Duygu ve düşünceleri kâğıda dökerken ruhu arındırmak, biçimlenmek, iç dünyanızda yolculuklara çıkmak, sorumluluk yüklenmek, bazı şeyleri göze almak, kendine özgür bir alan yaratarak, bakış açını yansıtarak, tamlamalar ve metaforlarla farkındalık yaratmak…

Bitmedi! Bu derya deniz konu kolay kolay biter mi? Uzak yakın pek çok şeyi dile
getirirken duygular, nesneler, düşünceler, hayaller, kentler, kişiler kısaca sizi siz
yapan, sizi biçimlendiren, kim olduğunuzu ortaya çıkaran değerler üzerinde cümleler
kurmak…

Bağlı ve bağımlı olursanız attığınız her adımı bu bağlantılar bağlayacağından
sorgulama, yargılama, eleştirme, hesap sorma gibi alanlarda at koşturamamak…
Dik olmanın, dimdik yürümenin, özgür yazmanın, rahat konuşmanın yolunun
birilerinin suyuna giderek değil, ezilip büzülerek hiç değil, saydamlıktan geçtiğini
unutmamak…

“Yazıp konuştuklarım, okuyup paylaştıklarım neyi değiştiriyor ki?” sorusu aklınıza
takılınca da yazardan etkilenmeden, toplumdan beslenmeden etkileyemeyeceğinizi
hep hatırlamak…

Elbette ki yazıp çizmenin, konuşup paylaşmanın bir nedeni vardır. Ne
düşündüğünüzü anlatmak için yazıyor, neler hissettiğinizi anlatmak için
konuşuyorsanız! Sizi yazmaya yönelten sözcüklerle çevrili dünyanızda, okuduğunuz
kitaplar başucunuzda sıra sıra diziliyse! Not kâğıtlarınızı, küçüklü büyüklü
defterlerinizi, renk renk kalemlerinizi yanınızdan hiç ayırmıyorsanız! Duyguda,
düşüncede ana diliniz size eşlik ediyorsa! Konuşarak, yazarak hayal ettiğiniz dünyayı
kurmak için birileriyle yol alıyorsanız! Neden yazmayasınız ki?

Şimdi gelin! “Sanatçı çağının tanığıdır” sözünü alıp “yaşama tanıklık yazar için
kaçınılmazdır” şeklinde yorumlayalım! Gözlem gücü olan, tüm duyuları her daim
uyanık olan, gözleyen, dinleyen, soran, not alan, izleyen biri olarak neden
yazmayasınız ki?

Anlamak için anlatmak bir tercih ya da yolculuksa! Yatağınızda okurken, masa
başında yazarken, düşünürken, kurgularken yeme içmeyi, uykuyu, dinlenmeyi
unutuyorsanız! Dünyayı kucaklamaya, başka zihinlerde yer etmeye, farklı insanların
duygu ve düşünceleriyle kucaklaşmaya, zihinsel olarak başka dünyalara taşınmaya
hazırsınız demektir.

Bağımsız olan, önemseyen, saydam olan, etkilenen, sözcüklere dans ettiren,
anlayarak okuduklarını başarıyla anlatanlar için dünyaca ünlü deneme ve roman
yazarı Susan Sontag; “Okurken her zaman besleniyormuş, yemek yiyormuş gibi
hissediyorum!” diyor…

İngiliz kadın yazar! “Kanepenin altını süpüreceğime üstünde kitap okuyarak zaman
geçiririm!” diyor…

Gelin de bu sözlere hak vermeyin! Hele de farklı yazarların, farklı konuları içeren
kitaplarıyla baş başa iseniz! Hele de aynı anda üç beş kitabı birden ruh halinizi
gözeterek okuyorsanız! Hele de defterlerinizle, not kâğıtlarınızla, renkli kalemlerle
döne döne çizilmekten kızamık dökmüşe dönen başucu kitaplarınızla kendinize bir
dünya kurmuşsanız iflah olmaz bir yola girmişsiniz demektir.

O halde kanepe üstü(!) yazın yolculuğunuzda başarılar ve kolaylıklar…