Musa Anter davası insanlığın vicdanında kapanmadı

90’lı yıllar, lise öğrencisiyim. Elime Grup Kızılırmak’ın “Gidenlerin Ardından” albümü geçiyor. Daha önce dinlememişim, grupla ilgili de pek bir bilgim yok. Çalmaya başlıyorum, açar açmaz bir şiir başlıyor;

“Cellat uyandı yatağında bir gece

"Tanrım"  dedi  "Bu ne zor bilmece:

Öldürdükçe çoğalıyor adamlar

Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."

Daha önce hiç duymadığım bir ses, okumadığım bir şiir, kalbime çekiç gibi vuruyor, şarkının başlamasına izin vermiyorum, geri sarıp sarıp defalarca dinliyorum. Sonra İlkay Akkaya başlıyor “hayat denilen kavgaya girdik…”, o da çok güzel söylüyor.

Kasete baya baya bağlanıyorum, bütün şarkılar çok güzel, bir başka şarkı öncesinde yine aynı ses;

“Kekik reyhan ve kaçak tütün kokusu taşırdı rüzgâr

Alçak damlı evlerin yüksek küçük pencerelerinden

Soluk ışıkları yayılırdı geceye

Köpek havlamaları korkulara karışır kaygıları beslerdi

…”

Ardından yine İlkay Akkaya şarkıya başlıyor "Derelerden kan akar burda nicedir…” Şarkının adı Nevala Kasaba. O zaman neyi anlattığını tam bilmediğim şiir ve şarkı yüreğimi sızlatıyor. Daha genç arkadaşlar yadırgamayın, bilgi o zaman cebimizdeki telefon kadar yakın değildi.

Sonra pek çok şeyi olduğu gibi, şiiri okuyanın da kim olduğunu öğrendim. Kürt aydını Musa Anter’in okuduğu şiir, Türk şairi Ataol Behramoğlu’nundu.

Bir zaman sonra, öğrenci yurdunda sabahlara kadar dinlediğim Ahmed Arif’te de benzer duygulara kapılırdım.

Musa Anter’i de öğrendim. O Kürtlerin Ape Musa’sı, Türklerin Musa Amcasıydı. Edebiyata, gazeteciliğe, tarihe, dile, kültürel hayata kattığı değerlerle; eşitlik, özgürlük, barış ve insanca yaşam mücadelesiyle yaşamıştı. Bu yoldan yürüyen çok insanımız gibi faşist namluların hedefi olmuştu.

ZOR VE ONURLU BİR HAYAT

Zorlu ama verimli geçen bir ömür 1920 yılında Mardin, Nusaybin, Eskimağara (Ziwing) köyünde başlar. Mardin’deki ilköğrenimin ardından liseyi Adana’da tamamlar. 1941 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kaydolur ama daha sonra Hukuk Fakültesi’ne geçer.

Üniversite yıllarından bir anısını Musa Anter’in kaleminden okuyalım: “Bir gün beni 1. Şube’ye çağırdılar. Zartlı zurtlu bir girişten sonra, ‘Ulan pikabınız yok mu?’ dedi. ‘Var’ dedim. Komiser, ‘Peki bu kadar güzel plak varken, ne diye Kürtçe ıslık çalıyorsunuz?” diye sordu. Şaşırdım. ‘Ben ıslık çalmasını bilmem ama çalan arkadaşlara nasıl mani olabilirim ki’ dedim. Lütfetti, beni dövüp gözaltına almadı. ‘Haydi, bu seferlik s*ktir ol git ama bir daha duymayayım; yoksa sen bilirsin’ dedi.”

Okul biter ama geriden gelenleri düşünmek lazımdır. O yıllarda öğrenci yurtları hemşericilik esasıyla kurulur, Anter ve arkadaşları Dicle Öğrenci Yurdu’nu, 48’de ise Fırat Talebe Yurdu'nu kurar.

Aynı yıl “Dicle Kaynağı” isimli gazeteyi çıkarır ve 1951 yılında Kemal Sülker'in önayak olmasıyla “Şark Mecmuası”nı çıkartır. Kemal Sülker bildiğiniz gibi DİSK’in kurucuları arasında yer alan önemli bir isimdir.

1958’de Diyarbakır’da çıkan “İleri Yurt” gazetesinde fıkralarını “Aman ne ileri yurt” isimli köşesinde yayınlamaya başlar. 1959’da yayınlanan “Kımıl” başlıklı fıkrasından dolayı tutuklanır. Kımıl’da anlatılan şudur: Bir kız, kımıl (ürünlere zarar veren haşere) tarafından samana döndürülmüş bir torba buğdayı çerçiye götürür, çerçi buğdayın işe yaramadığını görünce, buğdaya karşılık mal veremeyeceğini söyler. Kız da yüzyıllardır gelenek olduğu üzere, üzüntüsünü bir türküyle dile getirir. Anter fıkranın sonunda kıza şöyle der: “Üzülme bacım, seni kımıl, süne ve sömürenlerin zararından kurtaracak kardeşlerin yetişiyor artık.” Kıyamet kopmuştur, yazının son cümlesi kadar Kürtçe yazılması da kıyamet sebeplerinden birisidir.

Tutukluluk çok uzun sürmez, ama baskılar sürmeye devam edecektir. “Kımıl Davasına” destek veren 50 kişi hakkında dava açılır. Bu arada Kerkük ve Musul bölgesinde Türkmenlerin de aralarında bulunduğu bir grup, Irak'ta General Abdülkerim Kasım'a karşı isyan eder. General Kasım'la iyi ilişki içinde olan Mustafa Barzani'ye bu isyanın bastırılması için görev verilir, isyan kanlı şekilde bastırılır. DP Hükümeti bunun üzerine Türkiye’de yaşayan Kürtlere dönük pek çok planı masaya yatırır. Konuşulanlar arasında pek çok insanlık dışı politikanın tartışıldığı biliniyor. Bunun üzerine pek çok yerde Kürt öğrenci ve aydınların katıldığı protestolar olur. Anter’in de aralarında bulunduğu 50 kişi tutuklanır, bir kişi hayatını kaybeder ve dava kalanların sayısıyla “49’lar” olarak tarihe geçer.

Musa Anter, Harbiye’de bir hücrede altı ay kalır. “Birina Reş” isimli piyesini bu hücrede yazar. Türkçesi Kara Yara’dır ve bu piyesten ötürü de yargılanır. Eser, Kürt illerinde yedirilen zehirli buğdayların sebep olduğu, bugün şark çıbanı olarak bilinen hastalığa dairdir. Nazım Hikmet, Moskova’da "Kara yaraya tutulası sağlık bakanı" şiirini yazar, Musa Anter’le dayanışır.

1961 yılında tahliye olur, 1963 yılında “Deng" dergisini çıkaranların arasındadır. 63’te Talat Aydemir’lerin darbe girişimin ardından ilan edilen sıkıyönetimde tekrar içerdedir. Bu defaki adları “23’lerdir.” İçerde kaynak yokluğu içinde, kötü cezaevi koşullarına rağmen 12 bin kelimelik Kürtçe-Türkçe bir sözlük yazar. 1965 yılından itibaren tekrar dergi çıkartmaya, yazılar yazmaya devam eder. 1969 yılında bir yazısından dolayı tekrar tutuklanır. 12 Mart döneminde DDKO davasından dolayı tutuklanır, dört yıl hapis cezası alır.

1976 yılında köyüne döner, 12 Eylül darbesini burada karşılar. 89’a kadar zaman zaman gözaltına alınır ve bu yıl tekrar İstanbul’a döner. HEP’in kuruluşuna destek verir. 2000'e Doğru, Medya Güneşi, Deng gibi dergilerde yazılar yazar, 1990’da “Hatıralarım” adlı kitabı çıkar. Musa Anter’i tanımıyorsanız, önyargılarınız varsa da kitabını okuyun derim. Anlamak iyi gelecektir…

ANTİEMPERYALİST BİR YURTSEVER

Musa Anter Kürtler’in kültürel haklarını, dil özgürlüğünü savunduğu kadar, halkın yoksulluğu ve geri kalmışlığına son vermenin de mücadelesini verir. Bir bütün olarak Türkiye’nin emperyalizme olan bağımlılığının son bulmasını savunur. Türk emekçileriyle Kürt emekçilerini ve ülkede yaşayan bütün halkların insanca yaşamını ister. 31 Ağustos 1959 tarihinde İleri Yurd Gazetesi’nde kaleme aldığı satırları okuyalım: “Bu seneki Zafer Bayramımızın tadı olmadı. Günlük gazetelerin: (30 Ağustosta düşmanı İzmir'den denize döktük) demeleri ile (kaçakçı çavuşları için Amerikalılar İzmir'de adli ve idari makamlarımıza el koymuş tahkikat yapıyorlar) demeleri yekdiğerine karışıyor. Milli hâkimiyet olmazsa, Yunanla Amerikalının farkı ne? Şehitlerimizden özür dileriz.”

Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Kemal Sülker, Hikmet Kıvılcımlı, Sabahattin Ali, Mihri Belli, gibi sosyalist aydınlarla tanışır. Türk sosyalistleriyle tanışan ilk Kürt aydınlarındandır. Pek çoğuyla Kürt meselesine dair fikir ayrılıkları vardır ama bu fikir ayrılıkları ortak hareket etmelerine engel değildir. Bu nedenle TİP’i destekler.

Doğru bildiğinden şaşmaz. Dönemin CHP’siyle arasındaki uçurum malum. Ama Anter İsmet İnönü’ye Uşak’ta yapılan taşlı saldırı sonrasında “Paşanın kafasını kırmak demokrasi değil, namussuzluktur” diye yazmaktan geri durmaz. İnönü bir telgraf ile demokrasi yolundaki mücadelesi için Anter'e teşekkür eder.

Musa Anter, aynı zamanda tarihçidir. Mezopotamya’da yaşamış Türk, Kürt, Fars, Arap, Asuri, Keldani, Süryani medeniyetleri hakkında geniş bir birikime sahiptir. Tarihi, siyaseti, edebiyatı, mücadeleyi mizahla ele alabilen ender insanlardandır. Keşke ülkemiz bu çok kıymetli aydınından çok daha fazla yararlanabilseydi.

Kendisi de 1980 öncesinde kontrgerillanın hedefi olmuş, ölümün kıyısından dönmüş ve 2011’de aramızdan ayrılan sevgili Server Tanilli, katledilmesinin ardından Musa Anter için yazdığı yazıyı şu sözlerle bitirir: “Başını hiçbir zaman eğmemiş yiğit kişi: Arkanda bıraktığın en büyük miras, hangi koşullarda olursa olsun dimdik ayakta kalışındır. Olsa olsa, kalleş bir kurşun seni düşürebilirdi ki, o oldu. Dört dörtlük bir Kürt olarak yaşadın; ama iki kardeş halkın, Kültlerin de Türklerin de ortaklaşa sahip çıktığı bir değer olarak öldün. Arkandan yananlardan anlamalısın bunu. Nur içinde yat sevgili kirvem!”

“Dünyaya hep iyilikle bakan bir kişiydi. En karanlık, en zalim günlerde bile o hep aydınlık, o hep umutlu, hep inançlı olurdu. En kötü insanda bile bir iyi yan arar bulur, o insanı o küçücük iyi yönüyle sevmeye, anlamaya çalışırdı. En koyu karanlıkların sonunda, en ucunda bir ışık arar, bulur, en yoğun karamsarlıkta bir umut parlatırdı.” yazmış Yaşar Kemal ardından. Ve son noktayı şöyle koymuş: “Bu çıkmazdan kurtulacağız. Çünkü ben bu ülkenin Musa Anterlerine çok güveniyorum. Türk olsun, Kürt olsun, kim olursa olsun; yaşasın Musa Anterler, Ape Musalar.”

AÇILMAYAN DAVA, ZAMANAŞIMINA UĞRATILAN DAVA

Musa Anter 90’lı yılların kirli savaş ikliminde Uğur Mumcu, Vedat Aydın, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Mehmet Sincar gibi, Sivas’ta katledilen aydınlarımız gibi katillerin hedefindeydi. 20 Eylül 1992’de Kültür-Sanat Festivali için gittiği Diyarbakır’da, kontrgerilla tarafından katledildi.

Cinayetin hemen sonrasında üstünün örtülmesi ve geçiştirilmesi için pek çok şey yapıldı. “Arazi anlaşmazlığı yüzünden öldürüldü”, “PKK tarafından öldürüldü” gibi şeyler söylendi. Fakat tüm bu iddiaları somutlayacak hiçbir delil bulunamadı.

Anter ailesinin 2000 yılında AİHM’e başvurusuna kadar davayla ilgili doğru dürüst soruşturma yapılmadı. Mahkeme 2007’de “yaşam hakkının hem maddi hem de usul açısından ihlal edildiğine” dair hüküm verdi. Önemli deliller yetkililer tarafından göz ardı edilmişti. Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı 2009’da dosyayı yeniden açtı, bir itirafçı tutuklandı, “Yeşil” gibi çeşitli isimler hakkında tutuklama kararı verdi. 2012’de 20 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına kısa süre kala bir itirafçı daha tutuklandı ve içlerinde bir emekli albayın da dahil olduğu isimler hakkında “kasten öldürme” suçuyla dava açıldı. 2015’te dava Diyarbakır’dan Ankara’ya getirildi, JİTEM ana davasıyla birleştirildi.

Mahkeme başkanının açıkladığına göre son süreçte ise mahkeme İsveç’te bulunan Abdülkadir Aygan’ın yazılı savunmasının alınması için ve itirafçı Cemil Işık’ın öldürülmesine ilişkin bilgi ve belgeler için Adalet Bakanlığı’nın adli yardımlaşma talebine bir cevap vermedi. Bu tutumdan ne anlamalıyız?

Dava 21 Eylül’de, Musa Anter’in ölüm yıldönümünden bir gün sonra “zamanaşımı” nedeniyle düşürüldü.

BU DAVA İNSANLIĞIN VİCDANINDA KAPANMADI

Musa Anter’in davasının düştüğü gün başka neler oldu? Çağlayan Adliyesi’nde yargılanan Cumartesi Anneleri ve destek verenler saldırıya uğradılar, gözaltına alındılar. Aynı gün Ekrem İmamoğlu Anadolu Adliyesi’nde yargılanıyordu ve adliye etrafında adeta sıkıyönetim uygulamaları vardı. Bir gün sonra İlkay Akkaya’nın konserlerinin yasaklandığı haberini aldık. Yani hepimize sille tokat, paldur küldür dalıyorlar. “Hep beraber” diyebilirsek dayak yememeyi de başaracağız.

İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı diye bir şey olmadığını biliyoruz. Musa Amca’nın davası vicdanlarda kapanmadı ve sadece tetiği çekenlerin değil çektirenlerinde yargılandığı güne kadar kapanmayacak.

 

KAYNAKLAR:

Musa Anter, Hatıralarım, Avesta Yayınları 1999

Yaşar Kaya, Koca Çınar Kürt Bilgesi Musa Anter, Yurt Yayınları 1993

Musa Anter, Kımıl, Koral Yayınları 1991

https://www.failibelli.org/dava/musa-anter-ve-jitem-ana-davasi-2/

https://www.gazeteduvar.com.tr/musa-anter-davasi-zaman-asimindan-bir-gun-sonraya-ertelendi-haber-1581255

https://www.gazeteduvar.com.tr/musa-anter-davasinin-30-yili-haber-1581960