Aslında bir siyasi görüşün sloganıydı. 1975’ten sonra galebe çalmış ve bir kuşağın üzerinde etkili olmuştu. Müellifiniz de bu kuşağın etkilenen gençlerden biriydi. İlginç zamanlardı. “Ne Amerika Ne Rusya Bağımsız Türkiye” derseniz başka fraksiyondan, “Ne Amerika Ne Rusya Demokratik Türkiye” derseniz üçüncü bir fraksiyondan olurdunuz. “E, aralarında ne fark var ki?” derseniz, uzun ve ayrıntılı bir tartışmanın içinde kendinizi bulacağınız için sizi ırakta tutmak isterim.

“Mao Ze Dung Düşüncesi” diye bilinen bir dünya görüşünden ilhamını alan bu teorik yaklaşımda, henüz ‘Çin Devlet Kapitalizmi’ oluşmadığı için masum/sosyalist kabul edildiğinden “Ne” kavramı içine Çin alınmazdı. Şimdi savaştayız. Bir yandan Rusya, Ukrayna’yı işgal ederken Tayvan ise 9 Çin uçağının sınırlarını ihlal ettiğini ilan ederek yukarıdaki slogana su taşıdı.

‘Takdir edersiniz ki’den derdim, “18 yaşında bile ne kadar da haklıydım” demek değil. 61 yaşım, bana bütün emperyalist savaşlara karşı olmamı vaz ediyor. Gorbaçov, Sovyetler Birliği’ni/devlet kapitalizmini sona erdirecek kararları verirken, NATO’nun “hiç merak etme NATO eski CENTO sınırlarını koruyacak ve bu ülkelerde hegemonya mücadelesi vermeyecek” sözünü tutmadığı gerçeğini biliyorum. Sonra ne olmuş? NATO, Macaristan, Polonya, Estonya, Bulgaristan, Romanya, Litvanya ve Letonya’yı üyesi yapmış ve mevzuya ihanet etmiş. NATO da emperyal vizyonunu bu ülkelere taşımış. Başka? Rusya aslında devlet kapitalizminin hegemonya alanını önemsediği için, NATO’nun bu ülkelerde bayrak göstermesine karşıymış. Teoride “uluslararası paylaşım” diye bilinen bu süreçte, kendi iktidar alanına başka emperyalistlerin ‘sulanmasını’ istemediği için pazarlık masasını böyle kurmuş.

Şimdi teorinin “uluslararası paylaşım savaşı” denilen kısmındayız. Rusya, tıpkı geçmişte Azerbaycan, Gürcistan, Abhazya, Çeçenistan örneklerinde olduğu gibi kendisinden olmayanı sopayla yola getirerek kendi emperyal sınırlarını çiziyor. Tıpkı bir köpeğin sidiğiyle yaptığı gibi. Ya NATO? Bu sorunun yanıtını vermeden önce NATO’nun o iş bilir/akıllı komutanlarının Türkiye vizyonunu anlatmak isterim.

Amerikalı subaylar Türkiye’nin bir Sovyet işgaline karşı nasıl bir savunma stratejisi uygulaması gerektiği sorusuna verdikleri yanıtla, Türk subaylarını şoka uğratmıştı. Zira Amerikalılara göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Sovyet ordusuna karşı bir direnme kapasitesi yoktu. Bu nedenle de ilk savunma hattı Toros Dağları üzerinde kurulmalı ve ülkenin yarısı Sovyet ordusunun işgaline bırakılmalıydı. Sonrasında Akdeniz’den “kurtarıcı” NATO ordusu gelecek ve direnen Türk ordusunu takviye edecekti. Yani vatanın yarısı çoktan elden gitmiş olacaktı.

Şimdi aynı senaryo Ukrayna için geliştirildi. Ukrayna ordusunun direncinin Rus işgaline değil, gayrı nizami savaşa göre organize edildiğine ilişkin kimi senaryolar geliştirildi ve Ukrayna uluslararası sembollerde kullanıldığı biçimiyle, “ayının” ağzına itildi. 

Senaryonun ilerleyen aşamasında ise hakim ve muktedir emperyalizm, ekonomik kuşatma/yaptırımlarla Rus ekonomisi üzerinde mutlak hakimiyetini kuracak –ki Putin ‘bizi uluslararası sistemden dışarı çıkarmayın’ diyerek bu kaygısını dile getirdi- ve Çin ile baş başa kalacağı yeni bir dünya hakimiyetinin peşinde koşacak.

“Ey Rıdvan Akar! Yoksa sen her konuda fikri olan medya maydanozlarından mısın?”     

Böyle dediğinizden kaygı duyduğum için devam etmiyorum. Zira uluslararası dış politikaya dair daha fazlasını söylemek haddim değil.

Ama demem o ki; rahmetli İsmet İnönü’nün söylediği gibi “Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile bir yatağa girmeye benzer.” Kimse medyatik görüntüler/propaganda dışında Ukrayna halkının/sivillerinin neler yaşadığını konuşmuyor. Kimse, insanların can kaybı, ölümler ve yerine konulamayacak yıkımı önemsemiyor. “Kimse barıştan söz etmiyor.” Batı Avrupa ise hala Rus doğalgazı ile ısınmayı sürdürüveriyor.

Ve 17-18 yaşında henüz sakalları çıkmamış bir gencin hançeresini yırtarak bağırdığı o slogan bugün hala geçerliliğini koruyor:

“Ne Amerika Ne Rusya Bağımsız Demokratik Türkiye”