebiliyor spor bilimlerine.


Spor Bilimleri Fakültelerinde; beden eğitimi ve spor, antrenörlük, spor yöneticiliği, rekreasyon bölümleri bulunuyor. Derslerin neredeyse tamamı uygulamalı. Üstelik bu uygulamalar sınıfta değil, tırmanış dersleri dağda, yüzme havuzda, yürüyüş sahada yapılıyor. Açıköğretimle yapılacak bir bölüm değil. Öğrencinin becerisini öğretmenin görmesi nasıl sağlanabilir? Aynı şekilde rekreasyon için de geçerli. Üstelik bölümde sporun yanında sanat da var. Resim, ritm, dans gibi...


Dünyada açıköğretim programında spor biliminin olduğu tek bir örnek yok.

Uygulamalı bölümlerin açıköğretim fakültelerinde açılması, bilim yerine iktidara güzelleme yapan tweetler üreten, bilimden, akademiden uzak rektörlerin, akademisyenlerin fikridir. Pandemiyle birlikte uzaktan eğitimin hazzını yaşadılar çünkü. Yıllardır değişmeyen ders notlarını öğrenciyle paylaşıp, sözde sınavlarla eğitimin olduğunu düşündüler. Kolaylarına geldi. Çünkü böylece hem öğrenci sayıları artacak hem de katkı paylarıyla üniversiteye gelir sağlayacaklar. İçerik, bilim, araştırma, öğrenciye ne verip ne vermedikleri umurlarında bile değil. Bu yöntemle mezun olacak kişilerin Güzin Abla'dan ya da YouTube'a plates videoları yükleyen insanlardan herhangi bir farkı olur mu? Plates için Ebru Şallı örneğini bile veremedim. Çünkü Şallı, platese yıllarını vermiş bir isim. Açıköğretimden mezun olacak bir insanla kıyaslanamaz.


Bu zihniyet gelecekte tıp fakültelerinin de açıköğretimde açılmasında bir sakınca görmez. Bu uygulamalar, nitelikli insan gücünün bitmesini, üniversitelerin tamamen içinin boşalmasını sağlar. Halihazırda bile yetkin, nitelikli iş gücü sorunumuz var. Eğitim sistemimiz hiç değiştirilmeden bu şekilde devam ederse, bilin ki gelecekte bizi tedavi edecek iyi doktor, bizi savunacak iyi bir avukat vs. bulamayacağız.


Bu durumdan, bugün bu sistemi uygulayanlarda payını alacak... Kendinizi düşünmüyorsanız bile, çocuklarınızı, onların geleceğini düşünerek bu absürd uygulamalardan vazgeçin...