Bugün biraz gerilere gidelim. Anlamlı açıklamalara, manidar girişimlere yer verelim, oynanan ve oynanacak oyunları fonda tutarak, hem notlar alalım, hem uyanık olalım, hem de tabloya daha neler eklenecek diye gözümüzü dört değil sekiz açalım!

Ekonomik adalet sağlanmamış, enflasyon, açlık, yoksulluk boyutları artmışken; Fatih, Kanuni, Yavuz’dan sonra Abdülhamid Han sondaj gemileriyle denizlere açılıp dostu gururlandırıp, düşmanı korkutup, batıyı kıskandırırken!

Önce “şükredin!” diyen sonra biraz daha “sabır!” talep eden yönetimin o sözleri kulaklarımızda çınlamayı sürdürürken!

Barınma krizi yüzünden İstanbul’da kirasını ödeyemeyen 3 milyon kişi, milyonları bulan genç işsizlik başta olmak üzere kızgın, kırgın, umutsuz, kaygılı kitlelerin öfkesi büyürken!

Suyuna, toprağına, doğasına sahip çıkarken başına olmadık işler açılan, olup bitene artık şaşırmayan, öfke, nefret, şiddet dilinden artık gına gelenlerin önlenemeyen kaygısı artarken!

Eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma, yetişmiş insan gücünü hoyratça harcayan yönetime güven giderek azalırken!

Her alanda ve her anlamda istihdam yaratmamayı, entelektüel birikimi yok saymayı, kültürel zemini görmemeği, siyasal- ekonomik- askeri alanlarda tarihsel arka planı görmezden gelmeyi yeğleyenlerin başarısı tartışılmazken!

Ülkenin gereksinim ve önceliklerini umursamamayı, avantaj ve dezavantajlardan bilim ve eğitim politikalarına, kapsamlı ve ayrıntılı üretim ve tüketimden yüksek katma değer sağlayacak alanlara kadar arasına mesafe koyanların gereksiz inadı artarak sürerken!

Bu koşullarda ve bu gidişle daha neler olacak, daha nelere alışılacak, hangi değerlere, daha ne kadar özlem duyulacak soruları yanıt beklerken!

2022 Dünya sıralamasında ilk 500’de olmayan üniversitelerimizin geldiği yer!  Gençlik ve Spor Bakanlığının merkez ve taşra teşkilatlarında kadın yöneticinin olmayışı! Kadınları kasap vitrinine benzeten din adamlarına soruşturma açılmayışı kimseleri ilgilendirmezken! (Adını gençlik spor ve erkek bakanlığı olarak değiştirseler mi acep?)

SAĞLIKTA DESTAN YAZARKEN KAPATILAN BÖLÜMLERE NE DEMELİ?

İstanbul’dan Kars’a kadar pek çok dalda doktor olmadığı için kapanan bölümler, fizik tedavi, romatoloji, ağız ve diş sağlığı gibi alanlarda aksayan hizmet, çürümeye terk edilen tıbbi cihazlar, Burdur’dan Isparta’ya, Hakkâri’den Van’a gönderilen hastalar doktor olan sağlık bakanını ilgilendirmezken!

Her ile bir üniversite açarak düzeyi düşürme, ilçelere bile lise açar gibi yüksekokul açma, diplomalı üniversite mezunlarını artırarak işsizler ordusuna katma, arkeoloğun dolmuş şoförlüğü yapıyor olması, TYT’de (temel yeterlilik testi) sıfır çeken 96.518 öğrenci MEB’in ilgi alanına girmezken!

Herkesin tökezlediği ama bir kısmımızın baş aşağı düştüğü bu belirsizlik ortamında doğru ekonomi politikaları terk edilmiş, istihdam unutulmuş, tarım dışa bağımlı hale getirilip, eğitim iflas etmişken!

İthamlara, iftiralara doymayanların, kibir dağlarından inmeyenlerin, cumhuriyetin fabrika ayarlarına dönmeyi düşünmeyenlerin sayısı arttıkça bu saptamalar artarak sürecektir kuşkusuz...

Konunun özüne ve ilk paragrafa dönerek yazıyı noktalarsak! Ne diyor Nazım Hikmet; “Çok yorgunum beni bekleme kaptan/ Seyir defterini başkası yazsın/ Çınarlı, kubbeli mavi bir liman/ Beni o limana çıkaramazsın!” Bu muhteşem dizeleri günümüze uyarlarsak; Kaptan ilgisiz ve bilgisiz yöneticiler, seyir defteri veresiye defteriyle boğuşan halkımız, çınarlı, kubbeli mavi liman da uçup giden hayallerimiz olmasın!