Gazetelerde sık sık aşk cinayeti, saplantılı aşk cinayeti gibi başlıklara rastlarız. Oysa aşk ne cinayetle ne de saplantıyla bir araya gelebilir.

Aşk her şeyden evvel karşındakinin mutluluğunu istemektir. Onun iyiliği ve mutluluğu için her şeyi göze alabilmek; kendi isteklerinden, çıkarlarından, arzularından ve hatta gururundan evvel onunkileri düşünmek demektir.  

Sizinle olmak istemeyen birini sürekli rahatsız ve taciz etmenin neresi aşk olabilir? Gidip onu öldürmenin neresi aşka dair bir şey olabilir?

Aşk hakkında sıklıkla marazi bir şey olduğuna; bir körlük hali, bir akıl tutulması durumu, geçici bir delilik olduğuna dair sözler edilir.

Oysa insanın ruhsal açıdan sağlıklılığının ve olgunluğunun en iyi göstergelerinden biridir aşk.    

Kendini bir şeye adayabilen, duygularıyla yüzleşmekten ve onlara sahip çıkmaktan çekinmeyen,

Sevmekten, bağlanmaktan, söz vermekten, taahhütte bulunmaktan korkmayan,

Terk edileceğine ya da yeterince sevilmeyeceğine dair korkuları olmayan, sevilmeme, terk edilme, istenmeme ihtimallerini göğüsleyebilecek,

Aşırı beğenilme veya ilgi ihtiyacı olmadığı için, başkasını beğenebilen, hayran olabilen ve birine duyduğu hayranlıktan dolayı kendisini yetersiz hissetmeyecek kadar öz güveni olan,

Karşı cinsten ebeveynine yönelik çocuksu aşktan ve anne baba bağımlılığından kurtulmuş, bağımsızlık ve bireyselleşme sürecini tamamlamış,

Etrafındakilerin ve toplumun yargılayıcılığından ve baskılarından çok etkilenmeyecek kadar özerkliğini kazanmış,

Başkalarının kendisini aldatacağına, kandıracağına veya kendisinden yararlanacağına dair paranoid korkuları olmayan,

Empati kurabilen, karşısındakini duygularını ve ihtiyaçlarını algılayıp bunları önemseyen insanlar gerçekten âşık olabilir ve birini gerçekten sevebilirler ve birine bu şekilde aşık olmuş biri aşık olduğu insanın kılına dahi zarar veremez.

Ayrıca gerçek ve sağlıklı bir aşk ilişkisi iki kişi arasında karşılıklı istek ve ilişki ile kurulabilir. Uzaktan aşk diye bir şey yoktur. Bir ilişki olmaksızın hissedilen güçlü duygular, özlem, tutku, arzu gibi duygular da sıklıkla aşk olarak adlandırılır ama bunlar aşk değildir. Bunlar kişinin kendi ruhsal noksanlıklarına, ıstıraplarına ve sorunlarına deva olacağı zannıyla bir nesneye duyulan yoğun ihtiyaçtır.

Bu sözde aşklarda kişi kendi psikolojik sorununu çözecek, yatıştıracak bir nesne gibi gördüğü kişiye aşırı bir ihtiyaç duymaktadır o kadar. O kişinin ne olduğunu, nasıl biri olduğunu doğru düzgün bilmediği gibi, onun bunu isteyip istemediği yahut kendisiyle mutlu olup olmayacağı ile ilgili de değildir.  Sadece kendisi için iyi olacağına inandığı için şiddetle onun tarafından sevilip, kabul edilmeyi arzulamaktadır.

Çoğunlukla bu tür “saplantılı aşık” olguları derin bir değersizlik duygusundan mustariptirler. Kişi kendisini değersiz görmekte ve sevememektedir. Ancak o kişi tarafından sevilir, kabul edilir ya da arzulanırsa işte o zaman değerli olacağına inanır.

O kişiye güzelliği, toplumsal konumu ya da kendi hayatındaki önemli bir kişiyi sembolize etmesi gibi nedenlerden ötürü bu rolü vermiştir. Şimdi ondan kendisini sevmesi ya da arzu etmesini beklemekte bu surette kendini değerli, önemli, sevilebilir hissetme imkânı yakalayacağını ummaktadır.

Reddedildiği zaman ise elinden çok büyük bir şey alınmış, kendisini bambaşka biri yapacak bir fırsattan mahrum bırakılmış ve hatta haksızlığa uğramış gibi hisseder. 

Karşı taraf kendisini kesin olarak reddettiğinde ve artık ümidi kalmadığında ise büyük bir öfke duyar ve kendisini “yeniden” değersiz, önemsiz hissettiren bu kişiye zarar vermek, bunun bedelini ödetmek ister.

Zihninde, onun tarafından sevildiği için kendisini değerli ve mutlu hissettiği hayallerle; onun tarafından reddedilmiş olduğu için kendisini değersiz, mutsuz ve mahvolmuş hissettiği hayaller dolaşır durur. Mutlu hayaller içinde iken onu çok sevdiğini, mutsuz hayaller içindeyken de ondan nefret ettiğini hisseder.  Bir yandan kendisini sevsin ve iyi hissettirsin ister bir yandan da sevmediği için zarar vermek ister. Günün birinde öfke, nefret ve zarar verme isteklerini harekete geçiren bir durum ortaya çıktığında hayaller fiiliyata dökülür ve cinayet dahi işlenebilir.   

Dolayısıyla böyle olguları aşk, tutku diyerek ortadaki şiddet olasılığını ve tehlikeyi küçümsememek tam tersine ciddiye alıp gerekli önlemlere başvurulmalıdır. Durumu idare etmeye çalışmak, alttan alıp zamanla vaz geçeceğini ummak işe yarayacak yollar değildir. Her temas, her konuşma onun hayalini ve umudunu güçlendirip, ilerideki kesin ret cevabının hüsranını ve ortaya çıkabilecek kötü şeylerin şiddetini artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Öte yandan bir sürü patolojik ruh haline aşk demek, aşkın böyle marazi, tehlikeli ve mutsuzluk verici bir şey olduğu algısını güçlendirmekte, aşık olmadan yürütülen yüzeysel ilişkileri daha sağlıklı zannetmelerine neden olmaktadır.