Türkiye’nin Amerika ile yaptığı ilk ikili “Karşılıklı Yardım Anlaşması” 23 Şubat 1945’de imzalandı.

Türkiye'yi ağır yükümlülükler altına sokan bu anlaşmanın, “Koruyucu Hükümler” maddelerinde, Türkiye'nin değil “Amerika’nın haklan” şöyle korunuyordu:

“TC hükümeti, sağlamakla görevli olduğu hizmetleri, kolaylıkları ya da bilgileri ABD'ye teslim edecektir.”

Bu hükmün bağımsız iki ülke arasında yapılan bir anlaşmada yer alması, örneği olan bir uygulama değildi. TC hükümeti, ABD'ye hizmet sunmakla görevli olacak ve bu görevin sınırı da belli olmayacaktı.

Ve Rusya’dan hemen sert tepki geldi:

1925 Türkiye ile Sovyet birliği arasından imzalanan “Saldırmazlık Paktı” anlaşması1945 yılında yenilenmesi gerekiyordu ancak Amerika ile yapılan işbirliği anlaşmaları nedeniyle Sovyetler Birliği tarafından tek taraflı iptal edildi.

ABD ile ikinci anlaşma, 27 Şubat 1946 tarihli kredi anlaşmasıdır. ABD'nin çeşitli ülkelerde elinde kalan ve ülkesine geri götürmesi pahalı eskimiş savaş artığı malzemeleri “satın alması koşuluyla Türkiye'ye borç” verilmesiydi.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, ABD yardımlarına yön vermek üzere Amerikalı ekonomist Thornburg Türk ekonomisini inceledi ve raporunda şu görüşlere yer verdi:

-       Türkiye'nin ağır sanayii kurmayacak,

-       Karabük demir-çelik tesisleri tasfiye olacak,

-       125 lokomotif imal edecek kapasitede bir fabrika kurma projesi iptal olacak,,

-       Türkiye makine, uçak ve dizel motoru yapmayacak…

Ve Türkiye'yi bu tür düşüncelerden vazgeçmesi yönünde tehdit ediyordu:

Atatürk döneminde gerçekleştirilen ekonomik atılımlar ve bu atılımları planlayan, uygulayan ve geliştiren ulusçu kadroların tasfiyesini öngören Thornburg anlayışı, Türkiye'de maalesef uzun yıllar kabul gördü.

Türkiye Amerika ile

-       7 Mayıs 1946 tarihli Borçların Tasfiyesi

-       6 Aralık 1946 tarihli Kahire Ek,

-       12 Temmuz 1947 tarihli Askeri Yardım,

-       27 Aralık 1949 tarihli Askeri Yardım anlaşmalarını imzaladı.

Demokrat Parti iktidarında Amerikan şirketleri Türkiye’de petrol aramak istiyorlardı.

Ancak Atatürk döneminde petrolde devlet tekeli yasa ile çıkarılmıştı.

Demokrat Parti iktidarı İsrail Petrol Kanunu’nu hazırlayan ve ABD’de uzun yıllar Petrol Dairesi Başkanlığı yapan Max Ball’i, Petrol Kanunu’nun hazırlanması için görevlendirdi.

Petrolde devlet tekelini kaldıran yasa 16 Mart 1954’de resmi gazetede yayınlanarak kabul edildi.

Bu yasanın 136. maddesi şöyleydi: “Bu yasa yabancı şirketlerin izni olmadan değiştirilemez.”

23 Haziran 1954’de, Türkiye ile Amerika arasında imzalanan, “Vergi Muafiyetleri Anlaşması” ile Amerika adeta “devlet içinde devlet” haline getirildi ve ABD şirketlerine vergisiz, gümrüksüz, denetimsiz ve yargı organlarından uzak, yasa üstü bir statü tanındı.

1959 yılında millileştirme işlemlerinde muhatabın ABD hükümeti olmasını kabul eden, “İstimlâk ve Müsadere Garantisi Anlaşması” da yasalaştırıldı.

Erzurum Milletvekili Sabri Dilek, “Bu anlaşmanın kabulüyle kapitülasyonlar geri getirilmektedir” diye tepki gösteriyordu.

Amerika ile 12 Kasım 1956’da “Tarım Ürünleri Anlaşması” imzalandı.

24 Eylül 1963’de yapılan anlaşmaya ile Amerika Türkiye'ye 46,3 milyon dolarlık (o zaman 1 dolar 10 liraydı) buğday, arpa, mısır, dondurulmuş et, konserve, sığır eti, don yağı ve soya yağı satacaktı.

Tarım ülkesi olan Türkiye'nin bunlar temel ürünleriydi ve ABD gibi bir ülkenin eşit olmayan rekabetine terk edildi.

31 Mayıs 1968’de 1. Süleyman Demirel Hükümeti Amerika ile 30,5 milyon dolarlık Kredi Anlaşması yaptı.

Türkiye'nin borcu şu koşullara bağlanmıştı.

Etibank'ın Ergani hariç tüm bakır işletmelerini ABD'nin denetimi altındaki Karadeniz Bakır İşletmeleri AŞ’ye devredilecektir.

Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Refik Tulga 1969 yılında Amerika’ya “Genelkurmay ile bir anlaşmaya dayanmadan kullanılan Sinop ve Yalova havaalanlarından çıkın” çağrısı yaptı.

Amerika, “Bize müsaadeyi hükümet verdi” diye yanıt verince Tulga, “Anlaşmayı gösterin” dedi. Amerikalılar “anlaşma yok” yanıtı verdiler…

Başbakan merhum Süleyman Demirel’di…

NATO'YA GİRİLDİ;

14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin seçim kampanyasının odak noktasını NATO üyeliği teşkil etmekteydi.

26 Haziran 1950’de patlak veren Kore Savaşı Menderes iktidarı için iyi bir fırsat oldu.

25 Temmuz 1950’de hükümet Kore’ye asker gönderme kararını aldı. Kore savaşında en ağır kaybı Türk birlikleri verdi.

Ağustos 1950’de NATO’ya girme talebi yenilendi. 1951 Eylülünde Türkiye NATO’ya kabul edildi. 18 Şubat 1952’de, 5886 sayılı yasa ile TBMM, NATO anlaşmasını onayladı ve Türkiye resmen NATO üyesi oldu.

Türkiye 1963 yılında Avrupa Birliği ile “Ankara Anlaşması” imzaladı. 56 yıldır “Tam Üye” olmayı bekliyor AB kapısında.

Değerli okurlarım,

Türkiye’nin tarihi anlaşmaları gösteriyor ki Türkiye Amerika’nın müttefiki, NATO’nun üyesi ve Avrupa Birliğinin kapısındaki bir ülkedir.

Türkiye’nin aldığı S-400 savunma sisteminin Türkiye’ye teslimi başlayınca ortaya çıkan net tablo şudur:

Rusya’nın Türk Silahlı Kuvvetlerinin önemli bir partneri olmaktadır

Türkiye’nin hava savunma radar sistemi Rusya ile birlikte izlenecek, S-400 füze sistemi ile korunacaktır.

1945’den bu yana 74 yıldır resmi anlaşmalarla müttefikimiz olan hatta, “ne istediniz de vermedik” deme hakkımız olan Amerika’ya bu sözüm kapak olsun:

Hoş geldin Rusya, kına yak Amerika

Kaynak: Metin Aydoğan, Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye - Serpil Güvenç,  Evrensel Gazetesi