Armağan Öztürk*

Herkes demokrasiyi olumluyor. Demokrasiye açıkça karşı çıkan akım neredeyse hiç kalmadı. Bu sistem üzerinde ciddi bir mutabakat olması olumlu. Ancak herkes demokrat olsa da, kendisini demokrat saysa da demokrasiden aynı şeyi anlamıyor. Ayrıca demokrasi zaten kendi içerisinde sayısız çelişkiye sahip bir sistem. Aşağıdaki liste demokrasinin içeriği bakımından sayısız soru işareti ve tartışmayı okuyucu için özetliyor.  

Türdeşlik ve Çoğulculuk: Demokrasinin devam edebilmesi için insanların etnik ve kültürel bakımdan birbirine benzemesi lazım. Ama demokrasi aynı zamanda insanların kendi tercihlerine göre istedikleri hayatı yaşayabildikleri bir sistem. Çoğulculuğa saygı göstermeyen bir rejim demokratik olamaz. Ama insanların birbirine benzemediği bir rejimde de demokratik anlamda ortak karar alınamaz.

Türdeşlikle çoğulculuk arasındaki paradoksal ilişki farklılıkları korurken aynı zamanda ortak iyiye (kamu yararına) nasıl ulaşacağız, kimliklerin kamusal alanda temsiline ne kadar/nereye kadar izin vereceğiz, demokrasi için ulusal bir kültür ve yurttaşlık anlayışı zorunlu mudur, yoksa demokrasi çok kültürlü olabilir mi ile son olarak demokratik yarışma ve çatışmayı uzlaşma zorunluluğuyla nasıl dengeleyeceğiz sorularında somut bir içeriğe bürünür.

Demokrasinin temeli ortaklıksa farklılıkların ve kimliklerin sınırlanması, kamunun özeli denetlemesi, çatışma doğuracak eylem, söylem ve hareketlerin kısıtlanması ve yurttaşlardan yurtsever olmaları beklenir. Demokrasinin temeli kendi kendini yönetim ise herkese doğru bildiği hayatı yaşama imkanını vermek ve farklı kimliklere kamusal hayatta eşit şans tanımak olmazsa olmaz nitelikte özelliklere karşılık gelir.

Katılım ve temsil: Herkesin yasa yapma sürecine doğrudan katılımı nüfusun büyük olduğu ölçeklerde (neredeyse tüm ulus devletlerde) imkansızdır. Doğrudan katılım olanaksız olduğundan temsil mekanizması kullanılır. Ancak temsil temsilcilerin halktan yabancılaşmasına yol açmakta. Temsil olmazsa demokratik karar olma mekanizması tıkanıyor ama temsil kurumu katılımı azaltan bir etkiye de sahip. Ölçeği küçültüp yerel demokrasileri teşvik etmek ulusal temsilin zararlı etkilerine karşı doğrudan katılımı güçlendirir.

Ancak yetki ve sorumluluğun yerele devri toplumsal ve siyasal birliğin parçalanması, aşırı çoğulcu ve aşırı kimlikçi bir yapıya yol açabiliyor. Ayrıca katılımı teşvik etmek için her bir toplumsal ve yerel birime öz yönetim vermek kültürel muhafazakarlığı güçlendirmekte.

Çoğunluk ve azınlık: Nasıl herkesin karar süreçlerine katılımı imkansızsa herkesin ortak bir kararda buluşması da imkansızdır. Çok istisnai durumlar hariç oybirliği bir hayal. Peki, oy birliği yoksa demokrasi olabilir mi? Çoğunluğun azınlık adına da karar almasını meşru hale getirecek bir ilke var mı gerçekten? Çoğunluk-azınlık ilişkisi özelikle etnik, dini ve kültürel nedenlerle çoğunluk ve azınlıkların sosyolojik açıdan sabit olduğu toplumlarda bir çoğunluğun tiranlığı sorununa yol açıyor.

Eşitlik ve özgürlük: Demokrasinin meşruluk kaynağı nereden geliyor? Demokrasi daha fazla eşitlik sağlayan, toplumun alt katmanlarını üst kesimler karşısında eşitleyen bir rejim mi? Peki eşitlik yönünde atacağımız adımlar özgürlüğe zarar verirse ne olacak? Demokrasi eşitlik için başkaların özgürlüğüne müdahale edebilir mi? Bu sorulara verilecek yanıtlar demokrasi ile tiranlık ve (veya) demokrasi ile totalitarizm arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturmak için de önemli. Liberalizmle demokrasi arasındaki gerilimin nedenlerinden biri de bu. Eşitlikte ileri gittiğinizde daha demokratik ama hiç de liberal olmayan ve dolayısıyla özgürlükçü de olmayan bir rejime ulaşabiliyorsunuz. Ama diğer olasılık da sorunlu. Eşitliğin amaç olmadığı ve toplumdaki verili eşitsizliklerin devam ettiği bir siyasal yapı kendisini demokrasiyle meşrulaştırabilir mi?  

Rasyonellik ve demokrasi: Demokrasinin antik ve modern tarihi aynı zamanda halk iktidarını sınırlama için geliştirilen pratik ve söylemlerin tarihi. Halk iktidarını sınırlama zorunluluğu demokrasiyle insan hakları veya siyasetle hukuk arasında bir gerilime yol açıyor.  Mesela halkın idam cezası istediği bir toplumda idam cezasının kaldırılmış olması demokratik bir şey mi? Demokratik kararların aslında çok da rasyonel olmadığı tezi antik cumhuriyetçi düşünce, modern liberal demokrasi savunucuları, elit teorisi yanlıları ve popülizm karşıtı literatür içerisinde yoğun bir şekilde işlenmiş durumda. Halkın karar vermesi önemli. Peki ya halk yanlış karar verirse, bir kararın halk tarafından verilmesi o kararı kendiliğinden bir şekilde doğru yapmaya yetiyor mu? 

 * Doç. Dr. Artvin Çoruh Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.