Armağan Öztürk -
* Doç. Dr. Artvin Çoruh Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü.

Farkındasınız değil mi? Yok sayıyor ve dışlıyor bu düzen bizi. “Düzen” derken siyasi iktidar ve onun kontrolündeki devlet ve sermayeyi kastediyorum. Özne olarak “biz” ise AKP iktidarına muhalif milyonlarca insanı ifade ediyor.

Televizyonlarda ve gazetelerde görmüyorlar bizi. Pek çok kişi siyasi iktidara mesafeli diye kamusal görünürlüğün dışına çıkarılıyor. Denilebilir ki sosyal medya var artık. Kimse televizyonlara ve gazetelere bakmıyor. Bu yanıt bir ölçüde doğru olsa da karşı karşıya kaldığımız muameleyi makul hale getirmiyor. İnsanlar kendilerine ayrımcılık yapıldığında onurlarının zedelendiğini hissediyor.

Haysiyet aşınmasına yol açıyor düzenin bize karşı tavrı. Belki de bu nedenle Ahmet Hakan talimatla yayını kesip İmamoğlu’nu susturduğunda bu davranışı sadece İmamoğlu’nun kendisine değil, ona destek veren milyonlarca insana yapılmış bir hakaret olarak görüyoruz. Ayrıca televizyonların ve gazetelerin artık çok da önemli olmadığı savı gerçeği yansıtmıyor.

Türkiye’deki medya krizi geleneksel iletişim araçlarının öneminin azalmasına dair küresel eğilimin ötesinde bir içeriğe sahip. Bayiden Hürriyet gazetesi almadığımız gibi internetten de Hürriyet sitesini takip etmiyoruz artık. Çünkü pek çok haber fazlasıyla yanlı ve suçlayıcı geliyor bize. Onları görmek ve daha fazla aşağılanmak istemiyoruz.

            Geldiğimiz noktada soru şu olmalı? Ne yapmalıyız? Tarafsızlığı kaybetmiş ve açıkça maksatlı haber yapan medyaya karşı tavrımızı nasıl somutlaştırabiliriz? Gazeteleri almayıp, televizyonları izlemiyoruz, daha ne yapabiliriz diye bir yanıt geçiyor olabilir zihninizden. Gösterdiğimiz tavrın yetersiz olduğu açık. Çünkü iktidara bağlı sermaye sürekli bir şekilde zarar eden gazeteleri ve televizyonları siyasi iktidardan aldığı ihaleler ve kolaylıklar yoluyla telafi ediyor.

Madem durum böyle orta ve üst sınıflarda ciddi bir ağırlığı olan muhalif güçlerin yalan söyleyen medyaya daha ciddi bir yaptırım uygulamayı gündemine alması gerek. Muhalefete oy veren seçmenler tüketimden gelen güçlerini bu medya gruplarının arkasındaki sermayeye karşı kullanabilirler. NTV sizi yok mu sayıyor? Şahenk’lerin bankasından paramızı çekip başka bir bankaya yatırmalıyız.

CNN Türk bizi konuşturmuyor mu? Demirören grubunun şirketlerinden hiçbir şey almamayı örgütleyebiliriz. Sermayeye tarafsızlığını kaybettiğinde ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını somut bir şekilde göstermemiz gerek. Ya da şu an olduğu üzere hiçbir şey yapmamayı tercih edebiliriz.

Onlar bizi yok sayıp biz onlardan şikayet ederek boşa geçen yıllara yenilerini ekleyebiliriz. Tabii bu kısır döngü muhalefetin karşı hegemonya inşasını sürekli bir şekilde ertelemekte ve mevcut kurulu düzeni yeniden üretmektedir. Bu da unutulmamalı.