Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Başlık ülke gündeminin özeti olunca zor sorulara, özet yanıtlarla ilerlemek en iyisi!

Çarşı pazar ateş almış yanıyor mu? Sizce?

Alıcı çaresiz, satıcı umutsuz, üretici perişan mı? Çevreye bakmak kâfi!

Sorunlar çözülecek mi? Tartışmalı.

Ekonomi düzelecek mi? Kuşkulu.

Yoksulluk giderek ağırlaşıyor mu? Görünen köy.

Tatil yapmak artık hayal mi? Hem de nasıl.

Ev sahibi olmak hayallerin ötesinde mi? Uzun süredir.

Ekonomik iflas yaşıyor muyuz? Enflasyon rekoru bunun kanıtı değil mi?

Siyasi dil, sorumlu mu olmalı? Sorunlu mu? Erbabı bilir! 

Ülkenin 3 yanı deniz, 4 yanı mülteci mi? Ben bilmem büyüklerim bilir!

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinde 180 ülke arasında 149.sırada yer alarak, Uganda, Kamboçya, Somali ve Özbekistan’ın gerisinde kalmak nasıl bir duygu? Bu zor soruyu pas geçelim!

“Türkiye’yi çok sevdik!” diyen Nijeryalılar! Neden sevmeyesiniz? Bu ülke, bu topraklar sevilmez mi?

“Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır!” diyen Bakan Nebati! Halkın mutfağını kurutan, gözlerdeki feri söndüren ve bir yıl içinde yüzde 342’yi aşan zamlar karşısında hala gözleriniz ışıl ışıl olacak mı? Ben bilmiyorum ama bir bilen ve gören illa ki vardır…

Karanlığı kararlılıkla sürdürenlerin dikkatine!

Nefret söylemi, havada uçuşan tehdit ve küfürler şiddeti artırıp ülkenin üzerine çöken karanlığı iyice artırmaz mı? Ya da kabadayı ağzı açıklamalar, fikri yalpalamalar ülkemizdeki havayı ağırlaştırırken, halk geçim derdiyle mi ilgilensin siyasetteki tükenmişliğin yarattığı gerginlikle mi uğraşsın dedirtmez mi? Veya ey akıl, mantık, sağduyu, politik nezaket, güven neredesin diye sorulmaz mı?

Ağır ekonomik koşullara, istihdam, işsizlik, gelir eşitsizliği ve göç sorunu eklenince! Azmış gibi kontrolsüz sığınmacı ve göç istilası ilave edilince! Bu koşullarda yaşama savaşı veren halk kendisini sahipsiz ve çaresiz hissetmez mi?

Başa dönelim! İş birliği, söz birliği, karar birliği yapanlara, plan, program yerine sabır ve şükür önerenlere soralım! Yurttaş borç batağında iken, icra dairelerinde yığılı dosyalara yer bulunamazken! Yanlı ve yanlış projeler ve beton aşkıyla yapılan akıl almaz zararları halk ödeyecekken! Köprüden otoyola, millet bahçesinden tünele milletin sırtına milyar dolarlık yük bindirilirken! Başka ne gibi yüklere hazır olalım?

Mülteciydi, göçmendi, çalışma ya da ikamet izinliydi, kaçaktı derken! Suriye’den Sudan’a, Irak’tan İran’a, Afganistan’dan Pakistan’a, Kongo’dan Nijerya’ya, Mısır’dan Tunus’a, Uganda’dan Kongo’ya, Fas’tan Arakan’a, Moğollardan Afrika ülkelerine Türkiye nüfusunun neredeyse yüzde 10’unu oluşturan ve Erdal Atabek hocaya göre; “Sığınmacı değil, yerleşmeci!” olan her ülkeden konuklarımız için briket ev yapmanın dışında yeni projeler var mı?

Demem o ki! Eskiden fasulye kendini nimetten sayardı! Maşallah artık tüm sebzeler rakip olunca pabucu dama atılalı çok oldu. Domatesin bir yılda yüzde 198 zamlandığı, enflasyonun rekor kırdığı, çiftçi borçlarının tavan yaptığı ülkemizde fasulyenin başkanlığında sebzeler niçin damat halayı çekmesin ki! Geç bile kaldılar…

Bunca soru ve yanıttan sonra sonuç ne? Sonuç yok! Sonuç alınabilir mi? Bedava şeker kuyrukları uzadıkça, boş baklava, boş börek kuyrukları azalmadıkça bence hayır! Sizce? Hele de! İşi olmayan genç, aşı olmayan ev, elektriği kesik hane, gazı kesik gecekondu, başı yerde baba, yüreği yanan anne, sofrası boş nine, cüzdanı boş dede sayısı arttıkça…

 

Üzgünüm! Kars yerel basınının güçlü kalemi, Bora Gazetesi’nin sahibi, Serhat TV Genel Yayın Yönetmeni ve “Köyden Köye” programının yapımcısı değerli hemşerim Muharrem Yerli’yi erken ve zamansız kaybettik. Kars deyince akan suları durduran sıkı dost, iyi arkadaş, yürekli meslektaşım yok artık. Onu Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan; “Yüreğim Kars’ta Kaldı” kitabım için yazdığı, yüreğime kazınan cümleleriyle uğurluyorum…

“Kitap 232 sayfa. Bir gecede 232 yere gidiyor, bir o kadar insanla tanışıyorsunuz. Kars hiç bu kadar rafine olmamıştı. Kars hiç bu kadar kristalize olmamıştı. Kars hiç bu kadar damıtılıp berraklaşmamıştı. Ve hiç bu kadar granitleşmemişti! Saat dokuzdan bir buçuğa kadar gitmediğim yer kalmadı. Bir yazar insanın kendi yaşadığı şehri gecenin aydınlık karanlığında, sıcak ayazında bu kadar keyifli dolaştırabilir mi? Iğdır’da terliyorsunuz, Sarıkamış’ta donuyorsunuz, Tuzluca’da çiçek kokluyor, Digor’da türkülerle dinleniyorsunuz. Birden İstanbul’da oluyorsunuz. Eline, yüreğine sağlık! Ben Neşe Doster yazmışsa okunur, o kalem, o gerçekçi bakış tok insanı sofraya oturtur diyenlerdenim!”

56 yaşında göçüp giden, çekip giden, kayıp giden Muharrem Yerli! Ne diyeyim sana? İyi ki yazdın. İyi ki vardın. Işıklar içinde yat, boşluğunu hep hissedeceğim…