Yeni kelimeler türeten enteleküelizm çok yoruyor, ‘bileşen‘ler yeni moda kelimelerden, ‘Z Kuşağı‘ gibi, konuya uysada uymasada kullanmayana kız vermiyorlar herhalde  !

Bileşenler bir olup Kurban Bayramını bileşerek idrak etmekteyiz.

Bu bileşen olma hali  için önce bölünmek lazım  ki sonra bileşesin , hiç işime gelmez , zararına satışa geliriz sonra  dolayısıyla bileşmemeyi tercih ediyorum .

‘Bileşen‘  aşağı, ‘Bileşen‘ yukarı demokrasi diyince akla ilk gelen kelime artık bölünme üzerine bunu da icat ettiler ya bravo vallahi . Yorulduk .

Bizi  ‘Yorum’ manyağı yapmak isteyen bir medya medeniyeti var, Allah'tan bizde dinleyecek göz yok, çok uzayınca yorum kayıyoruz .

Hakikaten bu kadar yorum yapılmaz ki ,gazetecilerin ortaya çıkarttığı gerçeklere hasret gideceğiz neredeyse, sanki  ‘medya kovid’ i bu yorumculuk  ve bulaşıcı her gece saatlerce yorum yorum yorum  çok yorulduk.

Birde ‘yeni nesil bazı  sunucular televizyon tarihinden habersiz olunca acaip kekleniyorlar, yaşlı görmüyorlar mı ‘duayen’ diye yapışıyorlar illa bir saygı köprüsü kurma hevesi, geçenlerde ‘Duayen  yorumcu’ diye gitmediği maçı, atılmayan golü gitmiş görmüş  gibi anlatan birine ne iltifatlar yağdırdı genç çocuk tam bir ‘ hıyarcı’ durumuna düştü üzüldük tabiii…

Genelde  arsızlık, görgüsüzlük, teşhircilik  kimseye  katiyen utanç vermiyor her anını zevkle yaşıyorlar, vur patlasın çal oynasın bütün hızıyla devam ederken yoruyorlar .  

Her kabilenin kendisine göre istek sıralaması ise  demokrasi icabı gibi bir durum gibi bir kabul var, herkesin kafaya göre takıldığı kabileler olunsun mu  isteniyor tam anlamadım,  Kelt’ler gibi  mi, onlarda  hiç devlet olmak istememişler tarih boyu, sonuç? Herkesin bayrağı, ekosesi ayrı, sonra, sonrası iyilik güzellik güçlu olan vuruyor, sen bileşene kadar!

Ekranlardaki suni şaşkınlıklara ne demeli, mesela; TRT’nin vatandaşlardan aldığı vergi,  kesintilerle  bütçesini oluşturduğu gerçeğini  yeni öğrenen 30 senelik gazeteci olur mu, gözler faltaşı  dudaklar titriyor,  bir hayret etmeler,  hayretlere seza, kardeşim  yeni duydunsa niye bunca senelik gazeteciyim diyorsun  ikide bir , bizi mi yiyorsun?

Hakikaten patronlar bunları görmüyor mu, bence patronlar filan yok hepsi camdan atladı kaçtı  ee onlarda yoruldu.

Peki kimler sahip, herkes birbirine soruyor bunu , sahip filan yok. Medya mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi gibi oldu, ya da fahri patronluk var.

TRT yeni yönetiminde  Hilal Kaplan paratoner görevi  aldı  herhalde , hakkında  konuş, şaşır bitmiyor oysa Hilal Kaplan kendi çevresini bile etkileyemiyor nedir bu kadar gündem olması teveccühe mazhar olmasından  başka bir şey yok .

Siyasi görüşleri , yaklaşımları itibariyle de  pek popüler sevilen bir insan mı ?

Saniyen, TRT’de  yapımcı değil genel müdür değil, repertuarda değil, denetçi değil hem repertuar üyesi hem denetçi de değil, böylesini bile gördük, terbiyeliydi adamcağız  ama  fırsatçıydı  her şeyi olmak istedi, ‘Kardeşim hem denetim hem repertuar aynı kişi bu ihzazı rey olmuyor mu‘ diye sorduğumda şiddetle itiraz etti, herhalde repertuarda Dr. Jekyll denetimde Mr. Hydes oluyordu, TRT de bu durumlardan beteri de olmuştur ne sayacağım şimdi sırası değil .

Şu aralar  susmak da kurnazlığın bir parçası oldu.

Bir müseccel arsız, Atatürk düşmanı fırsatçı açık olalım aslında konuşacak sözü yok, suratımıza bakacak yüzü de yok, hiç olmazsa susuyor kurnaz diyorduk ama dayanamamış hani güya cevap verememesine mazeret susmanın erdemiyle ilgili kerametler saçmış, elbette sözler başkasına ait bu da  o sözlere sığınıyormuş, aferin, o sözleri söyleyenler Türkiye’de bu hıyara birgün lazım olur kullanır diye söylemişler zaten , sus işte yahu çok yoruyorsun çok.

Hayvanlara tecavüz  ve  işkence etmeme, sahip çıkma iyice yanlış anlaşıldı apartman içleri  bakımsız leş, tüyleri su görmemiş  hayvanlarla  yeni bir ‘Hayvanat Bahçesi Apartman‘ konseptine doğru  giderken, kimi yanı uyuzdan dökülmüş  ama  boynunda tasma hayvanla gezinen  hayvanseverler  hayvan  size doğru gelince  kendinizi çekerseniz  ‘Bir şey yapmaz’ diyorlar, ‘Sen zaten sevginle hayvana yapacağını yapmışsın hal mi kalmış hayvanda , avukatlığını sözcülüğünü yapacağına sahip çıktığın hayvana niye bakmıyorsun ‘ diyince kaçıyorlar, sahip çıkmak sıkı geliyor ortak alanlara yemek dökmek hayvan sevmek oluyor . Yorucu bir hayvan sevgisi.

Maskeler başka sorun .

Maske takmayıp bilhassa marketlerde tepenize çıkanları ise uyardığınızda ‘Evde otur o zaman’ diyen maskesiz  ezikler çoğaldı, yiyince azarı tırsıyorlar. Üstüme çıkma diye azarlamaktan yorulduk.

Ve samimiyet ile dangalaklık, laubalilik arasında bir yer arayan ünlüler  ‘Abi’ diyince her şey konuşabilecekleri zannıyla iyice saçmalıyorlar .

‘Zülfü Abi’, ‘Uğur Abi ‘, ‘Ercan Abi ‘ derken Arda Dış işleri bakanına ‘Mevlu Abi’ dedi yahu, Dışişleri Bakanıyla samimi olabilir ayrı bir konu, ama hoş olmadı bu hitap, zaten neden teşekkür ettiği de  anlaşılamadı.

Hemen her an din konuşuluyor, ama dinsizliği  din zanneden  dindar  çok,  halbuki  Ateizm  kar amacı gütmeyen bir  sivil toplum hareketi, yukarıda Alah var dinsizliği kullanıp asla kâr, rant, kayırmaca  filan düşünmezler Ataistler. Dur şu ateist onu işe kayıralım, indirim yapalım, reklam çevirtelim, kampanya verelim, sınavda iltimas,  ateistse çifte maaş filan hiç duymadım. Çok yorulduk ama Ateistlerden değil.

Bir başka bitmeyen kurt masalı ekranlarda oy dağılımlarının ihtimal hesapları ,

Niye ona verdiler, buna vermediler, ama o seçimde öyleyken niye bu seçimde böyle olundu, eğer bu gün seçim olsa;  Canan Hanım ne  kadar oy alır, Boğaziçi’nin başına Nagehan Alçı rektör olursa yüzde kaç gelenekçi memnun olur, devamlı yüzdeler konuşuluyor! Kendileri de yoruluyor gibi sanki .

İktidar ise  halka inanmak istediğini, heves  ettiğini söylüyor aslında çok acıklı, petrol çıkıyor, astronotlar yetişiyor, aya yolculuğa hazırlık var, zenginiz, aşımız bol, İmam Hatiplerden acaip öğrenciler yetişiyor,  dünya bize muhtaç, Kanal İstanbul açılınca iki yanı yalılar, apartmanlar, herşeyin iyisi bizde .

Halka duymak istediklerini söyleyen bir iktidar var ve  insanlar inanmak istediklerine inanıyorlar.

Avrupa’yı sel almış, Haiti’de  yeni hükümet kurulmuş, Haiti neden yabancı diplomatlar arasında topa dönmüş,

Tokyo Olimpiyat köyünde covid  çıkmış,  

İngiltere yasakları kaldırdı da günlük sayı 50 bin ile Ocak ayındaki gibi uçuşa geçmiş,  ovid 19’a  kedi ve köpeklerde rastlandığı gibi dünyadan haberler yok  ekranlarda herkes kendini anlatma derdinde.

Belarus ve Litvanya arasındaki sınırı zorlayan Afrika, Irak göçmenleri jeopolitik sorunlara neden olurken, Canada, ABD’de; yatılı okullara konulmuş yerli çocukların başlarına gelenler, ölenlerle ilgili utanç verici hikayelerle yüzleşiyor.

Ekranlarda dünyayı sıkı takip eden Zeynep Gürcanlı, Tülin Daloğlu var onlarda olmasa dünyadan hiç haberimiz olmayacak, kıymetleri biline.

İstanbul’da ise belediye resmen yoksullukla mücadele ediyor, projeler üretiyor, belediye başkanı sahnede durmadan anlatıyor, ne yapsın mücadele ediyor. İstanbul gibi zenginler, zenginlikler şehrinde yoksulluk yaratmak bayağı bir marifet  bununla mücadele de belediyeye düşüyor, ayıp değil mi!

Böyle bir Bayramı  Kayda Geçtik , Çok yorulduk, yordular bizi,

Yorgun Yurttaşlar  olduk .

Hayırlara Çıkarız İnşaallah .

Saygıyla Efendim [email protected]