Ne olacak bu enflasyon, ne olacak bu hayat pahalılığı?

Ne olacak bu enflasyon, ne olacak bu hayat pahalılığı?

Doğrudan vurgulayarak başlayalım: Eğer aylık enflasyon oranı Nisan’dan itibaren yüzde 5 oranında gerçekleşirse, Ekim ayında Türkiye 3 haneli enflasyon oranı ile buluşuyor.

Aynı oranda devam ederse de Kasım ayında yüzde 106’ya ulaşan bir oranla gerçeği yüzümüze vuruyor…

Eğer bu oran yılın geriye kalan kısmında aylık yüzde 4 oranı çevresinde gerçekleşirse Ekim ve Kasım ayında enflasyon oranımız yüzde 90’ı bulacak ve Aralık ayında karar vericilerimizin de belirttiği gibi bu azalmaya başlayacak (Grafikler).

İyi de, her iki duruma da hayat pahalılığı yine inanılmaz boyutlarda devam edecek. Sonuçta halk fakirleşecek ve ekonomik krizden çıkmanın neredeyse kısa dönemde tek yolu olan rafları boşaltacak tüketim harcamaları sadece karın doyurmaya dayalı bir davranış sergileyecek. Bu gösterge sadece enflasyon ya da fiyat verilerine bağlı bir veriye dayanarak belirtilmiş bir gerçek değil.

Sağlaması da var ortada… İşgücü verileri.

Birazdan döneceğiz buna.

Ne olacak bu enflasyon, ne olacak bu hayat pahalılığı? - Resim : 1

UCUZ BİR ALGI: ENFLASYONUN FARKINDALARMIŞ…

Son günlerde karar vericilerin ekonomi hakkında konuşacak fazla bir alanı kalmadığından söze “Sosyal devlet anlayışını bu ülkeye kazandırmış bir iktidar olarak tabii ki sıkıntısı olan vatandaşlarımızın sıkıntısını gidermek için elimizden gelen ne varsa bunu yapmak için gayret gösteriyoruz. Bunu lafla değil icraatla yapıyoruz. Özellikle enflasyondaki 

sıkıntıların farkındayız” tarzı açıklamalarla başlıyor ve bir cümle sonra da “Şunu da bilmeyiz bu sıkıntıların büyük bir çoğunluğu yurtdışındaki gelişmelerden kaynaklı” yaklaşımı ile başlayıp devamında makyaj yapmaya çalışıyor.

Bu yaklaşımda bir doğru, bir de yanlış var… Doğru olanı, artık enflasyon can yakıyor ve sonunda bizi yönetenler de bunu dillendirmeye başladılar. Hayat o kadar pahalı ki, onlar da inkâr edemiyor artık. Yanlış olanı, bunun yabancı kaynaklı olmadığı, aksine her şeyin yerli ve milli nedenlerden kaynaklandığı gerçeği.

İsterseniz bunu basitçe açıklayalım… Enflasyonu etkileyen yabancı değişkenler yani faktörler genel olarak, cari açığı bir kenara bırakırsak, döviz kuru, petrol fiyatlarındaki artış, emtia fiyatlarındaki kıpırdanmalar ve ihracat ile ithalat fiyat oranlarındaki değişimlerdir.

Bunlar zaten açık bir ekonomide her zamanki faktörlerin ta kendisi değil midir?

Takım olarak bunlar çoğu zaman enflasyonu da aşağılara çekmeye yardım etmezler mi?

Yanıt doğal olarak evettir… Örneğin, 2000’lerin ortasına kadar varil fiyatı 120 dolar civarında olan petrol fiyatlarının 20 dolarlara düştüğünde ekonomiye nasıl olumlu katkı yaptıysa tersi durumda da olumsuzluklar yaratma gerçeği ortadadır.

Zaten ekonomi politikaları da bu durumlar için değil midir? Dış faktörler olumlu yönde ilerlediğinde ekonomide istihdam yaratma kapasitesini artırır, durgunluk zamanlarında en azından onu korur. Dış faktörlere suç bulmaktansa, ekonomi politikalarını bu açıdan ele almak ve ona göre yönlendirmek gerekmez mi?

Peki, bizde ne oldu?

Bizde şu oldu… Hiç bir şey.

Revizyonlar harici hiçbir şey…

İSTİHDAM YARATAMAMA SORUNU

Ayağı yere basan politikacı şikâyet etmez, bahane aramaz. Onun yerine en uygun politikaları uygular.

Öte yandan bunları göremiyoruz, özellikle de işgücü piyasalarında.

On yıldan bu yana istihdam oranının sabit kalması, işsizlik oranının resmi verilere göre bile iki hanenin altına inmemesi (pandemi sürecinde dünyada işsizlik oranını azaltan tek ülke olma şansından bahsetmiyorum bile) ve daha da önemlisi toplumun artık asgari ücrete tabi olur hale gelmesi bu gerçekleri oldukça açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Son günlerde bir de 30 milyon istihdam yaratma cümlesi zikredilir oldu… Sanki ek 30 milyon istihdam yaratma anlamında kullanılan ve bilinçli mimiklerle sunulan bu durum nedir biliyor musunuz? Açık bir şekilde bu algı yaratma ve insanları kandırmanın diğer bir adıdır… Nedeni çok basit: Cumhuriyet tarihinden bu güne kadar toplam istihdam edilenlerin sayısı (resmi verilere göre bile) bu sayıya yani 30 milyona ancak ulaştı.

Dolayısıyla, sanırım cümledeki kelimelerin yerini değiştirerek bilerek kandırıyoruz halkı.