Hayatta öyle kolay formüller olmadığından, en net, en etkili, en anlamlı, en anlaşılır, en güzel cevapları almaya bir ömür yetmediğinden, doğruluğun, haklılığın, meşruluğun ve zorunluluğun ne olduğunu anlatan, kanıtlayan olaylar artık azaldığından kalem ve kelam tükense de konular bitmiyor! O nedenle biraz gerilere uzanıp, gün- geçmiş- gelecek bağlantısı kurarak yazdığım bu yazının tümünü okumak için biraz sabır lütfen!

Bu anlamlı(!) girişten sonra gelelim gelişmeye! Anasını babasını, evini barkını, memleketini yuvasını, çoluğunu çocuğunu, eşini dostunu bırakıp ölümüne çıkılan yollar vardır! Hastayken hastaneden, yaralıyken revirden, talebeyken okuldan kaçıp cepheye götüren idealler vardır! Yine en yalnız ve zorlu zamanlarda evine değil yüreğine davet eden, sarıp sarmalayan, arka çıkıp omuz veren, “yalnız değilsin” dedirten dostlar vardır!

Bu tür durumlarda beyninize kazınan ve hiç çıkmayan fotoğraf karelerini unutamazsınız! Bunun en içten örneklerini geçen hafta sosyal bir deney için Diyarbakır’a giden gençlere yörenin yaşları küçük yürekleri büyük çocukları yaşatarak hepimizin gönül tellerini sızlattı. Bir başka çarpıcı örneği de yaralanan köpeğinin başından ayrılmayan küçük kız kanıtlayarak hepimizi gözyaşlarına boğdu…

Bu hay içinde kıvranıp duranların, düş kurmayı unutan gençlerin hayallerini, umutlarını, hayata dair planlarını, geleceğe ait beklentilerini birileri el uzatarak gerçekleştirir! Bunun en kalıcı örneklerini ÇYDD başta olmak üzere akıllı ve akılcı projelere emek verenler kanıtlayarak hepimize görevlerimizi hatırlatarak “sıra sende” dedirtir. Böylece bu halka büyür, geleceği kucaklayan, kalıcı dersler çıkaran, vizyonu olan kişiler ülkelerini yarınlara taşır. Bu yazımın fikri altyapısını oluşturanlar onlardır. Bir kez daha anımsatmak için yazıldı bu yazı…

Sıra sorularda…

Vatan yolunda baş vermek için padişaha başkaldıranlara, vatan aşkı için yollara düşenlere, çağı yakalamak için cehaletle, ihanetle, teslimiyetle savaşanlara ülke sevdalısı denmezse ne denir?

Diz çöken bir ülke başını hala dik tutabiliyorsa bunu cesur, dürüst, alnı ak, dik başlı, cesur dürüst insanlarının dik omuzlarına borçlu ise bunun adı ne olmalıdır?

En net, en güzel, en çarpıcı, en anlamlı, en anlaşılabilir örneği vermek gerekirse! 31 Mart Vakasından Arnavutluk isyanına, Trablusgarp savaşından Balkan savaşına, Kafkas Cephesinden Suriye- Filistin cephesine! Varoluş mücadelesi için atılan her adımda en ön safta olan bir dâhiye ulu önder, büyük komutan, ulaşılmaz strateji dehası denmezse ne denir? İnönü Zaferinden Sakarya Zaferine, Kurtuluş Savaşından Büyük Taarruza, Sivas Kongresinden Erzurum Kongresine, TBMM‘nin açılışından devrimlere döşenen her yolda başı çekene, fikri alt yapıyı döşeyene dünya lideri denmezse ne denir? Nokta…

Tüm bunları sıralarken, parlamentonun denetleyemediği, adaletin yargılamakta zorlandığı, hukukun engelleyemediği ne çok sorunumuz var diye düşündüm. Üstelik yönetim gündemi değiştirmek, gündemi bulandırmak ve algı yönetimi için ne lazımsa yapıyorken ve bu kadar hevesli iken…

Şimdi sözü yine sağlığa getireceğim…

Aylardır virüsle savaşan, pek çok riskle yüz yüze olan sağlık çalışanları; “Emeklerimiz heba oldu.” “Ölüyoruz, geriye kalanlar rahat etsin.” “8 ayda 5 gün izin kullandım.” “Başka gelirim olsa bırakırım.” “Oğlumla aynı evde ayrı odalarda yaşıyoruz” “Yorulduk ve tükendik. Hastaların yüzündeki acıyı, korkuyu görüyoruz.” “Bize teşekkür ve alkış yetmiyor, bizi anlamanız gerekiyor.” “Sağlığımdan vererek günde 200 film çekiyorum.” Tüm bu yakınmalara doktor olan sağlık bakanının ne dediği merak konusudur…

Son günlerde 10 sağlık çalışanı daha hayatını kaybedince,  Bursa’da 3 ayda 29 doktor istifa edince, deontolojik duyarlılığın çok etkin olduğu bu disiplinde sağlık bakanı meslektaşlarıyla görüşüp dertlerini dinledi mi? Meraktan öte bir konudur…

Sırada müjdeler var…

CB’nın; “Krizlerle boğuşan ülkeden başarılarla gündeme gelen bir ülke olduk. Avrupa’da lider konumundayız. Türkiye’yi üretim ve teknoloji üssü haline getireceğiz.” Sözleri Karadeniz’deki doğal gaz müjdesinden daha büyük bir müjde değilse nedir?

Dışişleri bakanın; “sabrımızı test etmeyin, bedeli ağır olur” Mahir Ünal’ın; “18 yıldır biz cumhuriyetin kazanımlarını ve değerlerini yüceltiyoruz. AKP Cumhuriyet kazanımlarını savunucusu ve garantörüdür.” Şeklindeki ağız uçuklatan ve gözleri fal taşı gibi açan açıklaması mübalağa sanatının en büyük örneği sayılmaz mı? Tam da burada yüzüme yayılan manidar bir gülümseme ile içimden dedim ki; yücelten, savunan, garantör olan haliniz buysa aksi ne olurdu acep? Bu soruyla yetinmedim, hızımı alamayıp memleketimden bir deyişi hatırladım! Kars’ta derler ki; “Garantöre bah! Gara güne bah!”

Ha unutmadan, CB yardımcısı Fuat Oktay’a göre; “Parlamenter sistemde karşılıklı bir denetleme söz konusu olmadığı için, yeni sistem hızlı karar alma ve esneklik sağladığı için, artık bu sistemin geri dönüşü diye bir şey söz konusu değil!” Biz Patagonya’da yaşayanlar farkında olmasak da işler tıkır tıkır yürüyormuş meğer!

Ekonomik tablomuz vahimken, damat bakana göre destan yazılıyorken, bu destanı görmeyen bizler; sorunları yazıya döküyor, düşüncelerimizi, içimizden geçenleri okurla paylaşıyor, sorularımıza umutsuzca yanıt arıyoruz. Bu tablo öğretici olduğu kadar tuhaf değil mi?