Büyük Atatürk!

Yıllardan beri hayal ettiğim, zorlu bir hedef, onurlu bir görev saydığım, bir mezuniyet tezi titizliğiyle kılı kırk yararak hazırladığım kitabımı manidar(!) bir zamanlama ile bitirmenin heyecanı içindeyim.

Kitaba giren mektuplarımda size; çocuk, genç, öğrenci, öğretmen, kadın, yurttaş, anne gibi farklı sıfatlarımın bana yüklediği görevler çerçevesinde içimden geçenleri yazmaya çalıştım. Ulusal bayramlarını caddelerde, meydanlarda, alanlarda olduğu kadar yüreğinde, evinde, balkonunda, penceresinde, bağrına bastığı fotoğrafın ve elinde coşkuyla salladığı Türk bayrağıyla kutlayan hemcinslerim adına da içimden geçenleri yansıtmaya çalıştım.

Önceleri benim için bir kavramdınız.  Evimizin duvarlarını süsleyen fotoğraflarınıza bakarak, çocuk aklımla anlamaya çalışır severdim sizi. Daha sonra okullu oldum, bana anlatılanları anlamaya, değerlendirmeye, çalıştıkça saygı duydum. Büyüdüm okumaya, araştırmaya başladım sevgime, saygıma, hayranlığımı kattım. Yaşlandım ne elimden, ne dilimden düşüremedim…

Sevgili Paşam!

Yıllardan beri size yazdığım mektuplarımı bir kitapta topladım. Adını da “Atatürk’e Hasret Mürekkepli Mektuplar” koydum. Tam da burada bir itirafım olacak! Bu mektuplarda çokluğumun tüm içtenliğiyle size; bazen sen, bazen siz diye hitap ettim. Beni hoş göreceğinizi bilerek! Çünkü ben bu kitabı parmaklarımla, klavyeyle değil, yüreğimle yazdım! Çünkü bu kitabı yazmak, mektuplarımı bir araya toplamak, sizinle ilgili söylenenleri özetlemek için çok nedenim vardı…

Değerli Atatürk!

Destansı Cumhuriyetimizin 97.yılı, sizin aramızdan ayrılışınızın 82.yıldönümü nedeniyle ilk kez karşınıza başı dik, alnı açık çıkıyorum. Çünkü özel bir özen göstererek hazırladığım kitap bu tarihte çıksın istedim. Ve çıktı. Daha ne isterim?

139 yıldan beri dağ gibi ortada durarak umut vermeye, ufuk açmaya, yol göstermeye devam eden o kutlu yolu açan 1881 yılını düşünüyorum! Yazmayıp da ne yapacaktım?

82 yıldan beri “içimizi dağlamayı sürdürüp, bizi sokaklara, meydanlara, salonlara, Anıtkabir yollarına döken, ayların en zalimi Kasım ayını ve 1938 yılını düşünüyorum. Kitaba dökmeyip de ne yapacaktım?

Ülkemize yaptıklarınızı, kadınlara- gençlere açtığınız ışıklı yolu, verdiğiniz bağımsızlık mücadelesini, gerçekleştirdiğiniz cumhuriyet destanını alt alta, yan yana, üst üste koyunca bu tarihlerin üzerinden bir analiz yapmanın doğru olacağını düşündüm. Masamın üstüne ve yarınlara bir belge olarak kalması için elimden gelenin fazlasını yapmayıp da ne yapacaktım?

Cumhuriyetimizin kurucusu olan sizinle aramızda; kopmaz, kırılmaz, ayrılmaz, incelmez bir bağın var olduğunu haykırmayıp ne yapacaktım?

Aziz Atatürk!

Kendimi bildim bileli size inanmak, sizi yazmak için çok nedenim vardı. Cumhuriyetin kilometre taşlarına basarak yükselen biri olarak; Atatürkçülüğü vazgeçilmez bir kimlik kartı gibi yakama taktığım günden beri! Cumhuriyetin kazanımlarını altın bir anahtar gibi cebime koyduğum andan itibaren! Çağdaş ilkeleri ata yadigârı mücevher gibi boynumda taşıdığım yıllardan beri duyduğum minneti dile getirmek için çok nedenim vardı…

Hayatın her safhasında ve her sayfasında yeri ve izi olan; ilim, fen, siyaset, sanat, azim, özgürlük, kararlılık, uygarlık, ışık, yol göstericilik, pes etmemek, onur, demokrasi, laiklik, bilgelik, ötekileştirmeme denilince ilk akla gelen sizi, özellikle genç kuşaklarla paylaşmak için çok nedenim vardı…

Yılmaz, yıkılmaz, yorulmaz, yanılmaz, yenilmez dehanızı anlamayanlara “bunun bedeli ağır olur!” demek için çok nedenim vardı…

Bu kitapla bazı kesimlerden alacağım hesaplı kitaplı eleştirileri hesaba katmadan, yılların birikimini, yıllara ve yollara yayılan anılarımı, araştırmalarımı, notlarımı, hasretimi önder ve ender kişiliğinize duyduğum hayranlığı dile getirmek için çok nedenim vardı…

Ne zaman kürsüye çıksam! Bana ışık olan, yolumu aydınlatan bir çift mavi göze ve Cumhuriyete olan borcumu ödemek için, sığındığım tek limanın Atatürk, sırtımı bir kaya gibi yasladığım tek yerin Cumhuriyet olduğu bilinciyle! Terk edilemez ve ertelenemez bir borç olarak gördüğüm cumhuriyet ideallerinin izinden giden biri olarak şahsınıza duyduğum minneti kitaba dönüştürmek için çok nedenim vardı…

Yıllarca bitmeyen bir senfoni gibi okuduğum, araştırdığım, anlattığım, yurt içi ve yurt dışı konuşmalarımda kürsülere taşıdığım bu konuyu okurlarımla, dostlarımla, öğrencilerimle derli toplu bir şekilde heyecanla, coşkuyla, gururla paylaşmak için çok nedenim vardı…

Büyük Atatürk!

Önsözüm ve son sözüm şu ki; Herkesin bir duruşu vardır. Bu kitabı benim anınıza saygı duruşum sayınız! Çünkü 23 Nisan’la çocukluk günlerimin, 19 Mayıs’la gençlik yıllarımın, 29 Ekim’le gurur ve coşkumun, 10 Kasım’la en büyük yasımın kahramanı olan sizi minnetle, vefayla, şükranla, hasretle anmak için çok nedenim vardı…