Ama başlığı biraz açmalıyım! Talimatlı basın yaok saysa da; Ortada bir ayna var mı var? O aynadan bize yansıyan gerçekler, gafletler, yenilgiler, aymazlıklar, dayatmalar, baskılar, ben dedim oldular var mı? Olmaz mı?

Talimatlı basın yazmasa da; Yönetim erbabının anlamadığı, anlayamadığı, anlamamakta ısrar ettiği ağır gerçekler var mı? Hem de nasıl!

Talimatlı basın görmezden gelse de; Bugün ülkemizde hukuk, eğitim, sağlık, şiddet, kadın cinayetleri, ekonomik kriz, işsizlik, artan intiharlar vb gibi konularda ciddi sıkıntılar var mı? Artarak ve çoğalarak var.

Tartışılamayan, soru sorulamayan tartışılırsa ceza alınan, sorulursa cevapsız bırakılan tek kişinin yönetimde olduğu bazı (!) ülkelerde güven bunalımı nedeniyle ortam gergin, insanlar mutsuz mu? Evet.

Yetkililer üzerinde durmasa bile; bilimi göz ardı ederek, şanımız yürüsün diyerek, gösteriş olsun diye yok yere toprağa milyonlar gömülüyor mu? Hesaplanamayacak kadar.

Satın alınsa daha az para ödenecek olan araçlara servet sayılacak kiralar, ağız uçuklatan yakıt giderleri ödenmiş, ya da ödeniyor mu? Evet.

Ucu bucağı görünmeyen bu sorulara ilaveten bir soru daha soralım?

18 yılın fotoğrafına bakınca; Şatafat, saltanat, yandaşı kayırma, rüşvet, iltimas, israf, ahbap çavuş, eş dost atamaları, aile bireylerini tepe noktalara taşıma, “bal tutan parmak yalar, minareye kılıf itinayla bulunur” esaslı uygulamalar, bankamatik memurlar, ihtiyaç fazlası kiralık araç sayısı dikkatleri çekiyor mu? Hem de nasıl…

Bizden değilsin diyerek bazı kişi ve kurumlara kesilen cezalar (intikam cezaları da denebilir), göz göre göre suç işlemesine rağmen, kapatmak bi yana, cezalandırmak ne demek, tam tersine özendirilen, ödüllendirilen, cesaretlendirilen, el üstünde tutulan ve yönetimin gözdesi olan kurumlara dokunmamak tüm hızıyla ve artarak sürüyor mu?  Görünen köy kılavuz istemez.

Sözü buraya getirmişken ve çok gerekmesine rağmen; Ülkemizde sabah akşam demokrasi sözcüğünü en üst perdeden işitip, ama buna ne kadar kafa yorduğumuz konusuna girmiyorum bile! Durmadan sağa sola bağırıp çağırma halini ileri demokrasi olarak tanımlama konusunu saymıyorum bile!

Yine gündemin başköşesinden inmeyen kadın cinayetlerine her yazımda bir yol bulup değinmeme rağmen bana ne diyemiyor, bugünlük girmesem de kendimi zor tutuyor, dayanamayıp başımı başka yön ve sorunlara çeviriyorum.

Özellikle de şehit cenazeleriyle üzülen ve gerilen, kadın cinayetleriyle bunalan, sığınmacı sorunuyla cebelleşen, komşularla kriz yaşayan, kayyum atamalarıyla, “atarım ha!” gözdağlarıyla adalet kavramını tartışan bir ülkede bir ileri bir geri vitesle ben yaptım oldu mantığıyla başarıya ulaşıldığı görülmüş şey midir sorusuna yanıt arıyorum.

İşin içinden çıkamayınca da son sözü de Cumhuriyet Gazetesi’nden Kamil Masaracı’ya bırakıp aradan çekiliyorum. Görseldeki büronun duvarlarında iki tabela asılı. İlkine  “Zam yapım merkezi” yazıyor. İkincisine “Her çeşit kemer itinayla sıkılır” yazıyor…

Özetle gülümsetmekten çok düşündüren çizgileri paylaşırken düşündüm ki; Yüreğimizin daraldığı, tansiyonumuzun tavan yaptığı, nabız atışlarımızın hızlandığı, moral değerlerimizin çöktüğü günümüzde hepimize iyi gelecek…