Dün iki öğrencinin sınav stresi nedeniyle intihar edildiği sosyal medyada gündem oldu. Öncesinde, Muğla'da Melek K.'nin sınav günü evinin yakınlarında kendini astığı haber oldu. Pazar günü de Ömer A.'nın AYT sonrasında evinde tabancayla hayatına son verdiği yazıldı.

Sadece yazıldı bunlar. Kimse; ne sendikalar ne gazeteciler araştırma zahmetine bile girmediler bu intiharların nedenini. Çünkü kolaya o kadar çok alıştık ki...

İki yıl önce LGS'ye giremediği için intihar eden bir kız çocuğunun peşine düşmüştüm. Doğruluğunu teyit etmem gerekiyordu. Çünkü bu ülkede çok sayıda kadın, çocuk 'intihar' denilerek yaşamını kaybediyordu. 14 yaşındaki bir kız çocuğu ilmeği boynuna nasıl geçirmişti, aklım almamıştı. Kolay değildi...

Sendikalar ve Milli Eğitim Müdürlükleri'yle konuştuktan sonra kız çocuğunun LGS'de ikinci tercihine yerleştirildiğini, bir yakını tarafından tacize uğradığı için intihar ettiğini öğrenmiştim. Daha da acısı, kızın babasıyla beni duymadığı için yüksek sesle konuşurken, sesimden rahatsız olan kadın çalışma arkadaşıma, “14 yaşında bir kız çocuğu intihar etti ve ben bu çocuğun acılı babasıyla konuşuyordum” dediğimde, “Sen de çok kişiselleştiriyorsun, ne var bunda” cevabıydı. Bu kadar basitti onlara göre ve büyütecek bir şey yoktu...

Geçen haftadan rahatsız olduğum ve özellikle son 4-5 gündür gözümden sıkıntı yaşadığım için bugün çalışmaya başlayabildim. Önce Melek'ten başladım. Muğla Milli Eğitim Müdürü Sayın Pervin Töre'yi aradım. Töre, Melek'in YKS nedeniyle intihar etmediğini, psikolojik hastalıkları olduğunu ve çocuğun 11'inci sınıfa devam ettiğini, sınavla bir ilgisi olmadığını anlattı. Ardından kendisini solda tanımlayan eğitim sendikalarını aradım. Hiçbirinin Melek'le ilgili bir bilgisi yoktu. Sadece basından gördükleriyle yetinmiş ve araştırmaya gerek dahi duymamışlardı. Melek'in hayatına son vermesi, sosyal medya dışında kimsede bir şey uyandırmamıştı.

Diyarbakır'da hayatına son veren Ömer'i ise bir tek Eğitim-İş Diyarbakır Şube Başkanı Cumali Akatay merak etmişti. Akatay'ın aktardığı bilgiye göre Ömer, AYT sınavında kusup çıkmamıştı. Cumartesi günü yapılan TYT sınavında rahatsızlanmış, kusmuş ve sınava alınmamış. Ertesi gün yapılan AYT sınavına girmiş, çıktıktan sonra intihar etmiş. Ve Ömer, yetimmiş, babası yokmuş... Belki de bu yüzden Ömer için bu sınav bu kadar önemliydi, bilmiyorum... Ömer nasıl bir hayat yaşıyordu, sınav onun için nasıl bu kadar hayati olabiliyordu, nasıl korkunç bir baskı yaşıyordu, ne kadar yalnızdı, Akatay dışında merak olmamış...  

TÜİK'e göre, 2010-2019 yıllarında 99 kişi öğrenim başarısızlığı nedeniyle intihar etmiş. Ne gazeteciler, ne sendikalar bu genç ölümleri merak etmiyor. Çünkü bu ülkede kimsenin hayatı değerli değil. Artık kendisine muhalif diyen insanlar için de değerli değil. Her şey o kadar zıvanadan çıkmış ki, gazeteci bile söylentiler üzerine, araştırmadan haber yazabiliyor. Sendikalar “İstemezuk” dışında hiçbir söz söylemiyor. Bazı muhalif milletvekilleri sadece haber olmak gayesiyle yalan yanlış konuşabiliyor.

Ömer'in ölümünde en büyük sorumluluk merkeze sınavı koyan eğitim sistemidir. Bu ülkeyi yoksullaştıran, insanları çaresizleştiren, gençlerin gelecekten umutlarını tüketmesini sağlayan, seslerini duymayan iktidardır. Ömer'i, sınavda pandemi nedeniyle görev almayıp, yalnız bırakan öğretmenlerdir. Ömer'in hayatını yok eden onu görmeyen, duymayan herkestir.

Eskiden ilkeleri, değerleri olan, düşünen, merak eden, soran, sorgulayan, insana önem veren insanlar o kadar çoktu ki... Şimdi tam tersi artık. Bu yüzden gerçeğin peşinde koşan, doğruyu korkusuzca söyleyen gazeteciler, siyasetçiler, herkes cezaevinde.

Bir taraftan muhalefet edip iktidarı eleştirirken, diğer yandan gençlerin ölümlerine bu kadar sessiz ve duyarsız kalınıyorsa, iktidarla birlikte, kendinize de bakma zamanı... Özeleştiri zamanı... Şapkayı önümüze koyup düşünelim...

 

Hasan Hüseyin'in dediği gibi;

 

elbet bir bildiği var bu çocukların

kolay değil öyle genç ölmek

yeşil bir yaprak gibi yüreği

koparıp ateşe atmak

pek öyle kolay değil

hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey

her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da

yalnız bir bahar çiçeklenir a benim gülüm!