Daha öncede yazmış ve şöyle bir değinmiştim! Artık adı klişe deyimle krizi fırsata çevirmek mi olur? Önünden geçerken başınızı ısrar ve inatla çevirdiğiniz dolaplara, kutulara, balkonlarda saklanan dosyalara büyük bir istekle dalmak mı olur? Uzun süredir girilmeyen derin suları kulaçlamak mı olur? Gözünüzde büyüyen düzenleme için ciddi bir atım atmak mı olur? Soruları çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkün!

Ben hepsi bir arada deyip işe başladım ve bu süre içinde bir dalgıç hassasiyeti ve dikkatiyle dolapları, çekmeceleri, kutuları, dosyaları, torbaları tozlu raflarından indirip maske ve mesafeyi unutarak sıkı bir disiplin içinde derinlere daldım…

Bu ciddi kazılarımdan neler mi çıktı? Çalıştığım kurumlardaki özel not ve çalışmalarım, yurt içi ve yurt dışı seyahatlerime özgü günlüklerim, atmaya kıyamadığım gazete kupürleri, kesip sakladığım yazılar ve büyük bir coşkuyla başlayıp sonra yarım bıraktığım üç adet kitap çalışmam! Bu arama tarama çalışmalarım sırasında gerilere gittiğimde; neleri atladığımı, nelere üzüldüğümü, görev yaptığım yerlerde işimi ne kadar da ciddiye aldığımı, gereksiz ve hiç değmeyen çabalarımı, neleri niye sakladığımı düşünüp durdum…

Bu arada beni çok meşgul eden iyi ki de eden, çok sevdiğim yazarların altını çize çize kızamık dökmüşe çevirdiğim kitaplarını yine ve yeniden okudum…

Şimdi gerilere gitme zamanıdır…

Öğretmenlik yıllarım! Zaman zaman öğrencilerimin beklentilerine cevap vermek adına, yer yer gençliğin verdiği cesaretle alt yapı ve bilgi düzeyime güvenerek(!), özellikle de çağın gerektirdiği yeni bilgilere ihtiyaç duyarak kendimce bazı yerlerini yetersiz bulduğum için büyük bir coşkuyla yeni bir edebiyat kitabı yazma hevesine kapıldığım yıllar…

Divan edebiyatından halk edebiyatına, Türk edebiyatından batı edebiyatına, Fecri Ati döneminden Milli edebiyata, Servet- Fünun edebiyatından Tanzimat edebiyatına, Cumhuriyet döneminden edebi fikir akımlarına (izm) kadar yeni bir yorumla kitap yazma hayallerimin beni sıkı bir çalışmanın içine attığı yıllar…

Şiirden düz yazıya, şairlerden yazarlara, edebi dönemlerden edebi sanatlara, örnek metinlerden metin tahlillerine kadar çok geniş bir açıdan bakarak yeni bir bakışla edebiyat kitabı yazma hayallerimin tavan yaptığı yıllar…

Tevfik Fikret’ten Ziya Gökalp’e, Mehmet Akif’ten Ahmet Haşim’e, Reşat Nuri’den Yakup Kadri’ye, Ömer Seyfettin’den Mehmet Emin’e, Yusuf Ziya’dan Falih Rıfkı’ya, Yahya Kemal’den Orhan Kemal’e, Kemal Tahir’den, Yaşar Kemal’e edebiyat dünyamızda iz bırakan tüm yazar ve şairlerimizi mesleğe yeni başlayan birinin bakış açısı ve enerjisiyle yazmayı düşündüğüm yıllar…

Sonra da dayanamayıp (işin altından kalkamayıp mı demeliydim?) mesleki sorumlulukla yetinerek küçük bir kitapçık haline getirip öğrencilerime dağıttığım öğretmenlik yıllarım…

Bu ara girişten sonra gelelim arşivimden çıkanların öyküsüne!

Kimi el yazımla, kimi daktiloyla, kimi teksir kâğıtlarına yazılı, hepsinde göz nuru el emeği, dikkat ve çaba olan bu notları bulunca o yıllara gittim, dönemi, öğretmenlerin heyecanını, aralarındaki rekabeti, idarecilerin yaklaşımını, öğrencilerin insanı kıvrandıran, zorlayan sorularını ve dönemin öğrenme- öğretme azmini düşündüm…

Günümüze dönüp yorgun ve yorulmuş Türkiye’yi, toplumun yanıtsız kalan sorularını, eğitimin geldiği yeri görünce; Üşenmeyip tarttığımda 12 kiloyu bulan edebiyat notlarımı, ilgi alanlarımın başka yönlere kaymasını da dikkate alarak bu koşullarda bir kitap haline getiremeyeceğimi düşündüm…

Kıyıp atamadığım yılların birikimi notlarımı kime versem işine yarar arayışına girdiğimde aklıma ÇYDD geldi. Hemen sorunlara çözüm bulma ustası ÇYDD Küçükçekmece Şube Başkanı Eczacı Ender Lüleburgaz’ı aradım. Kısa bir süre sonra Kırklareli Üniversitesi, Fen -Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Bölümü mezunu Meryem Bilgiç’le tanışıp tüm notlarımı ona yolladım. Artık notlarım emin ellerde diye düşünüyor, atanacağı günü iple çeken ve çok bilgili ve ilgili bir edebiyat öğretmeni olan genç meslektaşımla sık sık yazışıyor, görüşüyor, onun geleceğe dair hayallerine bilgi ve belge katkısı sunuyorum…

Umarım ve dilerim Meryem Bilgiç bir gün karşıma benim gençlik hayallerimi gerçekleştiren ve edebiyat kitabı yazan genç bir meslektaşım olarak çıkar, ben de önünde uzayan kuyruğa girip kitabımı imzalatırken akmaya hazır bekleyen gözyaşlarımı özgür bırakırım…