ABD 2020 seçimleri için son düzlüğe girdiğinden beri ülkemiz dahil emperyalizmin ilgisini çeken bir çok ülkenin gündeminde bir soru var; hangi aday bizim işimize gelir?

Bazı medya kuruluşlarında kimin seçileceğinden bağımsız ABD çıkarlarının her daim gözetileceği, bu yüzden çok büyük değişimler olmayacağı konuşuldu. Ancak ben bu fikirde değilim. Biden ile Trump’ın dış politika tercihlerinin başta ülkemiz olmak üzere dünyayı nasıl etkileyebileceğini tartışalım.

Trump’ın dış politika vizyonu

Donald Trump 2016 seçim kampanyasında belki de en fazla dış politika vaatleri ile ilgi çekmişti. ABD için uygun bulduğu vizyon artık “dünya polisliğini” bırakıp kendi haklarını ve sınırlarını muhafaza eden bir devletten oluşmaktaydı.

Soğuk Savaşın bitmesinden bu yana dünyada özgürce dilediğini yapan, başka ülkelerin problemlerine karışan ve nihai söz sahibi konumundaki ABD, Rusya ve Çin gibi tekrar ayağa kalkan uluslararası aktörlerin tehtidi altına girmişti. Rusya ve Çin yanlız ABD hegemonyasına karşı üç kutuplu bir dünya arzusu içindeydi. Trump’ın vizyonu ise bu fikre karşı çıkmak yerine uyum sağlamayı planlıyordu. Ona göre Çin, agresif ve kural tanımaz bir şekilde genişliyordu, ancak ABD’nin çıkarları korunduğu sürece Çin de dahil olmak üzere herkes ile anlaşmalar yapılabilirdi.

Tabii ki bir de NATO var. Trump artık ülkesinin başkalarını “korumak” için para harcamasını istemiyordu. Bu nedenle bir çok Avrupa ülkesiyle ilişkileri epeyce sorunlu götürmekte. Trump’ın başta olduğu bir dört yıl daha NATO’nun epeyce güç kaybedeceğini öngörmek aşırıya kaçmaz diye düşünüyorum.

Trump kendisine dünya çapında aşırı sağ liderleri dost gören bir karakter. Macaristan’ın Orban’ı, Brezilya’nın Bolsanaro’su ve Polonya’nın Duda’sı sadece bir kaç örnek.

Trump Venezuela’lı Maduro ile tersleştiği zaman Bolsanaro’nun hemen askeri müdahale teklifi yapması, ABD’nin Trump döneminde Almanya’daki askerlerini kendine dost gördüğü Polonya’ya kaydırması ikinci bir Trump zaferinin dünya çapındaki sağ liderlerinin epeyce işine yarayacağını gösteriyor.

Ortadoğu ve Güney Amerika’da Trump yönetimi

Trump ABD’nin Ortadoğuda bitmek bilmeyen savaşlarından pek hoşlanmayan bir lider. 2016 vaatlerinden biri de bu savaşları bitirmekti. Açıkçası yeni bir cephe de açmadı. Tabii bunları söylerken odadaki fili es geçmemek gerekir; İranı. Trump’ın Beyaz Saray’da etrafına topladığı dış politika uzmanlarının birincil hedefi her daim İran oldu. Trump ilk dönemine Obama’nın İran ile yaptığı nükleer anlaşmalarını bozarak başladı. Son dönemde ise bildiğiniz üzere İran’lı general Kasım Süleymani’ye suikast düzenlemişti. Eğer Trump bir dört yıl daha kalırsa İran ile gerilimlerin artması, yeni suikastler ve ekonomik yaptırımlar olası gözükse de iki ülkenin savaşa gireceğine pek inanmamaktayım.

Güney Amerika için ise son dört yıl epey zor geçti. Trump yönetimi Ortadoğu’da sahip olduğu “barış yanlısı” tavırlarına arka bahçesinde pek yanaşmamıştı. Trump döneminde Brezilyalı sol  lider Lula ve Dilma’nın mesnetsiz yolsuzluk iddiaları sebebiyle bıraktıkları koltuğu Bolsonaro almış, Veneuzela’da Maduro’ya darbe girişimlerinde bulunulmuş. Bolivya’da Evo Morales askeri darbe ile indirilmişti. Evet Trump yine de kendi ordusu ile yeni maceralar aramıyordu ancak ABD çıkarları (ya da kendine yakın elitlerinin çıkarları) doğrultusunda müdahalelerden kaçınmamıştı.

Pentagon’un vizyonu

Yukarıda bahsettiğim üzere, Trump yönetimi ABD’nin emperyalist eylemlerinin farklı coğrafyalara kaydığı bir dönem oldu. Ancak bu kendi partisinin şahinleri için bile yeterli değildi.  70’den fazla Cumhuriyetçi ulusal güvenlik uzmanı 2020 seçimlerinde Biden’ı desteklediklerini açıkladılar. Kendince sebepleri çoktu ama en dikkatçi çekici olanlar Trump’ın dış politika atılımlarını yeterince “Amerikan” bulmamalarıydı. Onlara göre Trump’ın NATO’ya gösterdiği tepkiler müttefiklere bir ihanetti. Uluslararası alanda Trump ülkeyi rezil etmiş bizimki de dahil olmak üzere “demokratik açıdan sorunlu” ülkeler ile dostluklar geliştirmişti.

Birçok analistin de söylediği gibi Pentagon’un kimin seçildiğinden bağımsız olarak Rusya ve Çin ile uzun vadede bir mücadele planı var. Bu planı uygulamaları için en uygun aday ise Joe Biden gibi duruyor. Peki Biden seçilirse ABD dış politikasında ne beklemeliyiz?

Biden’ın Amerikası

Biden’ın seçildiği bir ABD’nin dış politika atılımları büyük oranla Obama ile aynı doğrultuda olacaktır. Ne kadar Trump yüzünden hasar görmüş olsa da, İran ile ilişkiler tekrar başlayacaktır. Ortadoğu’da Arap Baharının kalan taşları da devrilmeye çalışacak belki yeni cepheler bile açılacaktır.

NATO ve Avrupa Birliği tekrardan ABD ile yakınlaşacak, Doğu Avrupa üzerinden Rusya’nın sıkıştırılması devam edecektir. ABD’nin kaynakları büyük oranda Rusya, Çin ve Ortadoğu’daki mücadelelere ayrılacak olsa da Trump’ın Güney Amerika operasyonları bu dönemde de yüksek ihtimal devam edecektir.

Biden’ın 9 ay önce yaptığı bir konuşma ülkemizde epeyce iç siyaset malzemesi haline geldi. O konuşma ABD halkından çok Biden’ı destekleyen güç odaklarına yapılan bir “pitching” (yatırımcılara yapılan ön sunum) çalışmasıydı. Biden onlara dış politika projelerinden bahsetmekteydi. Demokratların Türkiye’ye olan bakış açısı aslında Biden yönetiminde ABD’nin Ortadoğu planlarına geri dönme arzusunun ne kadar kuvvetli olduğunu bize göstermişti.

Sonuçlar

ABD Trump yönetimi altında Rusya ve Çin ile olan bölgesel mücadelelerinde çokça kan kaybetti. Biden’ın seçilmesi Türkiye’nin de içinde bulunduğu bir çok ülkenin yaptırımlar da dahil olmak üzere epeyce zorluk ile karşılaşması anlamına geliyor. Trump’ın pek de olası gözükmeyen yeniden seçilmesi ise mevcut siyasi rüzgarların olduğu gibi devam etmesine gebe. Bir gerçek var ki, ABD derin devleti Rusya ve Çin ile mücadeleyi kafasına koymuş. Trump altında bölgesel olarak kayıplar yaşasalar da uzun vadede  küresel anlamda ekonomik ve belki de askeri mücadelelerin yaşanacağı açık gözüküyor. Haftaya Pazar görüşmek dileğiyle…