Korona felaketi, ekonomik sorunlar, bütün bunların insan ilişkilerine yansımaları, sürekli analiz halinde ekranlarda, bizi bize anlatıyorlar.

Medyadakilerin çoğunun tuzu kuru ve mikroskoplarından insan böceği olarak bizleri incelemekteler, onlar utanmıyor biz gocunmuyoruz böylece yıllardır geçinip gidiyoruz!

Bu ekran şahsiyetleri röportajlar yapıyorlar, sonra röportaj yaptı diye birileri de onlarla röportaj yapıyor, zincirleme bir reaksiyon. Siyasi yatırımları olabilir, bu durumda daralma genişlemiyor kendi içinde yer değiştiriyor sanki, bu kısım traji-komik.

Bu günün siyasetçisi yarın yerini medya analistlerine bırakabilir yepyeni bir ‘demokrasi tecrübesi’, iyi kötü varmış ya öyle diyor güzel Nevşin Mengü.

Ben tatmadım bilemem ki, sensiz saadet neymiş… Bu gidişle alnımın yazısıymış silemem ki…

Muhtemel röportaj yapan siyasetçi,

Ropartaj yapılan siyasetçi bu gidişle gazeteci, sunucu olacak!

Olabilir öyle ki, aa bir bakmışız başbakan, muhalefet liderleri belediye başkanları da gazeteci – sunucu olmuş kendileriyle röportaj yapanlarla röportaj yapıyorlar.

Kendinden bahsetmekten, kendi fikirlerini anlatmaktan soru sormaya vakti olmayan bir medya gazeteci ekürisi, dünyada eşi menendi yok. Bizi buldu, kader deyip geçemeyiz bence, hemen siyasete atılsınlar ki medyayı kurtaralım.

Bunca dert arasında bunlarla uğraşmak adil mi?

Hoş dünyada hiçbir şey adil değil derler.

Hele sadaka kültüründe adil olmak zaten gerekmiyor  ‘iyi’ ve ‘iyilik’ üzerine PR çalışıyorlar, önce yoksullaştırıyorlar ama Allah razı olsun sadaka veriyorlar!

Bu sadece iktidara mahsus bir durum değil, adil olalım uzun bir geçmişi var. Hangi demokraside bu kabul edilebilir! Tamam, hayat da adil değil ama sahtekar da değil, gerçek.

Kabul hayatta kimileri zengin doğuyorlar, bazıları ekmek bulamıyorlar, her gece bir villalarında uyurlarken kafasını sokacağı evi olmayanlar var.

En acısı ise, şu dar dünyada kimileri sevip sevilirken, kimileri de aşk, dostluk, sadakat, fedakarlık nedir bilmeden yaşıyorlar onlara da adil değil hayat!

Ama kimileri vatanları uğruna hayatlarından olurken kimileri de çıkıp Cumhuriyet’e, Atatürk’e sövüp sayıp, sonra karşılığında ikisinden de ödüllendirilip para kazanıyorsa mesele sadece onlardan, bizden ibaret değildir, pervasızlığın arkası karanlık fırtınalardır.

Yoksa kazanmak ya da kaybetmenin ama adil bir bilek güreşiyse tadı onuru var.

Uyduruk zaferler, ödülleri her gün tekrarlayınca hiçbiri gerçek olmaz daha bunu da anlayamadı, medya bu halde nasıl ayakta duruyor hayret. 

Doğru olmayan zaferlerle büyük kahramanlar yaratmaya çalışıyor medya, oysa hiç bir alanda; siyaset, sanat, müzik bu mümkün değil. Uyduruk işleri bırakması şart. 

Denklem ise basit, anlaşılmayacak bir durum yok. 

Haksızlıklar senin lehine çalışıyor diye bu rüşvete razıysan, sen düpedüz bir ahlaksızsın bu da biline.

Ahlaksızın iyisini aramak, kahraman yaratmak, yabancı şahitler beyhude, medya bundan vazgeçmeli, siyaset de asla bu duruma razı olmamalı.

Öte yandan birey olarak, sen adil olmaya gayret ettikçe sanma ki sana adil olacaklar. Vahşi aslanlar gibi parçalarlar insanı, bunu bilmeyenimiz mi var, eşrefi mahlukatız bilmez olur muyuz?

Bu yüzden iyi insanların başlarına maalesef kötü şeyler geldiğini görüyoruz.

Fakat korkulara, aşağılanmaya, kötümserliğe teslim olmak yok. Hayatta kalmak ‘surivor’ olmak için Acun’un sınavından geçmeye de ihtiyacınız yok. Taa adalara filan gitmeye hiç gerek yok, palavra sınav onlar.

Kötüler kazanmaya, iyiler kaybetmeye devam etse de devam edeceğiz. Kötülüğün güçlü olduğu zamanlarda kötüye karşı koymak hayatın ta kendisi.

Hakkımızı alana kadar teslim olmayacağız.

Kazanacağız çünkü değiştirme gücümüz var,  yeter ki haksızlıklarla yüzleşecek cesaret olsun.

Kolay değil ama başarılabilir. Medya bundan çok uzakta.

İnsanlar tarih boyunca, bunca acıları ileride belgeselleri yapılsın, yapanlar kahraman olsun diye yaşamadı, ölçü kayboldu.