ABD seçimleri sonrası yenik başkan Donald Trump koltuğunda kalabilmek adına son mühimmatını etrafa boca ederken bir yandan da galip demokratların sola yakın isimleri Biden’ı seçim öncesi sözleri üzerinden sıkıştırmaya başladılar. Demokratların en popüler “solcusu” Alexandria Ocasio Cortez Biden’ın verdiği sözleri tutmasını isteyen bir açıklama yaptı.

Biden’ın fanatik destekçileri “adam koltuğa bir otursun hele!” demeye devam etseler de Cortez’in kastının öncelikle kabine tercihleri olduğu belliydi. Son çıkan haberler o ki, Bernie Sanders ve Elizabeth Warren gibi sol siyasetin ağır topları kabine dışında kalacak gibi gözüküyor. Büyük sürpriz olmazsa Biden daha koltuğuna oturmadan verdiği sözlerden caymaya başlamış olacak.

Kaybetmekten memnun Bernie Sanders

Sanders ismini eminim ki duymuşsunuzdur. Her ABD seçimleri öncesi yapılan ön seçimlerde ortalığı kasıp kavuran yaşlı bir sosyalisttir kendisi. Eski günlerini mumla arayan futbol takımı taraftarları gibi her sezona “ bu sene bizim senemiz” diye başlar ve sonu hezimetle biter. Trump Sanders için “hayatımda bu kadar kaybetmekten mutlu bir kaybeden görmedim” demişti. Açıkçası haklıydı da. Bernie Sanders her ön seçimde en çok ilgiyi gören aday oluyordu. 2016 yılında da 2020’de de aynı şey yaşandı. Clinton’a ve Biden’a fark atmış olsa da tuhaf bir şekilde çekilmeye zorlandı ve son birkaç ay kala “ Biden’a-Cliton’a oy verin! Ölüm kalım meselesi!” gibi açıklamalar yaptırıldı.

Trump tabii ki Demokrat Parti’deki gerginliğin farkında olacak ki özellikle 2016’da bunu çok kullandı. Sanders’ın popülaritesine rağmen bir kenara itildiğine sürekli vurgu yapıyordu. Trump için bu her ihtimalde başarılı bir stratejiydi. Demokratların merkez siyasetçileri eğer Sanders ekibini kucaklarlarsa bütün ülkeye “bunlar komünist!” propagandası yapacak, eğer kucaklamazsa şimdi olduğu gibi “Sanders’ı ciddiye almıyorlar!” argümanını kullanacaktı.

Solun büyük kayıpları

Son seçimlerde Florida eyaleti rahat bir şekilde Trump tarafından kazanılmış olmasına rağmen asgari ücreti arttırma teklifi rekor oyla kabul edilmişti. Geçen yazımda da değindiğim üzere Florida halkı sağ bir partiye oy verip sol bir yasayı büyük çoğunlukla geçirebilmişti. Bu tezatlık sadece benim değil bir çok Demokratın da ilgisini çekmiş olacak ki öz eleştiriler gelmeye başladı bile.

Yanlış anlamayın, “sınıf bilincine sahip sol kesim artık Cumhuriyetçilere oy veriyor!” gibi saçma bir çıkarım yapma derdinde değilim. Böyle bir şey muhtemelen yakın gelecekte olası da değil. Ancak bu durum Demokratların halkın ekonomik sorunlarından ziyade kimsenin umursamadığı burjuva telaşlarının peşine takıldığını gösteriyordu. Böyle bir ortam ise popülist sağ siyasetçiler için mükemmeldi.

Burada suçlanacak tek grup da Biden ve ekibi değil. Sol siyasetin yaşlı ve genç temsilcileri olan Sanders ve Cortez de bunda sorumlular. Sanders iki seçim elinden çalınmasına rağmen hala hakkını gasp eden sermaye siyasetçilerine destek istiyordu. Cortez ise genç twitter kullanıcılarının gazına kapılıp halk içinde kimsenin umursamadığı kimlik siyaseti saçmalıklarını öncelemekteydi.

Daha da kötüsü bu kimlik siyaseti bir silaha dönüştürülüp seçim aracı olarak kullanılmaya başlandı. Hollywood’u kasıp kavuran Metoo hareketinin üstüne son çivi Joe Biden’ın adaylığı ile çakılmış oldu. “Bütün kadınlara inanın!” sloganı ile hareket eden feminist örgütler Biden’a yapılan cinsel taciz suçlamalarını halının altına süpürmüşlerdi. İçlerinden bir kaçı suçlamaları yönelten Tara Reade’e “sana inanıyoruz ama daha önemli meselelerimiz var” bile dediler. 2017’de Trump’ın atadığı yüksek mahkeme yargıcı Kavanaugh’a yapılan cinsel taciz suçlamaları ise feminist örgütlerin gündeminde birinci sıradaydı. Senatörlerin evlerinin önüne gidip “ bu tecavüzcüyü mü atayacaksınız” diye bağıranlar dün gibi gözümün önünde. Biden olayından sonra benzer bir durum kamuoyu tarafından ciddiye alınır mı artık pek sanmıyorum.

Black Lives Matter’ın akıbeti de Metoo ile benzer olacak diye tahmin ediyorum.  Google Trendlerde “Black Lives Matter” aramasının en çok yapıldığı tarihlere bir bakın;

Temmuz 2016’dan sonra ilk sıçramasını Temmuz 2020’de yapmış. İkisi de seçimlerden 4 ay önce. Nedense ABD’nin 300 yıllık kanayan yarası ırkçılık sadece seçimden birkaç ay önce akıllara geliyordu.  Tabii ki bu tek başına bir delil değil ancak BLM’nin (Black Lives Matter) de seçim kampanyalarına kurban verildiğini gözler önüne sermeye yetiyor. Biden koltuğa oturduktan sonra en azından 2 yıl sonraki Midterm seçimlerine kadar ırkçılığın gündeme oturmasını beklemiyorum.

Her şeye rağmen Biden yönetiminin solcuları tamamen görmezden geleceğini de sanmıyorum. Ya Elizabeth Warren ya da daha düşük profil bir sol siyasetçi Biden’ın kabinesinde yer alacaktır. Biden ekibi Maliye bakanlığı için “ hem solcuların hem merkez demokratların seveceği” bir aday dediğine göre Warren olmayacak gibi gözüküyor. İşin üzücü tarafı ise 3. Kez hakkı çalınsa bile Sanders ekibinin muhtemelen ses çıkarmayacak olması. Artık Sanders’ın tek maksadının ABD’li sosyalistleri sermaye çatısı altında tutabilmek olduğu fikri kendi seçmeni içinde çokça konuşulan bir durum.

ABD’de sol hem ideolojik olarak bir çöküntü içinde hem de seçim kazanımlarından faydalanamayacak kadar dışlanmış boyutta. Gençlerde sol siyasete ilgi çok olmasına rağmen anlamlı bir harekete dönüşemeden sermaye odaklı Demokratlar tarafından yutuluyor. Belki de solcular için başka seçenekler arama zamanı gelmiştir. Haftaya başka bir yazı için beklerim efendim. İyi hafta sonları.