Herkesi etkileyecek bir felaket, ortak bir düşman, olası kurbanlar arasında dayanışma ve birlikte hareket etme eğilimini güçlendirir. Dolayısıyla bu salgın da benzer bir eğilim yaratacağından ortaya çıkarılacak dayanışma ve yardımlaşma ülkedeki kutuplaşmanın sona ermesi ve kimliklere dayalı ayrışmanın son bulması için büyük bir fırsat olabilirdi.  

Cumhurbaşkanı bunu görebilir ve doğru bir değerlendirmeyle tüm siyasi parti liderlerini davet edip diyebilirdi ki: “Yaklaşan bu felaket karşısında siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp ortaklaşa mücadele etmemiz gerekiyor. Şu andan itibaren siyasi rekabeti bir yana bırakıp hep beraber mücadele edelim. Tüm süreci de şeffaflık içinde yürütelim. Ben bu salgınla mücadele son bulana kadar sizlerle ilgili eleştirilerimi askıya alacağım, herhangi bir suçlama yapmayacağım, polemiğe girmeyeceğim. Bu mücadeleyi el ele, kardeşçe, birlikte yürütelim.”

Tüm süreci iktidarın elini uzatması ile topyekûn beraberce yürütseydik, belediyeler salgınla mücadelede engellenmeden çalışabilseydi, diğer partiler ve sivil toplum örgütleri aktif karar alma süreçlerine dahil edilseydi ve bunların sonucunda farklı dünya görüşleri, farklı yaşam biçimleri olanlar bu süreçte birbirlerine saygı duymayı geliştirseydi ne olurdu? Daha ılımlı, daha huzurlu ve barış içinde bir toplum olurduk ve siyasi olarak da muhalefet değil, iktidar güçlenmiş olurdu.

Gene bir başka olayda mesela Gezi olaylarının ilk günlerinde de AKP liderliği deseydi ki “Evet, gençler haklısınız, bu ağaçları sökmemek bu parkı kaldırmamak lazım. İstanbul’un daha çok yeşil alana, daha çok parka ihtiyacı var bunları bize hatırlattığınız için çok teşekkür ederiz.  Ne güzel bir ülkeyiz ki gençler rahatsızlıklarını ifade edebiliyor ve hükümet de onların sesini duyup politikalarını gözden geçirebiliyor.”   O zaman AKP’nin oy oranı % 60’lara çıkardı. Günlerce süren gerginlikler olmamış, gençler de ölmemiş olurdu.

Çeşitli durumlarda kutuplaşmayı aşmak ve gerçekten Yeni Türkiye kurmak için fırsatlar oldu ve AKP bunlardan herhangi birini kullansaydı oy oranı rahatlıkla % 60’ı geçerdi. Ama yapamadı.

Neden yapamadı, neden yapamıyor?

Bunun başlıca iki nedeni olabilir. Birincisi siyasi mücadele kimlikler ve yaşam biçimleri üzerinden yürüdüğü sürece kazanacağını ama politikalara ve liyakata bakmaya gelirse kaybedeceğinden korkuyor olabilir. İnsanlar yakınlaşırsa, kendi tabanları diğer siyasi örgütlere daha hoş görülü bakar, onların da iktidara gelme hakları olduğunu düşünürse gevşer, diğerlerinin ne dediğini dinlemeye başlar ve belki de zamanla eleştirilerinde haklı olduğu noktaları görüp kendilerinden uzaklaşır diye endişe ediyor olabilirler. Ayrıca çalışanların, emekçilerin mağduriyetleri, yandaş müteahhitlere haksız kazanç sağlayan kimisi gereksiz ihaleler, adaletsizlikler gündeme gelir, sorgulanmaya başlanırlar diye korkuyor olabilirler.      

İkinci bir neden de gerçekten kendilerinden farklı olanları, farklı düşünen ve farklı yaşayanları zararlı, hain ve düşman olarak algılıyor olabilirler.  Böyleyse durum daha kötü. Bu zihniyet böylesine kemikleşmişse toplumsal barış ve uyum çok zor ve uzak bir gelecekte uzun mücadelelerle mümkün olabilir. 

Buradaki belki de asıl soru şudur. Neden milletin büyük çoğunluğu farklılıkları büyük zıtlıklara ve kutuplaşmalara çeviriyor, uzlaşılmaz çelişkiler olarak görüyor. Neden biraz farklı düşünen hain ve düşman olarak algılanıyor. Bu sadece AKP’lilere ya da sağcı kişi ve gruplara ait bir özellik değil, sol partilerde ve gruplarda da sık görülen bir durum. DSP ve SODEP, SHP, CHP ayrılığı uzun yıllar iktidarı ikisinin toplamından daha az oy alan partilerin iktidara gelmesine yol açtı. Daha sol gruplarda ise neredeyse her cümle üzerinden birbirinden ayrılmış ve birbirine hain gözüyle bakan yüzlerce sol örgüt vardı.

Şimdi asıl soruna gelebilir ve daha sonraki bir yazıda daha etraflı ele almak üzere şunu söyleyebiliriz.

Bir insan ya da grup ne kadar az bütünleşebilmişse yani kendi içindeki olumsuzlukları, hataları, yanlışları görebilmiş, onlarla yüzleşmiş, barışmışsa yani olgunlaşabilmişse farklılıklara hainlik olarak bakmayacak ve onlara düşmanlık beslemeyecektir. Kendisinden farklı insanlara öfke duyan, düşmanlık besleyen kişiler kimlik bütünlüğü çok gelişmemiş, yalnızca kendi içlerindeki kötüyü görmeyerek, inkar ederek, dışarı yansıtarak kendilerini iyi hissedebilen kimselerdir.

Bir sonraki yazıda tartışmak üzere son bir soru ile yazımı bitiriyorum. Neden bazı toplumlar ruhsal olarak daha olgunlaşmış bireyler yetiştirirken bazı toplumlar daha çocuksu ve daha az olgunlaşmış bireyler yetiştirirler?