Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 27 Eylül 2018 tarihinde New York'ta, yaptığı konuşmada: “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdiklerini, 16 Bakanlık’tan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek” dedi.

Böylece Türkiye’de McKinsey konuşulmaya başlandı. Şimdiye kadar Türkiye’de birçok faaliyeti olan bu şirket birden kamuoyunun göbeğine yerleşti. Görüldü ki, bu danışmanlık şirketi dünyada çok da itibarlı bir şirket değil. Başarısız danışmanlıkları ve hatta gizli siyasi faaliyetleriyle anılmış bir şirkettir.

Bu danışmanlık şirketi IMF’ye benzetildi. Hükümetin tükürdüğünü yalamamak için IMF yerine kaim olmak üzere bu şirketle anlaştığı yazıldı, çizildi.

Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, danışmanlık şirketi McKinsey üzerinden yapılan eleştirilere cevaben; “Bütün Bakan arkadaşlarıma söyledim, ‘Bunlardan fikri danışmanlık hizmeti de almayacaksınız’ dedim.’’
Daha önce ‘’Türkiye’de kriz mıriz yok’’ diyen Erdoğan bu kez; ‘’ Her kriz beraberinde birçok fırsatı da getirir. ‘’ demek suretiyle kırizi kabul etmektedir. Acaba Erdoğan krizi zımnen kabul ettiği gibi; IMF’yi de kerhen kabul edecek mi?

Türkiye dış krediye ihtiyaç duyduğu zamanlarda şimdiye kadar olduğu gibi Türkiye’nin de ortağı ve kurucusu olduğu Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir anlaşma yapardı. Buna ‘’stand By’’ anlaşması denilmektedir. Anlaşmayı Türkiye Hükümeti Hazine yetkilileri resmen imzalarlamışlardı. Yani bunun bir resmiyeti, ciddiyeti vardır.

AKP’nin şeytanlaştırdığı IMF ile ilk anlaşmayı 1958 yılında Adnan Menderes imzalamıştır. Sağ liderler Demirel, Özal, Çiller ve Bahçeli’nin de Başbakan Yardımcısı olduğu Ecevit hükümeti de IMF ile Stand By anlaşması imzalamıştır. En şaibelisi ise 12 Eylül öncesi ve sonrasında Özal imzalamıştır. İsmet İnönü’nün imzaladığı bir Stand By anlaşması yoktur! AKP her sıkıntıya düştüğü zaman yaptığı gibi 30’lu yıllara, Atatürk’e, İnönü’ye göndermeler yaparak hiçbir şeyi çözemez! Millet 80 yıl öncesine bakmaz! Çarşıya, pazara bakar.

Şimdi gelelim IMF’ye. IMF’nin yaptığı ‘‘Stand By’’ anlaşması ve uyguladığı proğram diğer borç veren banka ve finans kuruluşlarına güven veren belge niteliği taşımaktadır. Para ürkek ve korkaktır. Risk olan yere gitmez. IMF bunun teminat, kefalet koymaktadır. IMF’nin verdiği kredi sembolikti, ön açmadır. ‘’İşte ben de kredi veriyorum, durum kontrolümdedir, burası sağlam siz de yatırımlarınızı ve kredilerinizi verebilirsiniz’’ demektedir.

Geldiğimiz noktada IMF yerine McKinsney’le bir anlaşma yapıldığını Sayın Hazine ve Maliye Bakanı açıkladı. Yani “tatardan kaçarken, betere yakalandık.”

Bir Amerikan şirketi olan MnKisney Amerika’dan başka, diğer ülkelerde de faaliyet gösteren onlarca danışmanlık şirketlerinden biridir. Bu danışmanlık şirketiyle nasıl bir sözleşme imzalandı? Bu sözleşmenin içeriği nedir? Sözleşmeyle bu şirkete ne kadar ücret ödenecektir? Şimdi bu hizmet alınmayacaksa sözleşmeyle bir yükümlülük altına giriyor muyuz? Bunları halkın bilmesi gerekir.

Cumhurbaşkanı’nın ‘’fikri danışmanlık almayacağız’’ açıklamasına karşın, cayan taraf Türkiye olduğuna göre, sözleşmeden cayma bedeli olarak bir ödeme yapılacak mı? Bunun mali boyutunun sorumlusu kim olacak?

Yoksa bu konu da Man Adası olayında olduğu gibi; ‘’para gitmedi geldi!’’ ‘’Bize hakaret ettin tazminat öde!’’ gibi gargaraya mi getirilecek?

Peki, bu şirket kimdir, nedir? Bundan önceki yazımda da biraz değinmiştim. Bu şirketin sicili üzerinde de biraz durmak gerekir.

Öteden beri AKP ile iş tutmaktadır. Tekel’in özelleştirmesinde danışmanlık yapmıştır. Avrupa Birliği’ne girişimiz için danışmanlığı var. Türkiye’de ofisi 1995 yılından beri var.

McKinsey, Şikago Üniversitesi profesörlerinden James O. McKinsey tarafından 1926 yılında ‘’McKinsey&Company’’ adı ile kurulmuştur. Havacılık, savunma, enerji, medya ve telekomünikasyon alanlarında; küresel şirketlere, devletlere ve sivil toplum kuruluşlarına danışmanlık yapmaktadır. Dünyanın en önde gelen yönetim danışmanlık şirketlerinden biridir.

Davos Zirvesi’ni organize ediyor, tartışma konuları ile katılımcıları belirliyor. Ama sicilinde birçok skandallar ve şaibeler bulunmaktadır.

McKinsey Amerika’nın enerji devi Enron’nun iflasında danışmanlık yapması en önemli skandallarından biridir. Bilanço makyajlamak, bilanço hesapları arasında hile ve yolsuzlukları ile iflas ile tarihe geçen Enron’un danışman şirketi McKinsey’dir. Her işte olduğu gibi bu işten de paçayı sıyırmış, o dönemin en ünlü denetim ve danışmanlık şirketi olan Artur Andersen ise kapanarak tarihe karışmıştır.

McKinsey yöneticisi Rajat Gupta 'Insider Trading' (yani içerden öğrenenlerin ticareti) yaptığı için 2 yıl, bu suçu birlikte işlediği fon yöneticisi ise 11 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Rajat Gupta cezasını Ocak 2016’da tamamlayarak serbest bırakılmıştır.

Peki bu işlenen suç nedir? İnsider Trading suçu; halka açılmış bir anonim şirketin, borsa fiyatını etkileyebilecek önemde olumlu veya olumsuz bir bilgiyi kamuya açıklanmadan önce öğrenilip, ilgili bilginin haksız yere haksız rekabet oluşturacak şekilde ve kendi lehine kullanarak haksız kazanç sağlanması durumunu ifade eder. Bu suç bizim Ülkemiz kanunlarında ve dünyanın diğer ülkelerinde de yasaklanan ağır bir sermaye piyasası suçudur.

McKinsey’in diğer bir vukuatı ise, Güney Afrika’da toplam elektrik üretiminin yüzde 95'ini gerçekleştiren devlet şirketi Eskom’a danışmanlık hizmeti sunmasıdır. Mc Kisney’in başında bulunduğu Rajat Gupta Eski Devlet Başkanı Jacop Zuma'ya yakınlığıyla bilinmektedir. Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sonrasında McKinsey 2016 yılında şirketten 6 ay için yaklaşık 1 milyar rand (Zar, Güney Afrika parası), yani 70.5 milyon dolar aldığı ve karşılığında hiçbir hizmet sunmadığı anlaşılmış ve para sonradan iade edilmiştir. Ama, McKisney hakkında hiçbir rüşvet ve yolsuzluk soruşturması açılmamıştır.

McKisney, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı özerk bir ada olan Porto Riko’nun borç yapılandırmasını da yapmıştır. Borçlarını ödeyemeyecek hale gelen ve iflas koruması başvurması ardından borç ödemelerinin planlanması için McKinsey ile on yıllık sözleşme imzalamıştır. Bu işlem için 50 milyon dolar danışmanlık ücreti almıştır. McKisney fonlarının 20 milyon dolarlık kısmının Porto Riko Hazine bonosu olduğu ortaya çıkmış, İflas yönetimi bu durumu çıkar çatışması olarak nitelendirmesine karşın McKinsey; danışmanlık ve yatırım bölümlerinin tamamen ayrı çalıştığını gerekçe göstererek kanunlara aykırı hiçbir işlem yapılmadığını savunmuştur.

McKinsey şirketinin ne mal olduğunu, gizli, kapaklı marifetlerinin bir kısmını yazmaya çalıştık. Bu yazıyı buraya kadar yazarken; çok sevdiğim, entelektüel bilgisine, felsefi ve düşünsel derinliğine, Türkiye ve dünya sorunlarını derinlemesine bilen, analiz eden, sohbetinde zevk aldığım bir ağabeyime okudum. Bana biraz sonra aşağıdaki notu iletti:

‘’Yazında belirtiğin konuları öğrenmiş oldum. Çok teşekkürler. Şimdi sıra, aşağıdaki sorulara yanıt aramada:

1- Anlaşma gerçekten iptal edildi mi ? 2- Özel ve gizli bir anlaşma yapılmış olabilir mi? 3- Sözleşme bedeli örtülü ödenekten karşılanırsa hesabı sorulabilir mi? 4- Bu şirket Trump’ın talimatları dışına çıkabilir mi? 5- Çıkamazsa ki ben o inançtayım, Trump Türkiye’ye bu şirket üzerinden müdahale etmeyecek mi? 6- Bu şirketin her ülkede finasman işler kılıfı ve şemsiyesi altında siyasi işler çevirme aracı olduğunu bilerek davranmak gerekmiyor mu? 7-Enron’un halen Adapazarı’nda fabrikası var mı?’’

İşte Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin muhatap aldığı, hizmet satın alacağı şirket bu. Atalarımız; ‘‘büyük lokma ye büyük laf etme’’ demişler. İç politikaya yönelik ‘IMF’ye borç verdik’’ şişinmesinin Ülkemizi getirdiği nokta bu. Şimdi daha kötü yerdeyiz! IMF ile anlaşmadan dünyanın hiçbir finans kuruluşundan borçlanmamız mümkün değil. Peki önümüzdeki bir yıl içinde 180 milyar doları nerden bulacaksınız?

Eski bir deyim var: ‘’Şüyuu vukundan beter’’ diye. Yani, sözün çıkması onun gerçekleşmesinden daha kötü. ‘’IMF ile asla anlaşmam’’ demek ‘’anlaşmaktan da beter.’’

IMF olmazsa spekülatör George Soros’a mi gidecekler! Allah korusun!