CB’nın 2. Yeditepe Bienali’nin açılışında sanata yönelik açıklamalarını dinlerken, Emine Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlediği “Geçmişten Geleceğe Türkiye Dokuma Atlası” projesini sahne gösterimini izlerken, onların ağızlarından tek bir sözcük duyamasak da ülkemizde yine bir kadın öldürüldü ve yine bir genç hayatına kıydı…

Baskılara dayanamayan, elinden tutacak kimseyi bulamayan, aile baskısına karşı koyamayan, devleti yanında bulmayan Enes Kara’ların dramını, gencecik beyinlerin sesini, yaşadığı (yaşatılan mı demeliydim?) çilesini kim duyacak?

Mesleğinin başındaki Avukat Dilara Yıldız’ın bitirilen hayallerini, bu sessiz feryatları, bu isyanları Ankara’da iktidar ya da muhalefetten duyan çıkacak mı?

Başa dönersek! Bir kadın neden öldürülür, bir erkek niçin intiharı seçer?

Eğer bir ülkede insan yaşamının zerre kadar değeri kalmamışsa! Kadınların, gençlerin hayatları pamuk ipliğine bağlıysa! Devlet ve yasalar insanını, kadınını, gencini koruyamıyorsa! Öğrencilerin kendini rahat, mutlu, huzurlu hissedeceği çağdaş yurtlar yapılamıyorsa! Ayrılan bütçe yandaş vakıf ve derneklere aktarılıp- akıtılıyorsa! Muhalefet hık mık demeyi yeğliyorsa…

Anaokulundan itibaren beyinleri yıkamak, baskıları artırmak, yaşama sevincini ortadan kaldırmak, hayatları karartmak, umutları yok etmek, birey yerine kulluğu benimsetmek yönetimin yeğlediği ve önemsediği eğitimin olmazsa olmazıysa! Çağdaş eğitimin ilkeleri göz ardı edilip yok sayılıyorsa…

Kadınlar sudan nedenlerle öldürülüp, suçlular cezasız kalıyorsa! Ortalama her ay en az 30 kadın katlediliyorsa! Kadınları koruyacak İstanbul Sözleşmesi şirin görünmek için, tabana göz kırpmak adına kaldırılıyorsa…

Ülkeyi yönetenler bu kıyımı sadece seyrediyorsa! Muhalefet partileri hal böyle iken yeni göğü inletemiyorsa…

Ne ölümlerin önü alınır, ne gençlerin kaybı önlenir, ne kadın kıyımı son bulur. Çünkü sessizlik onaylamaktır, cesareti artırmaktır, sayıları çoğaltmaktır.

Çünkü bencilliğin tanımında; “Önce ben, benden sonrası tufan!” yer almaktadır. Yine seçim sandıklarıyla başı hep dertte olanlar, sonuçları bazen ispata, bazen inkâra, bazen iptale götürenler hep böyle ister, her zaman böyle yaparlar…

Olan da ülkenin pırıl pırıl gençlerine, yaşamları karartılan kadınlarına, onların hayallerine ve yarım kalan hayatlara olur…

Olan da; Yasaydı, töreydi, toplum baskısıydı, mahalle baskısıydı, erkeğin baskısıydı, zulümdü, şiddetti, yoksulluğun- yokluğun baskısıydı, baba baskısıydı, eski nişanlı baskısıydı diye diye ömürleri tüketilen insanımıza olur…