Kıdemli siyasiler, ekonominin mimarları, kendilerine bol bol sıfat, statü, makam, koltuk lütfedilenler hık mık, mırın kırın ederek ne der, ne düşünür, ne gibi kararlar alır bilmem ama! Bildiğim verilen mesajlardan ben anlayacağımı anlar, bugün yine 29 Ekim 1923’ü düşünmeyi sürdürür ve söze şöyle başlarım.

“Ben Cumhuriyet fikrini yıllarca vicdanımda bir sır gibi sakladım!” diyen…

“Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!” diyebilen…

“Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir!” sözüyle Cumhuriyetten ne anladığının altını yüksek sesle ve kararlılıkla çizen…

O zorlu koşullarda aldığı kararları, çizdiği yol haritasını, hayata geçirdiği devrimleri Türk halkına emanet eden…

Basiret, asalet, fazilet, itibar, itimat, sorumluluk, öngörü, özveri, gerçekleri görüp ona göre yol haritası çizme, sorunlar ve sorularla yüzleşme gibi eşsiz ve çok takdir edilesi özellikleri olan…

Duygu, düşünce, sanat, kültür iklimine bilimsel ve bilinçli adımlar atarak katkı sunarken; yadırgayan, hayretini gizlemeyen, soran, sorgulayan, araştıran…

“Düşünmeyen toplum, teslim olur, kaybeder” gerçeğinden yola çıkarak; Dayanışma, yan yana durma, soruları önemseme, konulara duyarlılık, yurttaş olmanın- yönetici olmanın tüm gereklerini yerine getiren…

Tarihsel, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel kodları iyi bilen, eğitime ve kadın haklarına öncelik veren, yapı, duruş ve karakter olarak, nedenleri ve sonuçları iyi irdeleyen…

Konuşurken, yazarken, görüşmeler yaparken; anlatım gücüyle, düşüncelerini savunma biçimiyle, insani ve vicdani duyarlığıyla dikkatleri çeken…

“Muallimler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” Sözüyle eğitim ordusuna izleyeceği yolu gösteren…

Kültürel, bilimsel, düşünsel, sosyal, her konuyu ciddiye alan, fikri iktidarı değil, çağdaş değerleri önemseyen, tarihi ve geçmişi; sentez yaparak irdeleyerek, bilgilendirerek, uyararak, düşündürerek, hamasetten uzak, serinkanlı şekilde okuyan…

Öğrenme duygusu, kitap okuma merakı, güzel sanatlara olan ilgisi, dans etme, şarkı- türkü söyleme, kürek çekme, satranç bilardo oynama gibi merakları olan…

Çok çarpıcı, çok sarsıcı, çok sahici, çok şaşırtıcı, çok cesur adımları ve atılımlarıyla maddenin 3 hali değil, 3 bin hali var dedirten…

Özgürlüğün, laikliğin, çağdaşlığın, demokrasinin destansı kitabını yazarken; biz siz demeyen, ezilmişin, yoksulun halinden iyi anlayan, doğanın, börtü böceğin haklarını gözeten…

15 yıla ve 57 yıllık yaşama koskoca bir vatan sığdıran…

Falih Rıfkı’nın deyimiyle; “Nerede ve ne zaman sendelersek, tutunmak için” ilk aklımıza gelen…

Yakup Kadri’ye göre; “Başımıza bir sıkıntı geldiği zaman O var, O halleder, O varken bize hiçbir tehlike gelmez” dedirten…

Tarihin dönüm noktasında tarih sahnesine çıkarak bir toprağı vatan yapan ve NUTUK adını taşıyan şaheseriyle ile tarihe not düşen…

Bir virtüöz, bir orkestra şefi gibi “Kurtuluşun ve Kuruluşun” mimarı ve aktörü gözüyle hem fikir hem ana fikir olarak yol haritasını çizen…

Büyük Atatürk’ü Cumhuriyetimizin ilanının 97.yılında; Adı GAZİ olan ilkokulu, adı Mustafa Kemal olan ortaokulu, adı ATATÜRK olan üniversiteyi bitirip, adı CUMHURİYET olan lisede öğretmenlik yapan biri olarak ve bu ilginç kaderle gurur duyarak, bir kez daha anmak, anlatmak, vefa ve minnet duygusuyla selamlamak istedim.

Çare, çözüm, ışık, aydınlık, umut, barış, kardeşlik, eşitlik, kültür derken akla gelen tek “reçete” Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun diyerek…