Hayatın olağan akışı içinde sıkışıp kaldıkça;  Her yerde her şeyin değiştiğini görüyor, yalanı, talanı, yolsuzluğu, haksızlığı, cinayet haberlerini, şehit düşenleri, covid’den ölümlerin artışını, gençlerin arayışını, hız kesmeyen kadın şiddetini giderek kanıksıyor, ülkesini sevenlerle, yaşlılığın labirentlerinde gezinenlerle, umutlarını bir başka bahara erteleyenlerle konuşup, dertleşip, paylaşıp, iç çekip duruyoruz…

Bu arada gözden kaçanlar da yok mu? Tabii ki var. Örneğin toplum görmedikçe, yasalar yetmedikçe daha çok görünür olan kadın şiddeti gibi…

Önce ailesinden şiddet, sonra eşinden işkence, daha sonra da çalıştığı yerde patronundan taciz gören, sessiz çığlıklarını her daim içine atan kadının; “bir ömre kaç haksızlık sığar?” şeklindeki sorusu gibi…

Hem umut vermek, hem iç dökmek, hem geçmişe bir pencere açmak adına gerilere uzanarak, bazılarınca yok sayılan, görmezden gelinen, sözüm ona önemsenmeyen cumhuriyet değerlerinin aynı zamanda ne olduğunu bıkıp usanmadan anlatmak gibi…

Cumhuriyetin her kız çocuğu ilkokula başladığında, her kadın sandık başına gittiğinde, her hasta kendine bakacak bir doktor bulduğunda, her sporcu milli marşımızı çaldırdığında bir kez daha ilan edildiğini iyi okumak gibi…

Çağdaşlığın her genç fikrini özgürce ifade ettiğinde, her bilim insanımız en büyük mirasın akıl ve bilim olduğunu hatırlattığında, her turist ülkemize hayran kaldığında bir kez daha ilan edildiğini hatırlamak gibi…

Görünüp gösterilmese de! Tüm bunların arkasında yatanın bolca sabır, çokça emek, büyük mücadele, sicim gibi gözyaşları, ciddi parasızlık, zaman zaman haddi aşan tehditler, hak edilmeyen eleştiriler olduğunu hep hatırlamak gibi…

CHP Milletvekili İlhan Kesici’nin; “İktidarların gelişleri de, gidişleri de ekonomidir. Ekonomi demek, tencere, iş geçim demektir. Bu üçlü iktidarları götürür.” şeklindeki özlerine hak vermek gibi…

TÜSİAD başkanının; “Türkiye’nin sığınmacılar için bir cazibe merkezi haline gelmesi ilerleme hedeflerine aykırıdır.” şeklindeki açıklaması gibi…

Üniversiteyi kazanan gençlerin parklarda sabahladığını, polisin gençleri parkı, caddeyi, kaldırımı işgal ederek kanununa aykırı davrandıkları için yaka paça gözaltına aldığını, öz yurdunda yurt bulamayan 10 üniversiteliden 9’unun yurtsuz olduğunu görünce, yürekleri ayaklanan o gençlere sahip çıkan, el uzatan, yer bulan Mansur Yavaş Başkanın yürek ısıtan jestleri gibi…

Şimdi başkentteyiz!

ABB’nin başlattığı; “Üniversite Ankara’da okunur!” sloganıyla Mansur Başkan öğrencilerin barınma sorununa ilgisiz ve sessiz kalmayarak tüm öğrencilere kucak açtı. Otobüs terminallerinde karşılanan, kiralanan yurtlara, otellere yerleştirilen, karınları doyurulan, odalarında ki başucu dolaplarına sabun, diş fırçası, su meyve suyu, bisküvi ve cerrahi maskeden oluşan paketler konan öğrencilerin ve ailelerinin mutluluklarını gözlerine ve sözlerine yansıtmaları gibi…

Gençlerin yurt taleplerini önemsemeyen, yok sayan yönetimin üç kuruş artırdıkları öğrenci kredileri için; “gözünüze dizinize dursun!” şeklindeki sözleri gibi…

Sadece dış cephe camları 50 milyon dolar tutan, toplam maliyeti 291 milyon dolara ulaşan bina için CB’nin; “New York’taki Türk Evi’nin açılışını 500 yıllık dış politika tarihimizin en önemli günlerinden biri” olarak ilan etmesi gibi…

Betonla övünmeye, sevinmeye, gururlanmaya devam edilirken,  İstanbul’da ev kiralarının yüzde 66 artması, ağaç, orman, su, insan doğa, kent katliamının giderek artması gibi…

Adeta kutup yıldızı gibi takip ettiğimiz, yön gösterici düşünceleriyle zihin dünyamızı inşa eden, ülkemizin dünü ve bugünü farkında olmasa bile, yarınlarını aydınlatan, yılmadan usanmadan gerçekleri anlatan, cumhuriyet ideallerine yürekleriyle sarılan vazife kuşağının birbiri ardınca hayata pencerelerini kapatıp gitmesi gibi…

Özetle! İstenirse kalıcı çözüm bulana kadar, geçici çözüm bulunacağını görmek ve Büyük Atatürk’ün erişemeyecekleri yükseklikte olduğunu hiç unutmamak gibi…