24 Kasım’da Başöğretmen Atatürk’e Açık Mektup!...

Değerli Başöğretmenim! Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü. Sizi bir mektupla selamlamak istedim. Ancak nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum…

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Öncelikle aklıma; Ülkemiz ateş çemberi altında iken aydınlık bir nesil yetiştirmek hedefiyle 1921 yılının 16-17 Temmuz’unda 1. Maarif Şura’sını toplama kararınız ve cepheden gelerek konuşmanızı yapıp tekrar cepheye dönüşünüz geliyor…

Hemen sonra aklıma; 1923 yılında size sorulan; “Paşam! Vekil maaşlarını düzenleyeceğiz. Ne kadar verelim? Sorusuna verdiğiniz; “Öğretmen maaşlarını geçmesin.” şeklindeki kısa ve net cevabınız geliyor…

Daha sonra aklıma; 1928 yılında Bursa’da öğretmenlere seslenirken; “Yalnız siz öğretmenler! Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız!” şeklindeki öğretmeni yücelten sözleriniz geliyor…

Yine aklıma; MEB sayesinde gelinen noktayı, atanmayan öğretmenleri, eğitimdeki köklü değişiklikleri, okulsuz köyleri, öğretmensiz okulları, Anadolu’ya koşarak giden ve sobasını kendi yakan, varlığıyla öğrencilerini ısıtan ve onlara ışık olan isimsiz kahramanları düşününce! Cumhuriyetin ilk yıllarında Kırşehir valisine telgraf çekerek; “İlinize öğretmen gönderiyorum, onu garda karşılayınız!” diyen ve 35 yaşındaki ölümüyle sizi gözyaşlarına boğan dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati geliyor…

Başka neler mi geliyor?

Kadın Haklarından, Kadın- erkek eşitliğine! Köy Enstitüleri, Halkevleri, Millet Mekteplerinden, Medeni kanun ve Miras hukukuna…

Yoktan varedilen bir ülkeden, Devrimlerle taçlanan bir Türkiye’ye! Saplantılardan sıyrılmanın ilk adımlarından, çağdaşlaşma hedefinin öncülüğüne…

Dağılmış bir imparatorluktan, bir devlet kuruluşuna öncülük ve önderlik etmeye! İstiklal Mücadelesinin en can alıcı adımlarını atmaktan, Kültür ve Aydınlanma devrimini yaşama geçirmeye…

Cumhuriyet’in ilanından bugüne kadar düşünce yaşamını etkileyen tek kişi olmaktan! Sadece kendi ülkesinde değil, dünyada da örnek alınan tarihi ve siyasal kişilik olmaya…

Vatan sözcüğünü ulus ve yurtseverlikle bütünleştirerek, değişimi ve sürekliliği temsil etmekten! Hem asker, hem lider, hem yazar, hem hatip olmaya…

Askerine, köylüsüne, kadınına, erkeğine, gencine, sporcusuna, öğretmenine, doktoruna özgüven ve kişilik aşılamaktan! Dünyadaki pek çok ülkenin ders kitaplarında yer alarak, hakkında en çok yazı yazılan ve kitap hazırlanan kişi olmaya…

Başı dik bir şekilde, inançla, kararlılıkla, savaşın ve barışın eşsiz kahramanı olmaktan! 57 yıllık ömrünü ulusunun hizmetine sunarak, hastalığının ilerlemesi üzerine önerilen yatarak tedaviye, “işler aksar” diye “hayır” deyip, yalnızca Türk Hekimlerine güvenmeye…

Vatan kurtarmanın ve devlet kurmanın ulaşılmaz ustası olmaktan! Zeybekle diz vurup, Tuna Dalgalarıyla vals yapıp, Atabarıyla halay çekip, o zorlu koşullarda olağanüstü şık giyinmeye kadar neler neler geliyor…

Sonra da! 20 milyon öğrenci, 2 milyon öğretmen, 65 bin okuluyla, öğretmeniyle, öğrencisiyle, velisiyle ve diğer paydaşlarıyla 50 milyona dayanan eğitim ailemizi görünce! 23 yılda 9 kez değişen ve temsil kabiliyetini pek de teslim edemeyeceğimiz MEB’ları geliyor…

Adını tarihe ve arşivlere onurla- şerefle yazdıran Eşsiz Başöğretmenim!

Sizinle gurur duyuyorum. Size saygı ve özlem duyuyorum. Size yaptıklarınız için teşekkür ediyorum. Sizi minnetle, hürmetle selamlıyorum...

İzinizden kopmayan, ulusal bayramların duygusal, tarihsel, siyasal, toplumsal ve kültürel boyutlarını ve içeriğini unutmayan, kendilerini cumhuriyet değerlerine ve öğrencilerine adayan, öğrenmeyi öğreten tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, göçüp gidenleri rahmetle anıyor, “Benim hayatım öğretmenliktir, üzerime toprak serpilmiş gibi, 5 yıldır atanmayı bekliyorum!” şeklinde yakınan öğretmene ne diyeceğimi bilemiyorum…