Döviz kuru ve onun oynaklığı o kadar günlük hayatın içinde ki artık her dakika onu konuşmak, merkez bankasının günlük ne kadar döviz sattığını belirtmek, arka kapıdan satılan döviz miktarı cümlesini kullanmak ve daha önemlisi de ne zaman şu seviyeye yükselir sorusunu dillendirmek çok ama çok olağan hale geldi.

İşte bu olağanlık çok tehlikeli…

Nedeni ise çok açık. Olağanlık bir bakıma insanların, firmaların ve bizi yöneten karar vericilerin beklentilerinin şekillenmiş halini gösterir. Tehlikeli, çünkü artık döviz kurunun yönünün hızlı bir şekilde yukarıya doğru ve hatta sürekli olduğunun kanıksanmış olduğunu gösterir.

Bu kanıksama ileriyi göremeyen yatırımcının davranışı ile aynı zamanda tasarruf sahibi olan tüketici ve ücret sahibinin bugünü ve yarını için verdiği kararı olumsuz etkiler. Dengeleri değiştirir…

Ne zaman uydurma bir KKM (Kur Korumalı Mevduat) ve GES (Gelir Endeksli Senet) benzeri bir finansal ürün fikri ve uygulaması ortaya atılsa bile bunun nasıl ters tepip ekonomiyi daha derinden etkilediğini görürüz.

Dolarizasyonu, diğer bir ifadeyle halkın ve firmaların enflasyonist bir ortamda güvenli limana sığınma güdüsünün bir yansıması olan dövize sarılmasını engellemez bu akıldışı fikirler… Aksine durumun daha da olumsuza gideceğini bekleyenlerin dövize sarılmasına neden olur.

E bu zamana kadar böyle olmadı mı gerçekten?

KKM ile hem mevduat sahibi bir avuç gruba gelir transferi yaptık ve bunun sonucu olarak daha şimdiden ek bütçe hazırlıklarına başladık. Başladık da ne oldu? Hem milyar liraları aktardık o gruplara hem de döviz kuru yine son yaşanan şokun ulaştığı kur seviyesine ulaştı.

Yani tam anlamıyla yeni ve kusursuz bir döviz şokunun eşiğinde, onun yarattığı ve daha derinleştireceği maliyet temelli enflasyon ve hayat pahalılığının ilerleyen aşamasını tecrübe ediyoruz, edeceğiz.

PARALEL MERKEZ BANKACILIĞI…

17 lirayı aşmış dolar kurunun daha da yükselmemesi için sanki kendi paramızmış gibi piyasaya döviz satıyoruz durmadan. Bu bazen günlük 2 miyar doları, bazen de haftalık 5-6 milyar doları bulan seviyeleri yakalıyor.

Yine paralel merkez bankacılığının yaygın olarak uygulandığı devlet bankaları eliyle yapıyoruz bunları…

Dışarıdan bulamadığımız, bulsak da dolar bazında yüzde 11’leri bulan faiz oranı ödeyerek elde ettiğimiz dövizi sanki babamızın parası gibi kolayca satıyoruz. Parasal ve toplumsal maliyetini düşünmeden hem de. Gelecekte yaşayacağımız zorlukları göz önünde bulundurmadan, plansızlığın ve dağınıklığın en derinden hissedildiği kapsamda satıyor ve bu halkı fakirliğe mahkum ediyoruz.

Türkiye yeni bir kırılmanın göstergelerini başta döviz piyasasında hisseder hale geldi. Öyle böyle bir kırılmadan bahsetmiyoruz… Bu zamana kadar yaşanan onca zorluk ve sayısız döviz şokundan sonra üzerimize gelen yeni bir şokun olasılığının arttığını iliklerimizde hissediyoruz.

Bütçedeki dağınıklık, cari açığın dayanılmaz yükü, fakirleşen halkın taleplerindeki azalma ile büyümenin baskılanması ve en önemlisi de kasası boşalan Merkez Bankası’nın iki elini havaya kaldırarak teslimiyeti tüm bu döviz şokunun olası göstergeleri olarak karşımızda duruyor.

Bu resim o kadar açıkken bizi yönetenler ne yapıyor?

Hiçbir şey…

Söylem dışında tabii.