Yaşamın kendi organizasyonu, kendi matematiği, kendi dinamikleri, kendi dengesi varken; Bu organizasyonu belirlemek, kendi matematiği olan hayata arada sırada çalım atmak, onun dayattığı dinamiklere karşı çıkmak, o dengeyi zaman zaman şaşırtmak kolay olmasa gerek. Ama denemek şartıyla…

Ayağa gelen kısmetlere hayır demek, daha sonra ah vah etmek, derin pişmanlıklar yaşamak hayata dâhilken! Yaşamın en hüzünlü sözcüğünün keşke olduğu bilinirken! Ne yapmalı derseniz? Aslında zor bir soru bu! Ama durup düşünmek, ince eleyip sık dokumak, keşke dememeyi gerektirecek şekilde yaşamak gerek. Kolay mı? Değil. O halde yine denemek şart…

Test sınavına benzeyen bu bölümden sonra sadede gelirsek!  Çok ağır bedeller ödenerek yoktan var edilen ülkemizde hiç hak etmediğimiz şeyleri görmek ve yaşamak sizlerin olduğu gibi benim de çok ağrıma gidiyor. Özellikle de son yıllarda, hele de son günlerde olup biteni görünce…

O halde bir kez daha iç acıtan, göz açan ülke gerçeklerine bakalım!

Mesela! Hakemin taraf tuttuğu bir maç olur mu? Olursa o maç ne kadar adil, hakça ve inandırıcı olur?

Geçmişi yok, geleceği yok, şimdisi yok, parası yok, işi yok, evi yok, hayalleri yok olanlar, daha doğrusu derdi ekmek olanlar hayal kurabilir mi?

Hep gündemde olan bu gerçekler kimsenin umurunda değilken; “İstihdam yaratmada çağ atladık, fabrika açılışlarına yetişemiyoruz! Ay’a çıkıyoruz” müjdeleri ne kadar inandırıcı olabilir?

İşsiz, aşsız, çaresiz, umutsuz kesimlerin iç acıtan durumları! Durmadan kuraklaşan ve öyle olması istenen mevcut kültür ortamı! Sanatı ve sanatçıları görmezden gelmeyi sürdüren bakış! Önce sazlarının tellerini kesen, şimdi de “ses tellerimizi mi keselim?” diyen sanatçılar! Pandemi sürecinde genelde her daldaki, özelde sanat eğitimi alan öğrencilerin maruz kaldığı ve telafisi imkânsız eğitim kayıplarından endişe duymayan ilgili ve yetkililer görevini yapıyor mu?

Yine müzik ve eğlence dünyasına yapılan planlı, art niyetli yasakların ideolojik olduğu çok net ve açıkken, sanatçılar toplu halde; “Sorma ne haldeyim” parçasını okurken, suskun kalan Kültür Bakanı koltuğunun hakkını veriyor mu?

Kadın cinayetleri için “tolere edilebilir” diyen Aile Bakanı hız kesmeyen kadın cinayetlerini önemsiyor mu?

İntihar istatistiklerinde özellikle son yıllarda intiharların çok arttığı, sayının 60 bine dayandığı, intiharı seçenlerin yaş ortalamasının çocuklara ve gençlere kadar indiği yazılıyorken! Bu nedenlerin başında yönetilemeyen ekonomi, geçim sıkıntısı, işsizlik, umutsuzluk, yaşam pahalılığı, 6 temizlik işçisinin alınacağı kadroya 1919 kişinin müracaat etmesi sayılabilir mi?

Ya da emekçinin cebindeki paranın erimesi, emeklinin perişan hali, geçinemiyorum diyenlerin canından vazgeçerek çareyi intiharda araması, yolsuzluklar, kayırmacılık, devletteki savurganlık gibi nedenlerden ötürü umutsuzluğun tavan yapması nedenler arasında mıdır?

2023- 2053- 2073 hedefleri için yeni başarı hikâyelerine dehşetli ihtiyaç duyan yönetim petrol ve doğalgaz bulundu haberlerini belli aralıklarla servis ediyorken! ÇAYKUR’un zarar etmesi, PTT’nin zarara uğratılması gibi örnekler bundan sonra yapılacakların göstergesi değil midir?

Büyük bir üzüntü, öfke, umutsuzluk ve başkaları adına utanma duygusuyla izlediğimiz haberler, içinizin ısınması, içinizin yanmaması mümkün olmayan görseller, komedi programlarında gülmek ne söz, ağlamaktan katıldığınız anlar neden yönetimin ilgisini çekmez, görüş zaviyesine bir türlü girmez?

Eğitimin çökertilmesi, tarımın bitirilmesi, hukukun çiğnenmesi, insanların açlığa mahkûm edilmesi, dörder koltuklu makam sahiplerine ödenen ballı maaşlar nedeniyle hazinenin boşalması ve liyakat sahiplerinin işsiz kalması neden önemsenmez?

Suçlayanın, suçlananın, karşılıklı suçlamaların havada uçuştuğu bu kırılma noktasında yaşananlar, sorulmayan değil, sorulamayan sorular ve alınamayan yanıtlar toplumsal huzur açısından önemli değil mi?

Yanıtlarınızı duyar gibiyim! O halde yazıya noktayı koymadan önce; Ülkemizin göz bebeği olan kentlerimize bakalım. Sanayi, tarım, turizm, sanat edebiyat, kültür, tarih denilince akla ilk gelenlere bakalım! Dönüp can çekişen Marmara Denizine bakalım. Gözünü 9 liraya diken dolara bakalım! İç piyasaya oynayan, iç politikada prim yapan uluslararası arenada yer bulamayan söylemlere bakalım!

Yetinmeyip yüksek enflasyona, yüksek faize, yüksek döviz kuruna, yüksek işsizliğe, ekonomik anlamda halka yansıtılanlara bakalım! Sonra da kültür ve sanatın değer, miras, kimlik, ün demek olduğunu unutan Kültür ve Çevre bakanlarının sessiz kalmasına bakmayalım! Yeter ki biz sessiz kalmayalım.

İpucu isterseniz? Geçmişi iyi okuyup, yetinmeyip dersler çıkarsaydık, Cumhuriyetin ideolojisine, birikimine, deneyimine, kültürüne, özgüvenine kıskançlıkla ve kararlılıkla sahip çıkabilseydik tüm bunları konuşmuyor ve yazmıyor olacaktık…