Çok yazdık ama bir kez daha yazalım…

Gel de 1999’da evininin önünde öldürülen Ahmet Taner Kışlalı’nın; “Aydın olmanın ölçütü bilgi değil, tavırdır!” sözünü unut…

Tam da Alman, İngiliz, Çin, İtalyan, Türk ortak yapımı olan TOGG’dan sonra CB’nin açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesine” yakışır atılımlara alışmaya çalışırken; Bakan Nebati; “Hizmet siyasetine devam edeceğiz. Bu ülkede kimse enflasyon karşısında ezildik!” demez mi? Dayanamayan Bakan Muş; “Türkiye’de yeterli olmadığı için Avrupa’dan çöp ve atık ithal ediyoruz!” diye ilave etmez mi? Bakanlar haklı.

Neden haklı? Çünkü TÜİK’e göre yüzde 85. ENAG’a göre yüzde 185 olan enflasyona bakınca tabii ki hiç kimse enflasyon karşısında ezilmez! Çöp kutularını karıştırıp bir şey bulamayanları görünce tabii ki çöp ithal edilir!

Havada kalan müjdelere gelince…

TÜİK’e göre aile sayımız 22 milyonu bulmuş. Yüzde 40’ının (9 milyona yakın) geliri yetersiz olduğundan giderini karşılamıyor, bütçesi her ay açık veriyor. Ailelerin yüzde 50’sinin (11 milyon) geliri ancak yetiyor, kemerler sıkılıyor, günlük yaşanıyor, ucu ucuna geçiniliyor, geleceğe ait beklentiler kayboluyor. Bu arada ailelerin ancak yüzde 10’unun  (2.2 milyon) durumu iyi…

Etten süte, ekmekten peynire, sebzeden meyveye, mutfak tüpünden doğal gaza, kömürden benzine artan fiyatlar karşısında; teminat ve tedarik zincirinde sıkıntı yaşanmasa da binlerce çiftçi tarlasını terk ettiği için domates 30 liraya dayanıyor!

Ülkede 607 bin hanenin borcunu ödeyemediği içine elektrikleri kesilmişse! 49 bin hanenin gazı kesikse! 457 bin öğretmen atama bekliyorsa! (atanamayan öğretmen sayısı 2002’de 70 bindi). Zeytinin vatanında zeytinyağının kilosu 200 liraya dayanmışsa! Pamuğun ülkesinde mont ve kaban alabilmek için 36 ay taksitle kredi dönemi başlamışsa! 10 yaşındaki çocuk; “Babam asgari ücretli, ben nasıl hayal kurabilirim?” diyorsa! İki çocuktan biri doymuyor, karnı aç çocuklar okullarını terk ediyor, derin yoksulluk aileleri zorluyorsa! İnsanlar geçinebilmek için, eve yiyecek alabilmek için anılarını satmaya, nişan yüzüğünü, babadan kalan saatini, annenin düğünde taktığı bileziği satıyorsa! Artan polis intiharları, sınır tanımayan kadın cinayetleri görülmüyorsa!

Sokağın gündemini sadece ekonomi belirliyor demektir! Gerçek anlamda ülke şaha kalkmış, yönetim destan yazmış demektir. Bu durumda batı bizi kıskanmaya devam edebilir…

Hal böyle iken! Cumhuriyeti “parantez ve zulüm” olarak niteleyenler! Ayrımcılıktan, şiddetten, kavgadan, kaostan medet umanlar! Kinden, nefretten, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden beslenenler yollarına devam edebilir.

Türkiye yüzyılı vizyonu programı adı altında şaşaalı tanıtım toplantıları, göz alıcı reklamlar, pahalı organizasyonlar yapılabilir. Bunun adı da 2023 seçimlerine yönelik strateji planı olur.

Olsun! Ülkemizde adalet, özgürlük, kalkınma, refah, sosyal devlet mumla aranıyormuş. Çağdaş eğitimden kopuluyor, eşit sağlık hizmeti alınamıyor, tavan yapan yolsuzluklar, intihara yol açan yoksulluklar, kaygıyı artıran yasaklar hayatı zindana çeviriyormuş. Varsın olsun! Önemli olan itibardan tasarruf edilmeyen atıl millet bahçeleri yapmak! Hastaların ulaşamadığı, randevu alamadığı, alsa da 6 ay sonraya alabildiği şehir hastaneleri açmak! Uçakların inip kalmadığı hava alanları inşa etmektir. Başka türlü şanımız nasıl yürür?

Bir kez daha gündemden düşmeyen ve bu gidişle de düşmeyecek olan göçüklere gelirsek!

Uzmanların açıklamalarına göre; Denetim kusurları var, ihmaller zinciri var, önlem alınmıyor, teknik cehalet diz boyu. Ama işi fıtrata, kadere yıkmak en kolayı, kadere yüklemek ve başına iş açtıkları insanları baş başa bırakarak çekip gitmek işin en kolayı...

Şimdi soru zamanı? Hesap verilebilirliğin esas alındığı, sorumluların arandığı, kamusal alanda kadere yer olur mu? Olmamalı. Olursa ne olur? Önlenebilir kazalarda dünya birinciliğini elimizde bulundurduğumuz bu tür kazalarda kâr ön planda olduğu sürece, kader olarak görüldüğü sürece ve bu ahval sürdükçe; kadınlar eşsiz, aileler oğulsuz, çocuklar babasız büyümeye devam eder. Geriye de acı, çaresizlik, boşluk ve dinmeyen gözyaşları kalır.

ILO verilerine göre! Bugüne dek 100 binden fazla emekçi yaralanmış.  70 yılda 3 binden fazla işçi maden kazalarında yaşamını yitirmiş. Buna benzer kazalar batıda da oluyor ama ölüm olmuyor. Böylece Türkiye ölümcül maden kazalarında açık ara Avrupa birincisi oluyor.

Önlenemeyen beyin göçü, ya da giden beyin gücümüze bakarsak!

CB’nin; “Giderlerse gitsinler, biz yeni mezunlarla idare ederiz!” dediği hekimler; “Beni Türk hekimlerini emanet ediniz!” diyen Büyük Atatürk’ü özleye dursun! TTB verilerine göre yurtdışına hekim göçünde rekora koşuyoruz. Yılın ilk 10 ayında 2153 doktor göç etti. Uzman görüşlere göre; Uzman hekimlerin başı çektiği bu göçte hastanelerimizde ciddi bir hekim sorunu yaşanacağı kesin…

“Okuma oranı yükseldikçe beni hafakanlar basıyor!” diyenleri gören bu ülke! “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alev olarak geri dönmelisiniz!” sözleriyle yurtdışına eğitim için öğrenci yollayan o vizyonu özlerken! Gel de 1999’da evininin önünde öldürülen Ahmet Taner Kışlalı’nın; “Aydın olmanın ölçütü bilgi değil, tavırdır!” sözünü unut…