Şair- yazar Maya Angelou; “İnsanlar ne söylediğimizi unutuyor, ne yaptığımızı unutuyor ancak onları nasıl hissettirdiğimizi unutmuyor” diyor. Kendi kendime M. Angelou yüreğimize dokunan her şey bizi uyandırır mı demek istiyor diye derin düşüncelere dalmışken, çevrimiçi ders anlattığım yazarlık bölümü öğrencileri makale ve kitaplarımı nasıl yazdığımı sordular!

Onların özel sorusuna genel cevap olarak köşemden seslenmek istedim!

Öncelikle bir fikir, bir ışık, bir hayal, bir adım ve en önemlisi hedefe ihtiyacınız olacak ki yazabilesiniz. Çünkü yazı vardır bitmesi günler sürer, kitap vardır bitmesi yıllarınızı alır, bazen de bitmez dosyalarda kalır. Yazmanın ve yazar olmanın güçlüğü burada. Yeterli bulmamak sözüne dikkat edin. Yazdığından memnun olmayan, daha iyisini yazmak için kıvranıp duran yazarın gözü hep ilerde olur.  Daha önce yazdıklarını geçme koşusudur bu. Uzun atlama gibi, depar yapma gibi! Yazdığına güvenemeyen ancak kendine güvenen pek çok yazar, bu yüzden gözünü kırpmadan emeğini, göz nurunu, inşasını yıkar ve yeniden kurar.

Yine nasıl bir meslek aşkı, üretme sevinci, yazma tutkusuysa bu zemin, zaman, yaş, hastalık, tatil dinlemiyor. Her yazı bir başka heyecan yaratıyor yazarı için. Hele de kendinizin hoşuna giden bir yazı yazmışsanız sabah olmak bilmiyor. Gün doğsa da, okurlarım okusa da, yorumlar gelse de, mailler aksa da deyip duruyorsunuz. İşte yazma tutkusu tam da böyle bir şey…

Bazen kitaplar, bazen yazılar sıradan anların içindeki sıra dışılığı anlatır. Kökleşmiş kalıpları dinamitler, okura ufuk açar, başucu dosyalarının, kitaplarının yanına konur, okuyanı pişman etmez, seçki niteliğinde yetkin sunuşlarla, derinlere daldıran, uzaklara götüren anılarla dolu o yazılar bitsin istemezsiniz. Okunan, önerilen, beğenilen yazar olmanın sırrı da burada saklı. Size önerim onların izinden gidin, pişman olmazsınız…

Sözü buraya getirmişken benim de size bir sorum olacak? Hikâyeler, masallar, filmler, resimler, heykeller, oyunlar, şiirler, sergiler, konserler, müzik vb. yüreğe dokunan, insana iyi gelen, sorunlardan anlık da olsa uzaklaştıran alanlar değil midir? Cevabınız evetse durmak yok sanatsal yolculuğa devam.

Gelelim bakış açısına! Bildiğim o ki yaşamla hesaplaşma vardır, hayata çelme atma vardır, anın değerini bilme vardır, çevreyi yormayan, insanı saran ve rahatlatan, sade yalın bir yaşam seçenler vardır. Yalnız kendi hayatını değil, başka hayatları da güzelleştirenler vardır. Yaşamı her haliyle seven, yaşamla barışık olanlar vardır. Bir de neden hava açmıyor diye metrolojiye kızan, az meyve verdi diye ağaca küsen, kurudu diye fidanı azarlayanlar vardır. Yine okuduğu romandan, izlediği filmden sonra hayata küsenler olduğu gibi, gördüğü bir fotoğraftan, izlediği bir oyundan, okuduğu romandan çok etkilenerek “mutluluk işte budur!” diyenler vardır. Demem o ki yaşam acısıyla vurup, sevinciyle avuturken tüm bu sıralananlar yaşama sanatının sıradan sırları sayılır…

Bu konuda örnekler çok hangi birini sayayım? Siz çoğaltabilirsiniz. Kuşkusuz ki yazılanlar kadar, yazılamayanlar da vardır. Hiçbiri masum olmayan çıkışlara karşı net tavır almak gerekirken suskun kalmak vardır. Sorumsuz yetkililer oldukça ve arttıkça her geçen gün dozunu artıran ve ortamı geren konulara neşter vurmak vardır. Ülkemizin günü ve geleceği adına yüz kızarmadan yazılabilecek şeyleri göze almak vardır.

Bazen kabul edilebilir olmayan, asla hata sayılmayacak olan ancak, hem de ne ancak bilinçli bir tercihle yapılanlar, göze sokulanlar vardır. Bazen de anlaşılmayan açıklamalarda olduğu gibi hata değil, apaçık sansür amacı taşıyanlar vardır. Listeyi uzatabilirim, ama mesleğe çeyrek kala gözünüzü korkutmak istemiyorum!

Son olarak ve yeri gelmişken size Bacon’un bu konudaki sözünü aktarıyorum. Ünlü deneme ustası Bacon der ki;  “Yazılarınız da bombayı baştan patlatın ki ilgi görüp okunsun.”

Demek ki neymiş? Makalelerimize küt diye başlarsak yazı okunurmuş. Yazılarımız açık seçik, laf salatasına boğulmadan, dolaysız olmalıymış. Bu size hem kafa, hem yazı disiplini sağlar ve sizi yaratıcı yazarlar sınıfına taşırmış. Ayrıca iyi yazar olmanın yolu yalnızca sabredip oturmak değil, ayağa kalkıp mücadele etmekten geçermiş…

Önemli not: Ayrıca ısrarla ve unutmadan eklemeliyim! Yaşamı neresinden kavradığımıza bağlı olsa da kabul edilmesi gereken gerçekler vardır. Göz simgedir, bakış kimlik. Bakmak ve görmek ise ayrı ve uzun bir konu! Yazıya gelince uzun ve ince bir yol. Tercih sizin…