Pehlivan tefrikasına dönen (!) ve bugün son bölümünü okuyacağınız yazı dizime gelen iletilere, ilginç notlara, paylaşımlara ve övgülere baştan ve peşinen teşekkürler. Bu gidişle, bu malzemeyle ciltler dolusu kitap yazılır ama işi tadında bırakalım…

Son 11 yılda 2975 kadının öldürüldüğü, kadın cinayetlerinde yüzde 1500’lük bir artışın görüldüğü, kadınların yasal olarak savunmasız bırakıldığı, iyi halin şiddete davetiye çıkardığı eril bir iklimden söz ediyoruz.

Özgecan’dan sonra 1753 kadının daha katledildiği, bu cinayetleri engellemeye yönelik hiçbir gelişmenin yaşanmadığı, yönetimin bu konudaki önerge ve kanun tekliflerini görmezden geldiği, bu sorunlara adeta kulak tıkadığı bir ülkeden söz ediyoruz.

Eğitime OECD ortalamasının yarısı kadar bütçe ayıran, bu oranla eğitime en az harcayan 3.ülke olarak Kolombiya ve Meksika’nın altında yer alan, son 17 yılda sistemi yap-boz tahtasına döndürerek erkek üstünlüğünü kabul eden bir yapıdan söz ediyoruz…

Kadını erkeğin kölesi zihniyetini masallarla, görsellere, öykülerle, okuma kitaplarıyla bilinçaltına yerleştiren çağdışı eğitim modellerinin tavan yaptığı bir sistemden söz ediyoruz… 

Eşitlikte 134 ülke içinde 126.sırada yer alarak Zimbabve ve Senegal’in gerisinde kaldığımız, ekonomik hayata katılım ve fırsat eşitliğinde 134 ülke içinde 131. sırada kendimize ancak yer bulduğumuz, siyasi hayata katılımda 99.sıraya düştüğümüz, eğitimde 109.sırada yer aldığımız ve asla kabul edilemez bir tablodan söz ediyoruz…

Kadın cinayetlerinde 10 mahkemenin 8’inde ceza indirimi verildiği, ilk ifadesinde “öldürdüm, çünkü hak etti!” diyen adamın, mahkemede kravat takıp, yere bakıp üzgün bir ifadeyle; “pişmanım” dediği, kanunlarımızın da bu duruma hoşgörü gösterip, indirim uyguladığı bir adalet anlayışından söz ediyoruz…

Özetle de olanın şiddete dayanamayıp isyan eden, çalışmak istediği için dayak yiyen, boşanmak istediği için yüzüne kezzap atılan, özgür kalmak istediği için bıçaklanan kadınlara olduğunu görüyoruz…

Gelelim savunma yol ve yöntemlerine!

“Hızla üzerime doğru koştu, benim elimde de sivri uçlu bir bıçak vardı, hızla gelince birdenbire ona saplanıverdi!” diyen, “Bıçağı savurdum yanlışlıkla koluna gelivermiş!” diyebilen, 88 yerden bıçaklayarak öldürdüğü 38 yaşındaki karısı için; “Öldürme niyetim yoktu, öylesine sapladım durdum!” şeklinde açıklama yapanları duyunca! Bu şu anlama mı geliyor? Erkekler, kadınları ölümsüz sayıyorlar demek ki!

Özetle öldürülen kızın babasına hâkim; “Kızınız öğrenci olduğu halde neden çalışmak istiyordu?” diye sorarsa, vicdan bizi bu kadar mı terk etti diye düşünmez misiniz? Bu soruya olumlu bir yanıt vermek pek kolay, hatta pek mümkün görünmediği için, olup bitenler kimsenin tüylerini diken diken etmediği için vicdan sorusu meşruluğunu hep korumaz mı?

Şimdi de hayale kapılmadan kadın istihdamı karnemize göz atalım…

Ne yazık ki ve ne acı ki üniversitelerimiz erkek egemen yapıda. Akademisyenlerin yüzde 61.8’i erkek, yüzde 38.2’si kadın. Bu oran devlet üniversitelerinde 63’e 37 iken, vakıf üniversitelerinde 57’ye 43. Kadir Has Üniversitesi’nin yaptığı “Yükseköğretimde Cinsiyet Eşitsizliği” konulu araştırmaya göre;  Türkiye’de rektörlerin yüzde 90.9 erkek, yüzde 9.1’i kadın, profesörlerin yüzde 68.8 erkek, yüzde 31.2 si kadın. (İlahiyat zaten erkek egemenliğinde!)  

Üniversitelerde cinsiyet eşitsizliğinin büyük kabul gördüğü, erkek rektörlerin ve dekanların başı çektiği, kadınların akademik hiyerarşide engellendiği bu eşit olmayan ve düşündüren iklimde sorumsu bir yorum da benden olsun: Yönetim bize şunu mu demek istiyor? Siz yardımcı elaman olarak kalın! Niye? Bu soru izaha muhtaçtır… 

Konuyu tatlıya bağlamaya çalışırsak!

Ülkenin genel coğrafyasına hâkim olan erkekçe vurgu ve dilin getirdiği yer her alanda ve her anlamda şaşırtıcı olmadığı için; Bu koşullarda erkek egemen iklimin ve eril siyasetin içinde demokratik ve eşit zemini yakalamak zaten çok zor!

Ama doğrularıyla yanlışlarıyla, bildikleriyle bilmedikleriyle, anladıklarıyla anlamadıklarıyla, inandıklarıyla inanmadıklarıyla, istedikleriyle istemedikleriyle, korkularıyla hevesleriyle varlığını sürdürmeye ve ben varım demeye çalışan kadınları alkışlamak çok kolay!

Y.N: Uzun hikâyemizin kısa özetini içeren yazı dizim bugün bitti. Umarım ve dilerim sorunları daha az, sorumluları daha çok ülke özlemimiz hayalken gerçek olur!