ABD SURİYE ÖZEL TEMSİLCİSİ’NİN AÇIKLAMALARI

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, 6 Haziran 2019 günü Hürriyet gazetesinde yayımlanan röportajında önemli açıklamalar yaptı. Türkiye’nin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda, ABD’nin görüşlerini açıkça belirtmiş oldu.(1)

- Jeffrey, PKK terör örgütü ve uzantısı YPG arasında bazı bağlar olduğunu bildiklerini söyleyerek, şunları ekledi: “YPG, PKK ile daima hem personel bağları hem de bir dereceye kadar ideolojik bağları olan bir organizasyondu… Ancak, siz bu bağları tartışırken, biz de kendi içimizde ‘bu bağlar parti düzeyinde mi, bireysel düzeyde mi, organize mi’ gibi benzer şeylerle aynı tartışmayı yapıyoruz.” dedi. Dünyada herkesi gözetleyebilen ve istediği iletişim kanallarını dinleyebilen ABD’nin ve onun Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA), YPG’nin PKK ile organik bağı olduğunu çok iyi bildiği bir sır değil. KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) sözleşmesini bilmemeleri mümkün değil. Ama ABD, bilinen oyalama politikasını ve PYD/PKK’yı destelemeği sürdürmekte ısrarlı.

- Jeffrey, ABD ve Türkiye’nin Suriye’de askeri çatışmaların sona ermesi, Anayasa Komitesi kurulması ve Esad rejiminin değişikliği için birlikte çalıştıklarını söyledi. Oysa ASTANA süreci kapsamında, Türkiye’nin hedefinde Esad rejiminin değiştirilmesi yok. ASTANA’nın önemli aktörü Rusya ise ¨Esad’la devam¨ diyor. ABD, ASTANA’yı işlevsiz kılmak istiyor. Türkiye’nin, Suriye batısındaki askeri varlığı ve Rusya’yla süren işbirliği ASTANA’yı gerekli kılıyor…

- Jeffrey İdlib için: ¨Temelde bu çatışmanın donmuş olduğunu görmek istiyoruz. Hiçbir sınırın değiştiğini görmek istemiyoruz. Anayasa komitesinin hayata geçmesi için Türkiye ile yakın çalıştığımız politik bir süreç yürütüyoruz.¨ dedi. ABD, İdlib’i Suriye’den ayrı bir parça olarak görmek istiyor. BM, Türkiye ve diğer ülkeler tarafından terörist olarak kabul edilen radikal grupların (Heyet Tahrir El Şam-HTŞ) kontrolünde bir İdlib istiyor. Türkiye’yle yaklaşık 130 kilometre sınırı bulunan, üç milyon civarında insanın yaşadığı ve radikal unsur sayısının 50 bin kadar olduğu, her an patlamaya hazır bir bombayı bölgenin ve dünyanın başına bela etmek istiyor. Tıpkı, El Kaide ile yaptığı gibi. Hem de Türkiye sınırında…

- Jeffrey Güvenli Bölge için: “Türkiye yıllardır Suriye sınırında uçuşa yasak alandan bahsediyordu. Şu an sahip olduğunuz şey, Türkiye ve ABD’nin kontrolünde ülkenin kuzeyini kaplayan uçuşa yasak bölge.¨ ABD, Fırat'ın Doğusu ve Menbiç'te PYD/PKK terör örgütünü koruyan bir ¨Uçuşa Yasak Bölge¨nin kurulduğundan söz ediyor. Oysa Türkiye, Fırat’ın Doğusu ve Menbiç’e, PYD/PKK terör örgütüne yönelik olası bir operasyon kararlılığında olduğunu her platformda dile getiriyor. ABD ise PYD/PKK’yı operasyondan koruyacak bir bölge oluşturduğunu açıklıyor.

TARİH TEKERRÜR MÜ?

Tarih tekerrürdür derler… Yıl 1991, Körfez Savaşı sonrası. Kuzey Irak’taki Kürtleri o zamanki Irak lideri Saddam Hüseyin’e karşı korumak için ABD liderliğinde İngiliz, Fransız uçak ve helikopterlerinden oluşan kuvvet, Türkiye (İncirlik, Pirinçlik) üzerinden “Çekiç Güç” harekâtını gerçekleştirdi. 1991 yılında, Irak Hava Sahası’nda 36’ncı paralelin kuzeyi ile 32’nci paralelin güneyi “Uçuşa Yasak Bölge” ilan edildi ve bu bölge Irak Hava Kuvvetleri’ne yasaklandı. Bu uygulama, ABD işgalinin başladığı 2003 yılına kadar 12 yıl sürdü. ¨Çekiç Güç¨, 12 yıl boyunca Kuzey Irak’ta Kürt Devleti’nin kurulmasına şemsiye oldu ve PKK’nın canlanmasına, güçlenmesine uygun ortam sağladı. Jeffry’nin belirttiği ¨Uçuşa Yasak Bölge¨, ¨PYD/PKK’nın Suriye’de Fırat’ın Doğusu ve Menbiç’te güçlenmesine neden olacaktır.

İDLİB VE ABD TUZAĞI

Sovyet ordusu, 24 Aralık 1979 yılında Afganistan’ı işgal etmeye başlayınca, Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski, Başkan Carter’a: “Artık Sovyetler’in kendi Vietnam’ını hazırlama imkânına kavuştuğunu” söyler. ABD, Rusların Afganistan’ı işgal etmeleri için gerekli altyapıyı hazırlamış ve işgal için adeta teşvik etmişti. Brzezinski, bu konuda şu açıklamayı yapar: “Başkan Carter, Kabil’deki Sovyet yanlısı yönetime karşı savaşanların desteklenmesi yönündeki ilk direktifini, Sovyet işgalinden altı ay önce vermişti ve ben aynı gün Başkan Carter’a yazdığım notta, bu yardımın Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesine neden olacağını açıklamıştım.” Sovyetler, Afganistan’ı işgal ettiğinde Usame bin Ladin 22 yaşındaydı. 1984’te Afganistan için gönüllüler toplamak amacıyla, Suudi gizli servisinin yöneticisi Prens Türki’yle görüşmeye başladı. Bu faaliyetlerin mimarı, CIA ve Brzezinski’ydi. Bin Ladin, gönüllü savaşçılar için Pakistan’ın Peşaver kentini seçti. Pakistan’ın Peşaver’i böyle ünlü oldu ve El Kaide’nin yetiştirme çiftliğine dönüştü. CIA, Afganistan’daki radikal unsurlara 10 yıl süren savaş sırasında eğitim, silah ve finans desteği sağladı.(2)

Afganistan’da Sovyet işgaline son vermek için ABD’nin yetiştirdiği, eğittiği ve silahlandırdığı radikal unsurlar, El Kaide adıyla dünyanın ve ABD’nin başına bela oldu. 1979’da başlayan Afganistan işgali sonunda, Brzezinski’nin dediği gibi Sovyetler İmparatorluğu gerçekten çöküşe doğru hızla yol almaya başladı. İşgalin ardından, Sovyetler yaklaşık 50 bin ölüyü ve 60 milyar doları Afganistan topraklarına gömmüştü. Brzezinski’ye, “Radikal İslamcıları desteklediğiniz, onlara silah sağladığınız ve onları eğittiniz için pişman değil misiniz” sorusu sorulur. Cevabı çok netti: “Dünya tarihi için hangisi daha önemlidir? Taliban mı, yoksa Sovyet İmparatorluğu’nun çökmesi mi? Kışkırtılmış birkaç Müslüman mı, yoksa Orta Avrupa’nın özgürleşmesi ve ‘Soğuk Savaş’ın bitmesi mi?”(3)

Farkında mıdır bilinmez ama Brzezinski, aslında ABD’nin değişmeyen, karmaşık stratejisini iki cümlede özetlemişti.

IRAK, LİBYA, SURİYE…

Yıl 2019, aylardan Haziran… Irak, Libya ve Suriye için ABD yetkililerine, Brzezinski’ye yöneltilen soru sorulduğunda yanıt değişmeyecektir: “ABD için hangisi daha önemli? IŞİD/DAEŞ/HTŞ mi yoksa Irak, Libya ve Suriye’nin parçalanması mı? IŞİD/DAEŞ/HTŞ mi, yoksa İsrail’in güvenliğinin sağlanması, İran’ın yıkılması ve PYD/PKK devletçiğinin kurulması mı?”

6 Haziran 2019’da gazetede yer alan ABD Suriye Özel Temsilcisi'nin bu açıklamaları, Suriye'nin parçalanmasını isteyen; Türkiye sınırında radikal unsurların kontrolünde bir İdlib'i hedefleyen; ¨Uçuşa Yasak Bölge¨yle 1991'de Kuzey Irak’ta olduğu gibi, Fırat’ın Doğusu ve Menbiç’te PYD/PKK terör örgütünü güçlendiren bir yapı demek. ABD’nin bu hedefleri, açıkça Türkiye'nin ulusal çıkarlarına ve ulusal güvenliğine tümüyle aykırıdır.

Ve 5 Haziran1964 Johnson mektubu benzeri tehditler içeren, 6 Haziran 2019 Pentagon mektubuyla yüzleşti Türkiye… ¨Sonuçları ağır olur¨ anlamını taşıyan bir mektup… En kötü senaryo, Türkiye’nin S-400 sistemi nedeniyle ABD ve Rusya arasında kalması… ¨Alırsan¨ ya da ¨almazsan¨ tehditleriyle karşı karşıya kalan bir Türkiye… Suriye’nin batısı mı, doğusu mu? PYD/PKK terör örgütü desteği mi?

Trump’ın ABD’si bugün her zamankinden çok daha fazla, iki şeye çok ihtiyaç duyuyor… Birincisi, düşman; ikincisi de savaş…

Sırada kim var? İran… Ya sonra… Düzenli orduya dönüştürülen PYD/PKK terör örgütü ve İdlib’teki El Kaide türevi radikal unsurlar… Doğu Akdeniz’deki enerji savaşları ve olası İran iç çatışmasının Türkiye’ye yansımaları… Ve, küresel topuz olarak sallanan S-400 sistemi…

Özetle, “Tarih ulusların tarlasıdır. Her ulus bu tarlaya ne ekerse, gelecekte onu biçer.”

¨Taktik olmadan strateji, zafere giden en yavaş yoldur. Strateji olmadan taktik, yenilgi öncesi yapılan gürültüdür.¨ demişti Sun Tzu… 2.500 yıl önce… Hala geçerli temel prensip…

(1) http://www.hurriyet.com.tr/dunya/suriyede-cozum-icin-tek-yol-siyasi-surec-41236259 , 6 Haziran 2019.

(2) Jürgen Elsasser, Batılı Gizli Servislerden IŞİD’e Giden Yol, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2015.

(3) Jürgen Elsasser, Batılı Gizli Servislerden IŞİD’e Giden Yol, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2015.