Tayyip Erdoğan’ın Fikri Sönmez hakkında söyledikleri konuşulmaya devam ediyor. Açıkçası AKP cenahından, sarf edilen sözlerin arkasından giden pek kimse olmadı. Ne yandaşlar ne troller ağız birliği yaparak Erdoğan’ın söylediğini köpürtmediler.

Fatsa deneyimi ve Terzi Fikri solcular ve sosyalistler açısından çok önemli bir mesele olarak değerlendirilmeye bundan sonra da devam edecek.

Yaratılan deneyimin ve Terzi Fikri’nin kıymeti malum. Diğer yandan Fatsa’nın aynı zamanda özeleştiri meselesi olarak tartışılması gerektiği de hep söylenir, yine söyleniyor, bence de doğrudur. En önemlisi yalnızca onurlu bir anı olarak yâd edilmeyecekse “Fatsa fikri” geçmişte değil ancak gelecekte yaşayabilecektir.

Bu tartışmalardan hareketle, Fatsa’ya gelene kadar 1973’le 77 arasında yaşanmış, kendilerinin “toplumcu belediyecilik” olarak tanımladıkları, sonrasında ve günümüzde “halkçı belediyecilik” olarak da tarif edilen örneklere değinmek istiyorum. İstanbul, Ankara, İzmit, Adana ve Çanakkale gibi şehirlerde ortaya çıkan bu deneyimler; 79 yılında, sadece dört ayda başarılan ve bu örnekleri de aşan Fatsa’nın öncü adımları olarak görülebilir mi?

Şüphesiz hepsini aynı çerçevede değerlendirmek isabetsiz olur. Aralarında ölçek bakımından da fark vardır ya da Fatsa konusu yalnızca bir yerel yönetim tartışması değildir. Ama geniş bir pencereden baktığımızda, ölçüyü sol yelpazeden aldığımızda, çok kıymetli bir tarihin sayfalarını çevirmiş oluruz.

ANKARA’DA SİLİNMEZ İZLER VEDAT DALOKAY’INDIR

Vedat Dalokay başarılı bir mimardır. Belediye başkanlığı öncesinde başkanlık dahil olmak üzere, Mimarlar Odası’nda pek çok sorumluluk alır. Meslektaşlarının da teşviki ve desteğiyle 1973 seçimlerinde aday olur ve oylarının yüzde 62’sini alarak seçilir.

Şehircilik açısından pek çok eksiği bulunan başkentte köklü değişiklikler yapar. Kavşaklarla düzenlenen Ankara trafiği ona “Göbekçi Dalokay” lakabının takılmasına neden olur. Hatta kenti rahatlatmak için giriştiği çaba “çılgınca” işlere imza atmasını beraberinde getirir. Atatürk Bulvarını genişletmek için ABD büyükelçiliğinin duvarı yıkılır, kriz çıkınca "yanlışlıkla oldu" denir. Duvar tekrar yapılır ama iki metre geriden. Böylece yol genişletilmiş olur.

Melih Gökçek’in düşman olduğu, ama hafızalardan silemediği Hitit Güneşi Anıtı, Lozan Meydanı, Altınpark, Abdi İpekçi, Kuğulu ve Seğmenler Parkları onun döneminde yapılır.

Dalokay, gecekondu meselesinden ulaşıma, su sorununa kadar halkın temel haklarını koruyan pek çok adımın mimarıdır.

Attığı her adım Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti tarafından engellenmeye çalışılır. Vali her proje başlangıcında iptal ettirmek için Danıştay’a başvurur. Örneğin; vali, Hitit Güneşi Anıtının yapımı’nı engellemeye çalışmaktadır. Anıtın yapımında çalışan işçilere, belediye çalışanlarına ve Dalokay’ın bizzat kendisine “yaya geçidinden geçmedikleri” gerekçesiyle trafik cezası kestirir. Bu arada o zaman oralarda yaya geçidi de yoktur. Dalokay bunun üzerine zabıtaya emir verir, çimlerin üzerine basan polislere ceza kesilecektir.

75 yılında MC Hükümeti’nin baskısı o kadar yoğundur ki, belediye, işçilerin maaşlarını ödeyemez hale gelir. Dalokay bir gün Demirel’in arabasının önüne geçerek durumu anlatır ve çözülmesini ister. Demirel “tamam” demiştir ama yalan söylemektedir. Başkan bunun üzerine üç günlük açlık grevine başlar. Bu kararlılığın karşısında hükümet geri adım atar, işçilerin maaşları ödenir.

1976 yılında belediye işçileri grevdedir ve Dalokay grevi destekler. Bu grev aynı dönemde DİSK’in ülke çapında ilan ettiği genel yasla “bağlantılı” ilan edilerek görevden alınır. “Yasa dışı, anayasa dışı bir yazı üzerine, işi bırakıp gidersem anayasa suçu işlemiş olurum” diyerek belediyeyi terk etmez.

Akıllarda kalan bir başka olay da İspanya Büyükelçiliği’ne su, havagazı, elektrik verilmemesi ve çöplerinin alınmamasıdır. 1975 yılında 5 ETA’lının İspanyol faşist iktidarı tarafından idam edilmesi üzerine alınan bu karar Vedat Dalokay tarafından şu sözlerle açıklanıyordu:

“Ankara Belediye Başkanı olarak, Ankaralılar adına kendi ulusunun çocuklarını öldüren devlet yöneticilerini kınadığımı, cinayetlerin en çirkinine kurban giden beş İspanyol genci için tutulan yası vurgulamak ve Ankara halkının İspanya halkının acısını paylaştığını, özgürlük mücadelesini desteklediğini simgelemek amacıyla bir hafta süreyle İspanya Büyükelçiliği’nin hiçbir belediye hizmetinden yararlanamayacağını duyururum. Özgürlük uğruna hayatlarını kaybeden beş gencin anısına duyduğum saygıyla.”

ADANA’NIN BOYUN EĞMEYEN BAŞKANI EGE BAĞATUR

Ege Bağatur başarılı bir hukukçudur. Halkçı politikalara inanmakta ve bunun için CHP içinde çalışmaktadır. Adana’yı karış karış dolaşarak bu politikaları anlatır. 1973 seçimlerinde adaydır ve büyük oy farkıyla başkan seçilir. Belediyede odasının kapısı yoktur. Dolaplar, çekmeceler herkese açıktır. Bağatur dürüstlüğü, mertliği, eşitlikçiliği ile herkes tarafından sevilmektedir.

Ağır bir mesele vardır, bugün Adanalıların kullandığı İnönü Parkı işgal altındadır. Mafya bu parkın her tarafına, keyfine göre lokanta, kafe, dükkân yapmıştır. Şimdiye kadar herkes çekinmiştir, devlet göz yummuştur ama Ege Bağatur kararlıdır. “Burası benim, seni vururum” diyen mafya babasına boyun eğmez, “işgalcisin, halkın parkı senin işyerin olamaz” der. 1975 yılında Belediye Meclis toplantısında parkın boşaltılma kararı alınır ve o esnada salonda bulunan “Asfalt Rıza” lakaplı mafya babası, silahıyla, meclisi yöneten başkan Ege Bağatur’a defalarca ateş eder. Bağatur ağır yaralanır, ölümün kıyısından döner, yaşama tutunur ama 1990’da henüz 53 yaşında hayatı sonlanana kadar bu saldırının yarattığı sağlık sorunlarıyla boğuşur. Başkanlık yaptığı dönemde ise duruşundan hiç taviz vermez.

Bağatur kamunun çıkarını canı pahasına korumuş bir belediye başkanı olarak tarihteki onurlu yerini alır.

BÜYÜK HAYALLER KURAN, BÜYÜK İŞLER BAŞARAN BAŞKAN EROL KÖSE

İzmit Belediye Başkanı Leyla Atakan, 1971’de geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeder. Erol Köse, yapılan ara seçimde belediye başkanı seçilir. Kentle ilgili en önemli projelerinden birisi İzmit’in doğusunda ve batısında 150 bin insanın yaşayabileceği, 30 bin konut yapılmaya uygun arazileri kamulaştırmaktır. Fikir, kahve toplantılarıyla halka yayılır. Konutları alacaklar ise kooperatif örgütlenmesiyle bir araya gelecek ve sürecin tamamında söz sahibi olacaktır. Proje merkezi iktidarın engelleriyle gerçekleştirilememiştir.

Ama yine de yapılacak çok iş vardır. Köse “ezenin karşısında, yoksulları, ezilip sömürülenleri korumak amacıyla bu yola çıkmaya karar verdik.” demektedir. Belediye, Yenidoğan mahallesinden başlayarak gecekondu alanlarını düzenler, daha iyi yaşanacak hale getirir.

Kamu kaynaklarının çarçur edilmemesi için sıkı bir politika yürütülür. Belediye pek çok işi kendisi yapar ve maliyeti düşürür.

İzmit Belediyesi kentin su sorununu 45km uzaklıktaki Keltepe Dağları’ndan su getirterek çözer. Aynı şekilde İzmit’in elektrik sorunu da hızlı şekilde çözülür.

Köse, İzmit Koyu’nun çevresinde tüm alanları kamulaştırmış, buraların yağmalanmasının önüne geçmiştir.

Toplu ulaşımda atılan adımlar ise ülkemiz tarihinin kamusal ulaşım meselesine dair en önemli örnekleri arasındadır.

1976 yılında İzmit’te ekmek fırınlarının ekmeğe yaptığı zamma karşı belediye, halkı korumak için fırınlarla kavgaya girişir. Belediyenin konuyla ilgili soruşturma başlatmasına karşı fırıncılar ekmek üretmez. Belediye çevre il ve ilçelerden ekmek taşıyarak İzmit’i ekmeksiz bırakmaz. Daha sonra un tekellerinin direnci kırılır ve fiyat düşürmek zorunda kalırlar.

MOTOR USTALIĞINDAN YEREL YÖNETİM USTALIĞINA… REŞAT TABAK

1968 yerel seçimleri öncesinde Çanakkale’de önemli bir siyasi kırılma yaşanır. Motor ustası Reşat Tabak şehrin “ileri gelenlerini”, “yüksek tahsillilerini” geride bırakarak CHP’nin adayı olmayı başarır. Ama esas kırılma CHP’nin seçimi kazanmasıyla yaşanır. Çanakkale artık Adalet Partisi’nin (AP) kalesi değildir. Zekası, dürüstlüğü ve halkın yararına çalışma arzusunu gören halk onu temsilci olarak görmüştür. 

Tabak, seçim çalışmalarında bir senet hazırlar ve seçim sonrası yapacaklarının teminatını bu senetle verir. Bu daha önce hiç görülmemiş bir iştir.

Başkanlığının ilk yılının faaliyet raporunu açıklarken, yerel gazetelerde de belediyenin bütçesini kamuoyuna sunar.

1973 yerel seçimlerini oylarını artırarak kazanır. Yerel yönetim çalışmaları kentin kamusal ihtiyaçlarına göre planlanır.

Belediye gelirleri kısıtlıdır, çalışanların maaşlarının ödenmesinde zorlanılmaktadır. İşçi çıkarmak yerine başka çareler düşünülür. Tabak, önce iş insanı arkadaşlarından destek ister, işçilerine olan borcunu en azından bir süreliğine kapatır. Ama bu geçici çözümdür, belediye yatırımları bir süre durdurulur. Kiraya verilmek üzere, belirlenen bazı yerlere dükkânlar inşa edilir, kiraya verilen dükkânlarla gelirler artırılır.

Koşullara teslim olunmaz, yapılamayana bahane bulunmaz, belediyenin kaynakları zorlanarak kamusal yatırımlar yapılır. Yalnız şehir merkezinde değil köylerde de elektrik, su, kanalizasyon gibi eksiklerin giderilmesi sağlanır. 1969 yılının sonlarına doğru Çanakkale halkına ucuz, sağlıklı ekmek sağlayabilmek için ekmek fabrikası açılmıştır. Bu adımı başka CHP’li belediyeler de örnek almış ve hayata geçirmiştir.

Bu dönem “toplumcu belediyecilik” anlayışıyla hareket eden ve kendi aralarında da birlik kuran belediyeler halka ucuz ve sağlıklı gıda sağlamak için Tanzim Satış Mağazaları kurma kararı almışlar ve böyle bir mağaza Çanakkale’de de açılmıştır.

Bu dönem belediye, Sosyal Yapı Kooperatifi’nin kurulmasına öncülük etmiş, hayata geçirilen sosyal konut projesiyle pek çok kişi uzun vadeli taksitlerle ev sahibi olmuştur.

İŞÇİ SINIFININ DOSTU EFSANE BAŞKAN AHMET İSVAN

Aynı zamanda başarılı bir tarımcı olan Ahmet İsvan, 1973 yerel seçimlerinde rekor bir oyla, yüzde 64’le belediye başkanı seçilir. O da MC hükümetinin baskısı altındadır. Kaynaklar kısıtlanır, atılan her adım engellerle karşılaşır. Halk, İsvan’ın yanındadır ama devleti elinde tutanlar karşısındadır.

İsvan, siyasal tercihlerini gizlemeden belediyecilik yapar. O siyasi tercih belediyeciliği halk için, kamusal yarar için yapmaktır. Bütün bunları “Başkentin Gölgesinde İstanbul” adlı anı kitabında çok güzel anlatmıştır.

Ulaşımda önceliği nitelikli, ucuz, kamusal bir ulaşım hakkıdır ve bu konuda çok ciddi adımlar atılır.

1977’de Halk ekmek fabrikasını kurarak, İstanbullulara ucuz, temiz, sağlıklı ekmeğe ulaşma imkanı sağlar.

Herkes denize girebilsin diye sahilleri halka açar.

Taksim’de Divan Otel’in arkasındaki parkı tellerle çeviren Koç’lara boyun eğmeyen, parkı halka kazandıran O’dur. Sadece bununla da sınırlı değil, kamu malına çökmüş pek çok büyük sermaye sahibinden arazileri söküp alır.

Halkın gecekondusunu yıkmaz, büyük şirketlerin yaptığı kaçak yapıları yıkar. Taksim Meydanı’nda bir gazinocuya ait kaçak yapıyı yıktığında söylediği sözler halkın kalbine, yöneticilerin kulaklarına küpe diye asılmalıdır:

“Bugün yıkacağımız, sadece bir kaçak binadan ibaret değildir… Bu binayla birlikte paranın belediyemizde her kapıyı açabileceği görüşünü de yıkıyoruz.” 

İsvan 1976 ve 77, 1 Mayıslarının başarılı ve güzel geçmesi için taşın altına elini koymuş,  belediyenin bütün olanaklarını işçi sınıfının bayramı ve mücadele günü için seferber etmiştir. 12 Eylül Faşizmi bu yüzden Ahmet İsvan’ı da hedefe koyar. DİSK Davası’nda yargılanır ve DİSK’ lilerle birlikte Kasım 1980’den Ocak 1983’e kadar hapiste kalır. Eşi Reha İsvan da Barış Derneği Davası'nda yargılananlardandır.

İsvan, işçi sınıfının bayramı ve mücadele günü 1 Mayıs 2017’de aramızdan ayrıldı.

ANILARI YOL GÖSTERMELİ

Mutlaka anılması, yazılması gereken başka isimler ve örnekler de var. Unutulmamalı ve yarınlarımızın aydınlık olması için ışıklarından faydalanılmalıdır. Diğer yandan bütün bu örnekler aynı zamanda eleştirel bir gözle de incelenmeli, değerlendirilmelidir. Mesela 1977 yılında Dalokay, İsvan ve Köse’nin CHP içinde yapılan ön seçimleri kaybetmeleri ve tekrar aday olamamaları bile başlı başına bir tartışma konusudur.

Bununla birlikte bahsettiğim isimlerin sanırım en belirgin ve ortak özellikleri koşullara teslim olmamaları. Hepsi iktidar baskısı altındadırlar ve maddi olanaksızlıklarla boğuşmaktadırlar. İktidar baskısına, sermaye baskısına, mafya tehdidine boyun eğmezler. Böyle yaptıkları için adları saygı ve sevgiyle anılmaya devam ediliyor ve yaptıkları bugün ve yarınlara örnek oluyor.

KAYNAKLAR

Sezgin Sezgin –Tuğba Canbulut, Toplumcu Belediyecilik, İletişim Yayınları, 2021, İstanbul

Ahmet İsvan, Başkent Gölgesinde İstanbul, İş Bankası Yayınları, 2011

Sonay Bayramoğlu, Toplumcu Belediye – Nam-I Diğer Belediye Sosyalizmi, NotaBene Yay.