ABD’de 6 Ocak Kongre baskınını hepimiz şok içinde izlemiştik. Dünyanın en güçlü ülkesinin kalbine “isyancılar” olarak adlandırılan gruplar elini kolunu sallaya sallaya girmişti. O dönemde yaptığımız yorumlar yakın zamanda “beyaz üstünlükçü” olarak adlandırılan muhafazakar gruplara ciddi operasyonların yaklaştığı yönündeydi. Aylar üstünden geçtikten sonra hala söylenen de bu. Ancak ABD medyası ve siyasileri bugünlerde konu hakkında biraz zorlanıyor gibi gözüküyorlar. 

Yeni 11 Eylül mü?

11 Eylül olaylarının sadece ABD değil tüm dünyada yarattığı travmaya hepimiz aşinayız. Yaşanan yıkım ve dehşet öyle boyutlardaydı ki ABD’nin önce içeride sonra okyanus aşırı başlattığı savaşlarda batı kamuoyu için nispeten “anlaşılır” bir bahane olmuştu. Bugün Kongre binası baskını için yaratılmak istenen de buydu. Şiddetin boyutları çok düşüktü ancak verilen görüntüler sembolik manada çok rahatsız ediciydi. 

Konfederasyon bayrağı ile Kongre binası koridorlarında gezenler… Amerikan iç savaşının kaybeden ve vatan haini görülen tarafının bayrağını devletin en önemli binasında dalgalandırmanın yaratacağı toplumsal travmayı düşünün. Olayın şoku atlatıldıktan sonra ise toplumun diğer kesimi infiale sürüklendi. Trump vatana ihanetten yargılanmalıydı! Cumhuriyetçi Parti kökten kapatılmalıydı! Artık iyice kutuplaşmış ABD toplumunun bir tarafı diğer tarafına karşı büyük bir koz sahibiydi! 

Medya ise bu konuda hiç çekingen davranmadı. Daha olayların aslı belli olmadan “İsyancılar 4 vatandaşı öldürdüler!” gibi başlıklar atıyorlardı. Demokrat siyasetçiler isyancılarla aralarında çok az mesafe kaldığını, yakalansalar öleceklerinden emin olduklarını anlattıkları videolar paylaştılar. Çekinmeden 6 Ocak baskınını 11 Eylül’e benzettiler. Olaylar üzerine o denli yüklenilmişti ki Trump ve takipçilerinin artık siyasette hoş görülmeyeceği belli olmuştu. 

Trump’a sosyal medya yasakları da bu dönemde artışa geçti. Signal ve Telegram gibi yeni sosyal medya uygulamaları bu dönemde patlama yapsa da “isyancıların organize oldukları yer” olarak ilan edilip kapatılması bile tartışıldı. 

Merkez Demokrat nizam işin peşini bırakmak istemiyor!

Konuyla ilgili gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkmasına rağmen medya pek üzerine gitmedi. Aylar süren soruşturmaların ardından birçok şaşırtıcı bilgiye ulaşıldı. İsyancılar aslında kimseyi öldürmemişti. Açıkçası bu önceden de biliniyordu ancak “katil isyancılar” kulağa daha kullanışlı geliyordu! Hayatını kaybeden 4 kişinin 3’ü isyancılardan 1’i ise müdahale sırasında kalp krizi geçiren bir polis memuruydu. Medya ise ölen polis memurunun yangın söndürme tüpleriyle dövülerek öldürüldüğünü defalarca yazmıştı. Birçok medya kuruluşu işin gerçeği ortaya çıktıktan sonra düzeltmeye bile yanaşmadı.

Bu sırada o günden bu yana yaşadığı “korkunç” deneyimi defalarca gözyaşları içinde anlatan Demokrat siyasetçi Alexandria Ocasio-Cortez’in basılan binada olmadığı anlaşılmıştı. Kendini “ben hiçbir zaman binadaydım demedim” diye savunan Cortez özellikle Trump taraftarlarından çokça tepki topladı. 

Baskına katılanların büyük bir kısmının herhangi bir aşırı sağcı gruba dahil olmadığı anlaşıldı. Olaya “önderlik” eden Proud Boys grubu liderlerinin ise daha önce FBI muhbirliği yaptığı öğrenildi. Kalabalıklar tahmin edilenin aksine sadece Trump’ın oy aldığı eyaletlerden değil aynı zamanda ülkenin dört bir yanından gelmişti. Dahası baskına katılan isyancıların “baskını planlamadığı” sadece bina önünde olay çıkarmaya hazırlandıkları anlaşılmıştı!

Olayın hemen üzerine yazdığım yazımda bu baskını Trump’ın planlamış olmasının imkansız olduğunu çünkü 200 tane silahsız vatandaşın kongre binasına girmesiyle başarılı bir darbe yapmasının mümkün olmadığını söylemiştim. Medyanın ve genel kamuoyunun “Trump darbeye kalkıştı” fikrinin absürdlüğü o zamandan beri belliydi. Trump ya akli dengesini kaybetmişti ya da 200 kadar silahsız takipçisini bilmediğimiz bir süper güç ile donatmıştı. 

Trump’ın maksadı aynı takipçilerinin planı gibi bina önünde kavga çıkarmaktı. Black Lives Matter eylemlerinde “mağdur” konumuna gelmenin getirdiği siyasi gücün farkında olacak ki birkaç taraftarının polis tarafından hırpalanmasının ona getirisi olacağını düşündü. O dönemde “kesin darbe” diyenler aylar geçen soruşturmalar sonunda Trump’ın amacının gerçekten de bu olduğuna kanaat getirdiler. 

Trump ve taraftarları da pek masum sayılmazlar. Neticede ülkelerinin düşmanı konfederasyon bayraklarını kongre binasında sallandırdılar. Ancak geldikleri gibi kapıyı açık bulduklarını da görmezden gelemeyiz. 

Trump ne kadar Biden’ı “Çin uşağı” ilan etse de Biden idaresi altında ABD Çin ile küresel bir mücadeleye hazırlanıyordu. Bu dönemde ülkenin ayrıştırılmaya tahammülü yoktu. Dürüst olmak gerekirse muhafazakar gruplar Rus ve Çin ajanlarının rahatça cirit attığı ortamlar. ABD küresel güç olma iddiasını sürdürmek istiyorsa aykırı sesleri susturmak zorundaydı. 

Belli ki 6 Ocak olaylarının üstüne daha çok gidecekler. Operasyonlara kamuoyu desteği ise yavaş yavaş azalıyor. Trump ve taraftarları henüz ciddi hukuksal bir sorunla karşılaşmadılar (baskına katılanlar hariç). Fakat ABD yakın zamanda bunun peşini bırakmayacak gibi gözüküyor, özellikle de 2024’te Trump tehdidi tekrar yükselme potansiyeline sahipken. Haftaya başka bir yazıda görüşmek dileğiyle, iyi hafta sonları efendim.