BM 2019 Dünya Mutluluk Raporunda ülkemizi 79.sıraya yerleştirmiş. Aynı listede Pakistan 67.sırada, Libya 72.sırada,  Tacikistan 74.sırada yer almış. Yani rekor yine bizde! Son yıllarda bu tür rekorlara bi türlü doymuyoruz! Niye derseniz? Demek ki siyasi basınç yükseldikçe mutluluk artıyor bizde…

Yani siyasi ve sosyal ortam gerildikçe, kurumsal hafıza, devlet geleneği silindikçe, askerlerimiz gidip, Suriyeliler geldikçe, işsizlik tavan yaptıkça, hayat pahalılığı kitleleri yoksullaştırdığı için intiharlar çoğaldıkça, günde 9 kişi canına kıydıkça, asgari ücrette 22 AB ülkesi arasında 20.ci sıraya kadar indikçe halkımızın sadece yüzde 13’ü mutsuzmuş! Bu demektir ki biz millet olarak mutluluğun resmini yapar olmuşuz!

Yine yargıda verilen ilginç kararlarla dünya âlemi şaşırtıp, hukuka güveni azaltıp, hukuk felsefesine, hukuk eğitimine olan inancı yerle bir ederken, uluslararası kuruluşların ve batının eleştiri oklarına hedef olurken, siyasi manevralarla, oldubittiye getirerek, gündemi sık sık değiştirirken biz mutlu oluyor, mutluluğun resmini yapmak için sıraya giriyormuşuz! Bu nasıl bir mutluluk duygusu ve resim merakıysa artık?

Tam da burada sözümü, daha doğrusu sorumu tekrarlarsam! Sadece deprem yüzünden değil, geniş anlamda ülkenin kolonları çatladıkça biz mutlu mu oluyoruz?

Krizin aldığı canlar, yıktığı evler karşısında; “ucuz manevra bunlar”, “şov yapıyorlar”, “dikkatleri böyle çekiyorlar” şeklindeki değerlendirmeleri hem insani hem vicdani mi buluyoruz?

Olaylar küçümsendikçe, dosyalar kapatıldıkça, kriz can almayı sürdürdükçe, çaresiz kalan yurttaş sonunda dayanamayıp canına kıydıkça biz mutlu mu oluyoruz?

Her alanda rol ve yol alanlar ne der bilemesem de! İnsanımız kendini yakarak, evinin tavanına kendini asarak, aile boyu siyanürle ölümü seçerek, balkondan atlayarak, önce çocuklarını sonra kendini vurarak hayatlar karardıkça biz mutlu mu oluyoruz?

Ülkemizde yerli halkın alım gücü düştüğü için, konut satışları düşerken, firmaların elinde kalan konut sayısı 1.2 milyonken, 5 yılda yabancılara 153 bin konut satmışız! Ülkemizin cazibe merkezi olmasından biz mutlu mu oluyoruz?  Satış rakamlarına bakılırsa evet…

Başarılı ekonominin başı damat bakan yaptıklarıyla iftihar ettikçe, insanlar yapılanların sonucuna katlanamayıp intihar ediyor! Ülkenin başat sorunları çözüm beklerken, her yeni güne yepyeni konularla başlamak halkı yoruyor! Deprem korkusu, yarın endişesi, gelecek kaygısı halkın huzurunu kaçırıp, uykusuz bırakıyor. Ve biz ABC planları yaparak gücümüzü kanıtlıyoruz. Rahmetli Uğur Mumcu yıllar önce; “Silahların sustuğu, düşüncelerin kır çiçekleri gibi açtığı günleri göreceklere ne mutlu!” demişti. Neye üzülüp neye sevineceğimizi şaşırdığımız günümüzde o göremedi, bizim kuşak görecek mi? Görecek miyiz? Sanmam...

Bininci kez niye mi yazdım bunları?

İç ve dış siyasi dengeler arasında bunalan halkın yüzü gülmediği için. Halkımız yönetimin sürekli müdahaleleri ve lütuflarıyla yaşamak zorunda olduğu için. Ulus olarak daha iyi bir yaşamı hak ettiğimiz için yazdım…

İyi şeyler gölgelenmesin diye, kötülükler güçlenmesin diye, gençler güçlü olmayı ve hayal kurmayı önemsesin diye yazdım…

Özetle memleketin hazin gerçeği ne yazık ki bu diye yazdım…