Nerde kalmıştık?

Bazı soru işaretlerim var. Yönetimin bilgisi dâhilinde ve koruması altında sarf edilen sözler var! Ülkemizin neredeyse kadın mezarlığına dönüştüğü gerçeği var. Ağustos ayında 31 kadının daha katledildiği haberi var. İyisi mi sözü daha fazla uzatmadan yazıyı Afganistan’a getirip, Afganistan’la bitirelim…

Afgan halkı büyük bir açmazda! Sokaklarda, parklarda, restoranlarda sadece erkekler var. Kadınlar evde, Taliban’ın keyfi yerinde! Korku, baskı, kapanma iç içe. Cehaletin, ortaçağ karanlığının içinden çıkan ve ortaçağ gözlüğünü hiç çıkarmayan Taliban bir yandan dünyaya meydan okuyor, diğer yandan teknolojiyi kendi gücü için kullanıyor, her yaştan kadınlara dünyayı dar ediyor…

Özellikle radyo, sağlık, kolluk kuvvetleri gibi alanlarda çalışan kadınların can güvenliğinin olmadığı, UNICEF’in raporuna göre; her yıl 3 bini aşkın kadının intihara kalkıştığı! 3 kadından birinin 18 yaşından önce evlendiği! Zorla evlendirilen, gördüğü şiddet yüzünden ayrılmak isteyince eşi tarafından burnu ve kulakları kesilen Bibi Aisha’nın unutulmadığı yer Afganistan…

Kadınlarının yüzde 85’inin okuryazar olmadığı! Çilesi doğumla başlayan, doğum belgesinde sadece baba adı yazılan, düğün davetiyelerinde dahi adı geçmeyen, ölüm belgesinde ve hatta mezar taşında adı olmayan kadınların yaşadığı, buna tepki olarak yıllar önce “Adım nerede?” kampanyası başlatılan yer Afganistan!

Çilesi giderek artan Afganlı kadınların ve Afganistan’ın kurtuluşu; Adil, bilgili, bilinçli, çalışkan, yurtsever, vatan millet sevgisiyle eğitilmiş, güçlü, üretken, özgürlükçü bir toplumun inşasından geçmiyor mu?

O halde sözü burada Afgan sosyolog Ali Kaveh’e bırakalım; “Afgan toplumunda en iyi kadın, görünmeyen ve duyulmayan kadındır.” Bu söz sadece Afgan kadınını değil, hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.

Ülkemizde okuyan, ülkesinde dışişlerinde çalışıp, cumhurbaşkanlığına danışmanlık yapmış olan Fazıl Burget diyor ki; “Taliban’ın söylemi ve eylemi arasında büyük farklar var. Basına farklı konuşuyor, oysa görüntüler gerçeği ortaya koyuyor. Taliban ülkeye ele geçirmeden bir hafta önce Özbekistan’a başkonsolos olarak atandım. Kabil düştü vatansız kaldım.”

Ülkemizde çalışan Dr. Zahra Muzafferi diyor ki; Şu anda yapılacak en önemli şey Afganistan’daki kadınların sesini duyurabilmek. Biz sesimiz duyulsun istiyoruz ama o ses kimseye ulaşmıyor.”

Afgan Kralı Emanullah Han’ın kızı Prenses İndia diyor ki; “Babam Atatürk’ü kardeşi olarak görüyordu. O vefat ettiğinde babam Türkiye’ye gönderdiği telgrafta; ‘Siz de bana başsağlığı dileyin, çünkü ben de kardeşimi kaybettim’ diye yazmıştı…

Taliban sözcüsü Z. Mücahid diyor ki: “Türkiye ile çok derin ilişki ve bağımlılık içerisindeyiz. Türkiye ile ilişkimiz derin!” (Belli zaten doğru söze ne denir!)

Taliban’ın sözcüsü Haşimi diyor ki; Kabinede bir kadın bakan olmasına gerek yok. Onların görevi çocuk doğurmaktır.”

Nobel barış ödülünü 2014 yılında 17 yaşında alarak bu ödülü alan en genç kişi olarak tarihe geçen Malala Yusufzay diyor ki; “Ben tüm kız çocuklarının okula gitmesi için sesimi yükselttim diye silahlı bir adamın bindiğim okul otobüsünü durdurup, bana seslenerek üzerime ateş açması sonucunda yaralandım. Ayağa kalkılıp, harekete geçilmezse birçok Afgan kızı da benimle aynı kaderi paylaşabilir!”

Önemli not: Afganistan’da okuryazarlık oranı yüzde 30. Kırsalda yaşayanların oranı yüzde 80. Şehirleşme oranı yüzde 20. Önümüzde uzanan tuzakları hissederek, görerek, bilerek, sıklıkla dillendirdiğimiz bugünlerde yazmaktan dilimizde tüy bitti ama konular bitmedi. Ancak biten bir şey var! O da şu! Kendi sabır sınırım bana yazının tam da burasında dur diyor. Okurun sabrının da bir sınırı var diyor. Ben de bu yazılık iç sesime kulak veriyorum…