Okuyanlar hatırlarlar, geçen hafta ellerindeki sirkeyi şarap niyetine bize içirmeyi meslek edinmiş siyasilerimizden yakınmıştık. Çok genç bir okurumdan, bizzat 13 yaşındaki oğlumdan ciddi bir eleştiri aldım. “Sirkeyi şarap diye satanlardan şikâyet ediyorsun da bayıla bayıla satın almaya hazır müşterilerisiniz hepiniz, alıyorsunuz ki satıyorlar” deyiverdi.

Haklı ve meşru bir soru olmasının yanında çuvaldızı babasının nezdinde tüm bir yetişkin kuşağa batırmış olması düşündürttü beni.

Çocuk haklıydı…

Çocuk haklıydı; ülkemiz siyaset arenası görüntü olarak “tam rekabet piyasası” gibi dursa da aslında “tek tip ve kusurlu, kalitesiz ürünlerin” kendisine alıcı aradığı bir pazar sadece. Biz zavallı “müşteriler” de kendimizi pek akıllı, kurnaz ve bu “pazar”a karşı öfkeli görsek de halen “kelepir” arayan kişileriz. Üstelik bu durum yeni de değil, on yıllardır, hatta kendimizi bildik bileli aynı şekilde sürüyor. İnternet başında boşa vakit harcadığını düşündüğümüz çocuklarımızdan başka; kuralları eskimiş, köhnemiş bir dünyaya aitiz muhtemelen.

Bizim bildiğimiz, bizim kafamıza nakşedilmiş dünyada öğrenilmiş bir çaresizlik var. Var olanı değişmez, sorgulanmaz dünya kanunu kabul etmişliğin getirdiği bir hayalsizlik bizimkisi. “Ne yapalım, bu işler böyle yürüyor” diye kabullenmişiz, bu pandemi günleri sonrası, yoksulluk bunca yükselirken, umutsuzluk tavan yapmışken, tencere kaynamaz, mutfak yangın yerine dönmüşken, binlerce kepenk bir daha açılmamak üzere inmişken halen başkasının kovasına akan sudan belki birkaç damla da bana sıçrar anlayışında bir bireysel kurtuluş çabası içindeyiz.

İhtiyaçlar zincirinden bakınca…

Çok ilerledik, evlerimiz değişti, otomobillerimiz, akıllı telefonlarımız var; ama eski devirlerin Kıbrıs’ındaki yoksul ve cahil köylüler gibi acaba hangi Efendi küpünü doldururken bize daha merhametli davranır da ucundan bize de bir parça koklatır psikolojisinin tutsağıyız halen.

Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un kendi adıyla anılan meşhur teorisi vardır. İnsanın ihtiyaçlar zincirini tanımlar. Maslow İhtiyaçlar Zinciri Teorisi’ne göre birinci sıra fiziksel ihtiyaçlarındır: Nefes alma, su, beslenme, barınma, uyku, cinsellik, sağlık… İkinci sırada güvenlik gelir: İş, kaynak, can güvenliği… Bir basamak daha çıkınca üçüncü sırada aidiyet ihtiyacı çıkar karşımıza: Arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet, sevgi, sevecenlik… Bunlar elde edildiğinde dördüncü sıradaki ihtiyacımız saygınlıktır: Özsaygı, özgüven, başkalarına saygı duyma, başkalarından saygı görme. Listenin en üstünde beşinci sıradaysa; kendini gerçekleştirmek yer alır. Erdemli bir hayat manasına gelir bu. Problem çözücü, önyargısız, hakikatleri algılayabilen ve göğüsleyebilmeyi başarabilen birisi olmak en üstteki gereksinimdir Maslow’a bakılırsa…

Bizim ihtiyaç zincirimizde oğlana iş bulmanın, kızı kamuda bir yere yerleştirmenin ötesinde bir ihtiyaç maddesi olamıyor maalesef. Bunun yarattığı moralsizlik, ruhsal tahribat da elle tutulabilecek seviyede görünür hale gelmiş durumda.

Bambaşka bir kuşak yeni gençlik….

Ama bizden bambaşka bir bakış açısıyla yetişen yeni bir kuşak var. Biz onların seslerini duymuyoruz. Onlar gözlerini çoktan beşinci gereksinim maddesine dikmiş durumdalar. Kendilerini gerçekleştirmek istiyorlar. Bizim yarattığımız bu kısır düzenden alabildiğine uzak, bir o kadar da yabancılar. Bizim eskimiş “milliyetçi barışçı” ya da klasik “solcu – sağcı” ikiliklerimiz onlar için dünyayı açıklamaya yeten zıtlıklar değiller. Beynelmilel bir karaktere sahipler.  Sorgulayan eleştiren ve topluma fayda sağlayacak şeylere önem veren; içinden geçtiğimiz dönemin gençlerinin büyük çoğunluğu girişimci ve verili duruma dair akıl dolu sorularla itiraz eden bir kuşak…

Son aylarda Kıbrıslı Türklerin Dünya Sağlık Örgütü’ne üye olabilmesi amacıyla yürüttüğümüz kampanya vesilesiyle bu kuşakla daha yakından ilişki kurabilecek kadar zaman geçirdim. Aynı oğlum gibi cevabını bildikleri sorularla beni imtihana alıyorlar. Hakikati gördüğünü iddia eden güzel konuşmalar yapmanın faydasızlığını insanın yüzüne kibarca çarpmaktan imtina etmiyorlar. “Konuyu biz biliyoruz, çözüme gel” diyorlar kestirmeden giderek. Çok yakında arkadan gelenlerle birlikte seçmenler içindeki en kilit grubu oluşturacaklar ve bizim bu siyaset esnafı için işler çok zorlaşacak.

“Böyle gelmiş böyle gider” sinikliği…

Anne ve babalarının kuşağından farklılar. İnançsız, ilgisiz, hatta sorumsuz olarak görülseler de tam tersine peşinden koşulacak bir leyla olmadığı için öyleler. Yoksa anne babalarının kuşağının çok konuşup ellerini asla taşın altına koymadıklarının gayet farkındalar. Yolda, sağda, solda tanıdıklarla ayaküstü yaptığımız sohbetlerde ben de aynı hisse kapılıyorum bir nebze. Her şeyden yakınıyoruz, şikâyet ediyoruz. Arada mutlaka “Çok biliyorsan bu kadar sen aday ol da kurtar memleketi” diyen birisi çıkıyor. Bu cümleyi hafiften bir küstahlıkla kuran da var; “böyle gelmiş böyle gider” sinikliği, işi bir savunma mekanizmasıyla dalgaya, alaya vuran da… Aslında esas mücadele edilmesi gereken ikincisi.

Oysa önümüzdeki beş yıl çok ciddi kaybedilmiş yıllar olarak geçebilir tarihimize. Bu kritik dönemeçte denizi tamamen tüketmiş siyasetçilerin arasına sıkışmamız önemli bir sorun.

Bankaların bileşik faiz adı altında (CTP’nin halka büyük kazığı) yürüttükleri “tefeciliğine” çare üretememiş siyasiler mutlu bir gelecek vadediyor hepimize…  

Sorular çok lakin yanıtını bulmanın çok zor olduğu bir dönemdeyiz.

Sayılarını henüz bilmediğimiz bir seçmen grubu mevcut adayların aslında vizyonu olmadığını görüyor ve sandığa gitmek istemiyor. En mühimi bu mevcutlar arasındaki bir seçime taraf olmak istemeyen seçmen çok. Bunların ezici çoğunluğu bunu bildiği halde bu felaketi önlemek için kılını dahi kıpırdatmıyor. Çoğu da aklı başında iş güç sahibi insanlar….

Konuşuyoruz: Birisi çıksa, bir anda her şeyi değiştirse… Bütün işleri bir anda düzeltse, içimize umut aşılasa, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini güvence altına alsa… Nerede o her şeyi bilen büyük kurtarıcı? O yeni yüz, yeni anlayış?

Bakalım toplumun mevcut adaylardan memnuniyetsizliği vizyon sahibi, tarafsız ve mevcut partilerden uzak bir adayı tetikleyecek mi? Hep birlikte süreci izleyip göreceğiz…

Not: Dünya Sağlık Örgütüne Kıbrıslı Türklerin de ortak üye yapılması ve kuzeyde büro açılması hususunda çok sayıda muhtarımızla görüştük ve desteklerini sağladık. Kendilerine ayrı ayrı teşekkürler ederim. Bu vesileyle atladığımız, ulaşamadığımız veya ihmal ettiğimiz muhtarlarımızdan istihramım vereceğim telefon numarasından bizlere ulaşması ve kendilerine de ziyaret yapmamızdır. Telefon numarası   0533 846 44 88