Yüksek tepelerde kabul, tabanda çok ciddi kabul gören, nefret, şiddet, öfke ve kin diline bakınca, gençler diyor ki; “Hak, hukuk, kanun, yasa, anayasa askıya alınmışken, ilke yoksa ülke de yokken tası tarağı toplasak da mı gitsek, toplamadan mı gitsek?” Bu sorunun cevabını, yaşanan ve yaşanacak olan beyin göçünün ve sosyal sermaye kaybının sonrasını biz hesap edelim, yetkili kurum ve kişiler düşünsün, iddia ve itibar sahipleri de artık bir karar versin…

Bu girişten sonra gelelim rakamların göz açan ve göz karartan diline…

16- 24 yaş arası 13 milyon gencimiz var. 20 AB ülkesi nüfusundan daha çok. TÜİK verilerine göre ülkemizde erkek çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 30, kız çocukların yüzde 11.8, çocuk işçiliğinde en büyük neden ailenin gelir seviyesinin düşük olması. Sokaktaki her 4 gençten birinin, eğitimli her 3 gençten birinin işsiz olduğu ülkemizde mikrofon tutulan gençler şöyle diyor; “İşsizlik, geleceksizlik, umutsuzluk, belirsizlik ve bunun getirdiği psikolojik sorunlar, sadece bizi değil, ailelerimizi de çok olumsuz etkiliyor. Yurtdışına gitmenin yollarını arıyoruz.”

Yani her 100 gençten 33’ü işsiz, oran bazı kaynaklara göre yüzde 26, bazılarına göre yüzde 30. Gençler doğup büyüdükleri, sevip sarıldıkları ülkelerinde eğitime küsüp beyin göçüne yönelmiş. Son 8 yılda 2 bin 73 genç iş kazalarında hayatını kaybetmiş. (iş cinayetleri mi demeliydim?) 2003- 2018 yılları arasında 1274 genç intiharı seçmiş…

Gelecekten umutsuz, ülkeden kopma noktasında olanlar gitme nedenlerini şöyle sıralıyorlar;  “Gelecek kaygısı içindeyiz, can, mal, hukuk güvenliği yok, liyakatle yükselme artık kalmadı. Siyasal iklimden rahatsızlık duyuyoruz, daha kaliteli bir yaşam istiyoruz, gergin ortam, durmadan bağıran birileri bizi mutsuz etti. Nevşehir Belediye Başkanı, bazı sanatçılara tapusu kendine aitmiş gibi Kapadokya’yı yasaklıyor. KPSS’de 92 puan alan mühendisin yerine 59 puan alan aday atanıyor. Bu örnekleri görünce ülke nereye sürükleniyor sorusu bizi arayışa itiyor.”

İktidarın 7. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bunları duyunca (duyuyor mu emin değilim) ne der bilemeyiz ama gençler bunları diyor.

İBB’nin hazırladığı rapora göre Türkiye’deki 12-24 yaş arası genç nüfusun yüzde 18’i İstanbul’da yaşıyor. İstanbul nüfusunun yüzde 15’ini gençler oluşturuyor. Yüzde 25’i ne eğitimde, ne istihdamda yer alıyor. 1259 genç okuma yazma bilmiyor.

Analiz süzgecinden geçirmemiz gerekenler…

Gençler için gelecek kaygısı, işsizlik,  ekonomik göstergeler en büyük endişe konusu. Karamsar olmak için çok nedenleri var, iyimser olmak için pek nedenleri yok. Kayıt dışı çalışan gençleri gören yok, duyan yok, bu durumu onaylayan çok…

Bu arada 12-17 yaş grubunun evlilik oranı yüzde 9.6.  Evcilik oynama yaşındaki çocuklara evlilik dayatılınca onlarda oyuncak bebek yerine kendi çocuklarıyla oynuyorlar. İlahiyat fakültesi mezunu genel başkan yardımcılarının uzmanlık alanlarının dışındaki engin ekonomi bilgileri göz yaşartıyor! Avrupa’nın en genç ülkesi olarak eğitimli ancak arkası olmayan gençlerimizin geleceği saç baş yolduruyor!

Konumuza dönelim…

Siyasi irade; üzerinde durmasa da, ciddiye almasa da, görmezden gelse de, tartışılmasını istemese de, özellikle gençler arasında yüksek kabul gören bir olgu var. Kapağı batıya atmak ve ülkeden çekip gitmek! Gidenlerin eğitimlerine ve yarattığı sosyal sermaye kaybına bakınca! Bakmamak en iyisi…

Her konuya itiraz edenler, “ben ne dersem o olur, ülkede sorun yok, abartılıyor” diyenler ne düşünür bilemeyiz! Onu bilenlere soralım. Ancak bir de trajik boyutlara varan yaşamın gerçek gündemine bakmak, yoksulluk, yoksunluk gibi çıplak gerçekleri görmek gerekir. Virüsün üçe beşe katladığı çaresizliğin girdabındaki insanların çığlık seslerini duymak, yakarışların tavan yaptığı sokağın sesine kulak vermek, evlerin içinde yaşanan dramları anlamak gerekir.

Şimdi nereden aklıma geldi ve ben bunları niçin yazdım? Genel durum ve görünüme bakınca, gençlerin ülkemizi terk etiğini görünce! (Yok, öyle bir şey diyebilir misiniz?)

Sonuç olarak; Şaşırdım mı? Hayır. Utandım mı? Evet. Üzüldüm mü? Hem de nasıl...

Bugünkü notlara gelince:

1-Uygulamaya teşekkür notu! Maske yeni hayatımızın ayrılmaz bir parçası olacak. Madem 57 ülkeye sağlık kiti yollayan bir ülke 57 günde halkına maske dağıtamadı ve bunun için 7 kez karar değiştirdi! O halde yeri gelmişken alkışı fazlasıyla hak eden maskematik uygulamasıyla İzmir Belediyesine teşekkür edelim.

2-Adanmışlık duygusuna teşekkür notu: Hekimler; Virüsle mücadeledeki başarılarını; “Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda örnekleri görüldüğü üzere, hekim geleneğimizdeki adanmışlık duygusu başarı nedenlerimizden biridir” şeklinde açıkladılar. Yeri gelmişken karantina günlerinin sağlık emekçilerine bu yazıyla bir selam daha yollayalım.

3-Öneri paketi notu: Madem bu yazımı hafta sonu okuyacaksanız. Şimdi kendinize bir kahve yapın. Varsa hafif müzik açın, sanal ortamda da olsa Nuri İyem’in Anadolu kadınının derin ve mahzun bakışlarını resmettiği, iri gözlerini öne çıkardığı tablolarına bakarak bir an sessiz kalın! Kaderi de kederi de ortak kadınları düşünün. Nereden mi aklıma geldi bunlar? Bilmem. Haberlere yansıyanlardan olmasın…