Adliyede Olağan Dışı Bir Gün - Tarihe Tanıklık
Türkiye dün İstanbul Adliyesi’ne kilitlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, saat 14.30’da gazetecilere açıklama yapacağını duyurmuştu. Bu bile tek başına olağanüstü bir durumdu.
Türkiye dün İstanbul Adliyesi’ne kilitlendi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, saat 14.30’da gazetecilere açıklama yapacağını duyurmuştu.
Bu bile tek başına olağanüstü bir durumdu.
Hele gündemde İBB iddianamesi ve büyük bahis operasyonları varken…
Toplantıya gitmek üzere Bakırköy Adliyesi’nden rotamı Çağlayan’a çevirdim.
Aman Allah’ım… Yine her yer kapatılmış, güvenlik önlemleri tavan yapmıştı.
Adliyeye vardığımda, yüzü aşkın meslektaşımın erkenden geldiğini gördüm.
Kalabalığın içinde bir telaş, bir beklenti…
Basın açıklamasına yalnızca adliye muhabirlerinin alınacağı söylendi.
Saat 14.15 civarı açıklamanın yapılacağı kata yöneldim.
Kapıda bir izdiham vardı.
Herkes içeri girmeye çalışıyor, kimlik kartları havada savruluyordu.
Tam o sırada Başsavcı Akın Gürlek’in en yakın çalışma arkadaşı, adliyenin kilit isimlerinden Can Tuncay turnikelerden içeri geçti.
Aslında başsavcıların zaman zaman basına açıklama yapması olağandır.
Yıllardır adliye koridorlarında haber peşinde koşan biri olarak bu tür toplantılara çok kez katılmıştım.
Ama bu kez farklıydı.
Genelde bu görüşmeler Başsavcının odasında olurdu; bugünse özel toplantı odasında, büyükçe bir salonda bir araya gelmiştik.
U şeklindeki masanın etrafında yirmiden fazla gazeteci yerini aldı.
Masalarda her birimiz için not kâğıdı ve kalem bırakılmıştı.
Hazırlığın titizliği, toplantının önemini fısıldıyordu.
Dakikalar 14.29’u gösterirken Başsavcı Gürlek gri takım elbisesiyle içeri girdi.
Yanında her zamanki gibi Can Tuncay vardı.
Gülümseyerek bize dönüp, “Biliyorsunuz neden buradasınız, değil mi?” diye sordu.
Sonra ciddileşerek ekledi: “19 Mart süreci… İddianame tamamlandı.”
Yarım saat içinde dosyanın mahkemeye gönderileceğini söyledi.
O an Can Tuncay, başını hafifçe eğerek “Talimatınız alınmıştır, Başsavcım,” dedi.
Gürlek sakindi.
Soğukkanlı bir tonla iddia makamının tezlerini sıraladı, iddianamenin satır aralarını anlattı.
Sorular ardı ardına geldi.
Gazeteciler merakla eğildikçe kalem sesleri yoğunlaştı, not defterleri doldu.
Bir süre sonra Gürlek, saati göstererek, “Arkadaşlar, sizin de vaktiniz kıymetli, bizim de. Hepinize teşekkür ederim,” dedi.
Toplantı sona erdiğinde salonu bir koşuşturma sardı.
Canlı yayına yetişmeye çalışan muhabirlerin ayak sesleri, Çağlayan’ın mermer koridorlarında yankılandı.
Kimi koştu, kimi telefonuna sarıldı; bense masada bir an öylece kaldım.
Bir Çağlayan mesaisi daha bitti, demek isterdim.
Ama biliyorum…
Bu binadaki mesaim, bu kalabalığın içindeki varlığım, belki de bu mesleği bıraktığım gün gerçekten bitecek.