“KKTC Olağan Statüko Şenlikleri”ne hazır mısınız? Gerçi hazır olmasanız kaç yazar? Başa gelen çekilirmiş, deyip dalacaksınız içine çok yakında. Hatta şenliğimizin ilk gösterileri ufaktan başladı bile.

Malum, Cumhurbaşkanlığı seçimleri geliyor.

Önümüzdeki günlerde “statüko aşağı statüko yukarı” diye kafalarınız epey ütülenecek. Hele de genç muhalefet liderimiz, CTP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Erhürman’ı bir yerlerde dinlemek zorunda kalırsanız. Hepimize Allah sabır versin!

Niye Erhürman’ı özellikle belirttim?

Çünkü statükodan, onu yıkmaktan söz etmek öncelikle ülke siyasetimizin “sol tarafının” ana meşgalesidir de ondan.

Ne büyülü bir sözcüktür o statüko? Peki; esas olarak kimdir, nedir? Kendisiyle ne kast edilir?

Kimine göre statüko UBP’dir.

Bir başkasına göre ateşkes halinin olağanlaşmasıdır.

Ya da bir başka kesime göre statüko; tüm siyasi partilerin başkan ve idarecilerinin toplu olarak yazdığı ve rol aldığı bir masaldır.

Aslına bakarsanız statüko birilerinin kendilerine meşruiyet sağlamasına yarayan, üzerinde yol alınan zeminin adıdır. Misal; CTP gibi partileri ahaliye sol diye yutturmanın kullanışlı bir aracıdır.

Bir zamanlar entelektüel bir yazar vasfıyla statükoyla ne güzel hesaplaşırdı genç muhalefet liderimiz Erhürman.

Karnesi yıldızla dolu….

Statükoyu yıkmayı aklından geçirmişti elbette, ama siyasete girince hızlandırılmış statüko kursuna tabi tutuldu. Okul aile birliği söz dinleyen, karnesi yıldızlı pekiyi dolu, tırnak kontrolünde hep aferin alan, pantolonu, gömleği hiçbir yere takılmadığı için hiç yırtığı söküğü olmayan bir öğrenci yaptı kendisini. Statüko halen kaya gibi duruyor yerli yerinde.

Bana kalırsa; kendisine bırakılmış olsaydı asla cumhurbaşkanı adayı çıkmazdı.

Sadece o mu?

Bence Ersin Tatar da parti başkanlığıyla çok rahat idare ederdi.

Ama işte parti başkanlığında kalıcı olmak için o seçime girmek gerekir. Ama risktir de. İnsanı huzursuz eder. Ama arkadan da iterler.

Mutlaka kazanacağınıza inandıklarından değil.

Parti başkanlığına talip olanlara yol açsın diye de bazen insan aday yapılır.

Mecbur kalırsınız.

İki ucu “pis” değnek yani!

Peki şimdi aslında bu işte bir tuhaflık yok mu?

Biz önümüzdeki beş yıl boyunca toplum lideri vasfıyla bizi tüm dünyaya karşı temsil edecek, gerektiğinde tüm toplum adına sözcülüğümüzü yapacak ve elbette müzakerelerde yılların beklentisi bir çözüm için ter dökecek birisini mi seçiyoruz bu seçimlerde, yoksa?..

Yoksa kurulu siyasi düzenimiz içinde kendine bir köşe kapmayı başarmış ve o köşeyi elinde tutmayı ya da genişletmeyi hedeflemekten öte gündemi olmayan siyaset esnafının şahsi geleceğini mi oylayacağız.

Bütün parti başkanlarının illa ki cumhurbaşkanlığı koltuğuna göz dikmeleri, arada bunu bağımsız kisvesine bürünerek yapmaları sadece bana mı tuhaf geliyor?

Adayların tamamı bir siyasi partinin başkanı olmuş ve o partinin mirası üzerinden toplum liderliğine soyunmak istiyorlar.

Ahali de bunların bu siyasi geçmişlerinden bağımsız ve tarafsız cumhurbaşkanı olacaklarına inanıp onlara oy vermek durumunda değil mi?

Ana sorun, yani o meşhur “statüko” bence tam da burada.

Seçmenler ehveni şer yaklaşımıyla bağımsız ve tarafsız olması gereken bir cumhurbaşkanı seçiyorlar.

Açıkçası seçmen olarak karnemiz de pek iyi değil. Son yirmi yıldır mevcuda tepki olsun diye yeni bir ismi göreve getiriyoruz. O ismin gerçekten o görevi ve makamı doldurup dolduramayacağına bakmaksızın sadece tepkisel bir yönelimle ülkeyi uluslararası alanda beş yıl temsil edecek bir ismi cumhurbaşkanı yapıyoruz.

Hazır mısınız? Aynı hatayı ekim ayında yeniden yapmak üzereyiz…

Hepsini mevcut Meclis’te yaptıkları kısır kavgalardan, ayyuka çıkan kişisel ikbal kaygılarından, ekonominin dibe vurduğu, insanların gelecek kaygısıyla çaresizlikten kıvrandığı şu günlerde bile dişe dokunur tek bir icraatı olmayan bu insanlardan birisini beş yıl toplum lideri yapmaya hazırlanıyoruz.

Bazen “bağımsız süsü verilse de kendisine esasen parti başkanı olan bu isimleri seçmekten bıkmadık mı?

Partisini tekil yönetenlerden halkın cumhurbaşkanı olmayacağı gibi federasyonun özünde yer alan kolektif ve demokratik liderliği de yakalaması imkansızdır.

Bu gerçekten ders alınması gereken bir toplumsal arızamızdır. Özellikle federasyon isteyen seçmenlerin bu konuya daha bir hassasiyet göstermesi öteki seçmenlere nazaran daha anlamlıdır.

Elbette tüm seçmenler için partizanlıktan uzak bir cumhurbaşkanı adayına ihtiyacımız olduğunu pandemi içindeki koşullarda daha iyi idrak etmemiz gerekiyor…

Pandemi koşullarında bile tamamı seçim derdindeler…

Pandemi koşullarında bile seçimi düşündüler, halk umurlarında bile olmadı, “önce ben” diyerek aralarındaki rekabete dayalı siyaset uyguladılar. Hele adayların arasında bazı söz tüccarları var ki; manipülasyon ve ajitasyonunda pek mahirler, onlara karşı ayrıca dikkatli olmalı.

Halbuki bizim adayımızın mücadelesi halkı uluslararası alana taşıma konusunda dünya ile olmalı.

Paradigma ve ölçü budur…

Yoksa birbiri arasındaki rekabet sadece bağımlı olunan adreslere şirin görünme hikayesidir. Sorun da budur zaten… 

Neydi “statüko”nun öztürkçesi? “Sürerdurum.”

Bu “durum” bu şekilde sürüyorsa, sorun biraz da bizde demektir.  Yani statüko aslında biziz, hepimiziz. Ne dersiniz? Sürdürmeye devam edecek miyiz hep birlikte bu durumu? Bir karar vermek zorundayız toplum olarak. Yoksa hep böyle sürer durur bu sürerdurum!