Tabii ki güzel ve güzide ülkemiz düşünülenden, görülenden daha fazla zengin doğal kaynaklarına sahip! Ancak sorun şu; onları yerinde kullanmak, nasıl kullanılacağını iyi bilmek, “ben bilirim!” inadıyla yola çıkıp, yakıp yıkmamak, har vurup harman savurmamak gerek…

Bu bağlamda manzaraya bakmaya çalışırsak: Bir yanda ciddiyetsizliğin, laçkalığın, vurdumduymazlığın, sorumsuzluğun, bana neciliğin tavan yapmasına bakarken! Diğer yanda yönetim erbabını üzmenin, sinirlendirmenin, öfkelendirmenin, zor duruma düşürmenin yasaklanmasına bakalım…

Bir yanda isyan bayrağını çeken, yeter artık diye bas bas bağıran Marmara Denizi’ne bakarken! Diğer yanda; “Bu gördüğünüz dağları alıp, liman dolgusunda kullanacaklar. Peki, bu dağların yerine biz ne koyacağız?” diye sorarak aylardır direnen İkizderelilere bakalım…

Bir yanda atık deposu olan göllerimizde, çaylarımızda, nehirlerimizde, derelerimizde oksijensizlikten boğulan canlılara bakarken! Diğer yanda çığlık ata ata ölen sularımız yetmezmiş gibi 6 adet köprüyle birlikte temeli atılacak olan Kanal İstanbul’un Türkiye’nin kalbi ve dünyanın cazibe merkezi olan İstanbul için bir ölüm fermanı olacağına bakalım…

Bir yanda kumu deniz alır, toprağı yağmur götürür, doğayı insan bitirir sözüne odaklarınken! Diğer yanda çığ gibi büyüyen iklim kirliliğine, doğaya ihanet etmenin sonuçlarına, kaybedecek zamanın olmadığına bakalım…

Bir yanda yanlış politikalarla, “ben yaptım oldu” mantığıyla tarım, sanayi, hizmet sektöründe denge kuramamanın yarattığı sonuçlara bakarken! Diğer yanda bu durum hanesine en çok yazılan esnafın, köylünün, çiftçinin, emeklinin haline bakalım…

Bir yanda ülkemizin en önemli sulak alanlarından olan Manyas Kuş Gölü’nün başına gelenlere, sanayi atıklarıyla kirletilen Ergene Nehri’ne, Gediz ve Menderes Havzalarına, birinci derece sit alanı olan Salda Gölü’nün kıyısına yapılan millet bahçesine bakarken! Diğer yanda koruma alanlarında bile ağaçların nasıl kesildiğine,  çıkarılan orman yangınlarıyla nasıl kirli hava soluduğumuza, Marmara Denizi’nin nefesini nasıl kestiğimize bakalım…

Bir yanda kamusal alan olmasına rağmen özelleştirme kararı verilen ve süreç devam eden Kadıköy’ün nefes alanı Kalamış Marina Yat Limanına bakarken! Diğer yanda dünya harikası bir koya, dokunmaya kıyamayacağınız, binlerce yılda oluşmuş bir doğa parçasına inşaat izni verenlere bakalım…

Bir yanda dereler kurutulur, denizler kirletilir, yol kıyıları çöplüğe çevrilir, ormanlar kesilirken kılını kıpırdatmayanlara bakarken! Diğer yanda gelecek kuşakları düşünen, onlar için gecesini gündüzüne katan, bir çıkış yolu bulmak için direnen, bu acımasızlık karşısında sızlayan ve kahrolan yüreklere bakalım…

Bir yanda her başımız sıkıştıkça doğalgaz ve petrol rezervleri bulduk müjdesini veren, “Bu müsilaj belası için bakanıma talimat verdim!” diyen CB’na, doğayı önemsemeyen, yeşili görmezden gelen, taş ocaklarına, nükleer ve termik santrallere sıcak bakan Çevre Bakanı’na bakarken! Diğer yanda Müsilaj denilen deniz salyasının denizlerimizi istilasının bir alarm olduğunu kabul etmeyen, bunu doğanın haklı bir itirazı olarak görmeyen, işaret fişeği sayılması gerektiğini anlamayan, canı birebir yanmasa da duyarlı olması gereken yönetim kadrosunun ilgisizliğine bakalım…

Bu konuda tonlarca örnek vermenin bu köşenin sınırlarını aşacağını bildiğimden, bu sayılanların ülkemizin nefesi ve definesi olduğunun altını bir kez daha çiziyor, doğanın ancak yerüstü ve yeraltı zenginlikleri koruyarak gelişeceğini hatırlatıyor, ayağı yerden kesen habere geçiyorum!

Çünkü bu iç karartan tabloda müjdeyi sona sakladım!

Müjde BM’den geldi. Emine Erdoğan’a “Sıfır Atık Projesi” ile çevreye katkılarından ötürü “Atık Alanında Akıllı Şehirler Küresel Şampiyonu” ödülü verildi. CB Külliyesi’nde yapılan ödül töreninde tepeden tırnağa yeşil giysiler içinde çevreye ne kadar duyarlı olduğu mesajını veren Emine Hanım; “Çevre sorunu ulusal değil, küresel bir sorundur. Tabiata karşı işlenen suçların bedelini tüm insanlık ortak öder. Kirlenen hava nefesi eksiltir, kirletilen su içeceği azaltır.” Demiş…

Sabah’a göre çevrenin First Lady’sı olan, sıfır atık, sıfır israf diye yola çıkan, Salda Gölü’ne kol kanat geren, Van Gölü’nü koruma planı için Van’a giden, “çevreye yapılan muamele ağırıma gidiyor” diyen, “Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak istiyorsak çevre konularına herkes duyarlı olmak zorundadır” şeklinde konuşan Emine Hanımı verilen ödül ve duyarlı sözleri için kutluyor ve bir ricada bulunuyorum!

Acaba bu sözleri eşinize ve Çevre Bakanı’na da söyler misiniz? Hatta yetinmeyip sık sık tekrar eder misiniz? Kanal İstanbul ve Kalamış Marina için de ağırlığınızı koyar mısınız? Bunu gerçekleştirirseniz bir çevre ödülü de biz hazırlayacağız. Söz…

Önemli not: Yıllar önce CB; “Ben ekonomistim” demişti. Emine Hanım; “Ben sivil toplumdan gelen biriyim” diyor. Ekonomi- Sivil Toplum! Tam da toplumun ihtiyaç duyduğu iki disiplin! O halde durmak yok yola devam…

Bitirme notu: Pek çok konuda olduğu gibi çevre konusunda da verilen önergeleri tınmayan, oralı bile olmayan işleyişi görünce yazımın başlığını “yaman çelişki mi?” koymalıydım?