Yani ve özetle; Bu yazıda mutluluk, hüzün, özlem, kaygı, itibar, imaj, adalet, asalet, rezalet, sefalet, cehalet, kaybolan hayaller, yitirilen ormanlar, kayıp giden canlar, yok artık dedirten, bu kadar da olmaz dedirten karamsar tahminler, yeri dolmayacak anılar ve sorulara verilen cevaplar iç içe olacak…

Yine bu yazı kadına, kitaba, kültüre, sanata sıcak bakmayan daha doğrusu bu konulara iyi gelmeyen anlayışı ve o alanlarda yaşanan yoğun duyguları da kapsayacak…

Şimdi sırayla ve parantezler açarak ilerlersek! THK ve Hıfzıssıhha enstitüsü gibi kurumların kapanması devletin tasfiyesi demek değil miydi? Ya da 16 yılda 228 yeni cezaevi yapmak neyin nesiydi?

Parantezi kapatıp devam edersek! Yapmamız gerekenleri unutmak, karşılıksız sevmeyi unutturmak, erdeme, insanlığa yatırım yapmak yerine katkı alarak katkı sunarak yapılması gereken her şeyi parayla ölçüp biçmek yanlış olmadı mı?

Parantez açarak devam edersek! Bilimsel bilgiye, analize gerek duymadan, öngörü de neymiş diyerek, iyi kötü yalan yanlış yürütmeyle durumu idare yoluna gitmek doğru muydu?

Parantezlerden şimdilik uzaklaşıp konuya dönersek! Sık sık bakanların affını talep edip, CB’nın azlettiği bir işleyişte ayrılanların yerine gelenlerin kim olduğunun, ne kadar dayanacağının, ne zaman görevden affını isteyip, affının kabul görüp, ne zaman azledileceğinin önemi var mı?

Bir süre sonra yeni gelen de CB’na sanki kabahat işlemiş, suç işlemiş, günah işlemiş gibi af talebinde bulunur, bu makama layık gördüğü için teşekkür eder, minnet ve şükranlarını sunarak yerine gelene çiçek verir ayrılır. Nokta!

Gelelim sürecin gerçeklerine ve yapıp yapamadıklarımıza…

Ne yaptık? Cumhuriyetin temel ilkelerinden ayrılarak, varını değil, yoğunu da vererek eğitilen, okutulan ahlaklı, erdemli, yurtsever, gözü tok, kararlı, tutarlı, estetik ve kültürel değerlere saygılı cumhuriyet kadrolarını saf dışı ettik mi? Evet!

Ne yapmalıydık? Gazi Kemal’in baktığı yerden bakmayı sürdürseydik ülkenin çözemeyeceği sorun olmazdı. Bugün cumhuriyetin kurumlarıyla kavgalı olmanın bedelini ulusça ödüyor muyuz? Hem de nasıl…

Ne yaptık? 19 yılda 15 kez eğitim sistemini, 8 kez bakanı değiştirerek eğitimi yerle bir ederek, bakanlar af talep ettikçe onları azlederek, böyle bir sistemin dikiş tutacağını düşünmeyerek sistemi felç ettik mi? Evet!

Ne yapmalıydık? Mustafa Necati’lerin, Reşit Galip’lerin, Hasan Ali Yücel’lerin koltuğuna oturan ve oturur oturmaz cumhuriyetin kuruluş felsefesinden uzaklaşan ülkemizi İran, Malezya, Pakistan gibi ülkelerin gerisine düşüren, Tanzanya, Etiyopya, Kamboçya’nın seviyesine getiren sistemden hayır gelmeyeceğini görmeli miydik? Hesaplı kitaplı adımlar atılınca o zor olurdu…

Ne yaptık? Ülkemizin dağını taşını, kurdunu kuşunu, havasını suyunu önce betona boğup, sonra alevlere teslim ettik mi? Sonuç ortada...

Ne yapmalıydık? Cennet ülkemiz cehenneme dönmeden, değerler gözümüzün önünde dönüştürülmeden daha dikkatli, daha uyanık, daha cesur adımlar atmalı mıydık? Bu soruya cevabım ne yazık ki yok…

Neyi yapamadık! Ne yazık ki beyin göçünün diğer adı olan ve hızla artan; sosyal, kültürel, ekonomik sermaye kaybının önüne geçemedik…

Kısaca neleri unutmadık ki? Bunları hatırlayalım…