Televizyonlara çıkanlara bakıyorum, gazete köşelerinde yazanları okuyorum, meydan ekran dolaşanların ağzından çıkanları dinliyorum. Elimi çeneme dayayıp, ağzımı iki karış açıp, arada sırada iç çekip, sık sık da “vay be!” yol ve yön bu kadar mı sık değiştirilir diyorum. Şimdi bilgi adına hiçbir şey ortaya koymadan, ezber ettiklerini yineleyenlere sorularım var!

Batı; Türkiye Araplaşıyor diyor!

Kadına verilen değerden(!) girip kıyafetten çıkarak, Ortadoğu hayranlığımızı işaret edip, Kaşıkçı cinayetine dalarak, böyle bir cürmün Türkiye topraklarında işlenmesini göze alıp, sonra da elini kolunu sallayarak uçağa binip giden konsolosa vurgu yapıyor. Katılıyor musunuz?

Küresel Yardım Raporu Türkiye’yi dünyanın en cömert ülkesi ilan ederek sıralıyor!

Suriyelilere harcanan 32 milyar dolardan başlayıp, Filistin, Sudan, Somali, Afganistan, Libya, Mısır, Afrika, Komor, Tanzanya, Burkina Faso, Nijer, Liberya, Gana, Togo, Uganda, Moritanya, Mozambik, Kongo, Eritre, Lesoto, Cibuti, Mali, Tunus, Arakan, Yemen, Lübnan, Pakistan, Palau, Antigua, Oregon’a uzanan cömertlik listemizde neler yok ki? Milyonlarca dolar para, stadyum, su kuyusu, içme suyu şebekesi, ahır, ambülans, çöp kamyonu, vidanjör, keçi, inek, VİP minibüs, futbol topu, un, bilgisayar ve ücretsiz THY biletiyle ağırlama! Bu topyekûn ekonomik krizde yapılan topyekûn harcamaları onaylıyor musunuz?

Aman “ne hayırsevermişiz” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bu ilginç ve farklı yardımları çok sevdi! Şanımız ülke sınırlarını aşınca, ağırlığımız, saygınlığımız her gün biraz daha artınca insan duygulanıyor ne de olsa!

Gelelim eğitime! Siz bakmayın 500 üniversite arasında tek bir üniversitemizin yer almayışına. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi rektörünün; “Şimdi insan hakları diye bir şey getirdiler. Kadın hakları, çocuk hakları, işçi hakları, eskiden kul hakkı denildiğinde titrerdik!” şeklindeki sözlerine bakın!

Siz bakmayın! Yok, andımız geri gelmesinmiş, yok şimdi sırası değilmiş tartışmalarına! Siz şuna bakın! Büyük tutkular, kökü derinlerde olan alışkanlıklar, ezber edilmiş doğrular ve derin sevdalar yasak dinler mi? Keşke bunları tartışmaya açarak zaman ve enerji kaybedeceğimize, dünyada 101. sırada yer alan eğitim sistemimizi gözden geçirsek, Suudiler’in bile 41. sıradan bize baktıkları yerimizi sorgulasak. Özgür ruhlu, özgüveni yüksek, sorumluluk duygusu gelişmiş, insan ve çevre odaklı çocuklar -gençler yetiştirip, geç kalmakla birlikte böyle bir eğitim sistemi üzerinde çalışsak.

Keşke Atatürk’ün ve öğretilerinin bu ülkenin kurtuluş reçetesi olduğunu, Atatürk adının ulusal ve uluslararası düzlemde başlı başına bir itibar, bir güvence, bir saygınlık olduğunu, akıl, felsefe, bilim, sanat, aydınlık, gelecek, barış olduğunu yine ve yeniden anlatsak. Gençlere; yaşamak zorunda kaldıkları hayatın, uymak zorunda kaldıkları kuralların, katlanmak zorunda kaldıkları yasakların ve önlerine durmadan çıkarılan dayatmaların Atatürk’le çözüleceğini bir kez daha hatırlatsak! Hele de cehaletin cesaret, hakaretin iltifat sayıldığı günümüzde bu konuyu sık sık masaya ve sütuna yatırsak. Yetinmeyerek öğrenmek yaşamaktır cehalet öldürür desek- diyebilsek…

Gelelim ekonomiye! Allahtan her derde deva damat var! Siz bakmayın sadece Yozgat’ta 230 fabrikanın kapanmasına. Hazineden Maliye’ye, İstatistik Kurumu’ndan Merkez Bankası’na, Kamu Bankaları’ndan Gelir İdaresi Başkanlığı’na, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan Varlık Fonu’na. Koşup duran tam yetkili ve çok etkili hem yerli hem milli damat var da sorunlar çözülüyor bir bir ve tek tek. Üzülmeyin…

Üzgünüm! Anadolu belleğini, fotoğraf sanatı yüzyılın hafızasını, basın tarihimiz; “Fotoğraf makinayla değil, yürekle çekilir” diyen 90 yıllık ustasını, Şebinkarahisar bir kara sevdalısını yitirdi…

Üzgünüm! Altı üstüne, üstü altına gelen İstanbul; “Neresine dokunsan, altından bir mücevher çıkar” diyen bir aşığını, foto muhabirleri deklanşöre basmayı da sevdaya dâhil etmiş büyük ustayı, bu sanata gönül verenler başlarına gelen en yetkin hocalarını kaybetti.

Üzgünüm! Sevinç, hüzün, yalnızlık, çaresizlik, emek, alınteri, doğa, ev, sokak, cami kar, yağmur, anne -çocuk, gülen ağlayan insanlar, işsizler, koşan üşüyen hayvanlar kısaca insana, sanata, doğaya, tarihe, güzelliklere,  anılara, yaşanmışlıklara, değerlere dair pek çok şey öksüz kaldı…

Üzgünüm! Picasso’dan Salvador Dali’ye, Âşık Veysel’den Orhan Veli’ye, Sophie Loren’den Nazım Hikmet’e, İsmet İnönü’den Süleyman Demirel’e, Aziz Nesin’den Bülent Ecevit’e pek çok ünlüyü fotoğraflayan ve uzun bir ömrü bu işe adayan Ara Güler yok artık…

Büyük usta çektiği resimleriyle insanları, kentleri, yöreleri, ülkemizi ve dünyayı ışıtmıştı. Işıklar içinde yatsın…