Strateji, önceden belirlenen bir amaca veya hedefe ulaşmak için kullanılan yollardır.  “Jeopolitik” ise stratejinin coğrafyaya uygulanmasıdır.  Başka bir değimle,  “Jeopolitik”, ülke coğrafyasını dünya politikasında kullanma sanatıdır. Ülkenin coğrafyası, jeopolitiğin değişmez unsurudur.  

Türkiye’nin Jeopolitik konumu, dış politikanın belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Özellikle Soğuk Savaş döneminde, dünya olaylarının Balkanlar-Ortadoğu ve Kafkaslar üçgeninde yoğunlaşması, Türkiye’nin jeopolitik değerini ön plana çıkarmış ve dış politika buna göre belirlenmiştir.

Türkiye’nin Jeopolitik önemi günümüzde de sürmektedir. Türkiye, ikinci dünya savaşı sonrası dönemde, dış politikada “jeopolitik üstünlüğü” zaman zaman bir koz olarak kullanabilmiştir.

Ülkenin dünyadaki “Jeopolitik önemi”, iç politikadaki gelişmeler ve dış politikadaki tutumlada doğrudan ilintilidir.

Orta Doğu’da, özellikle Suriye, Irak ve İran’da ortaya çıkan tablo karmaşık bir sorunlar yumağı görünümünde. Türkiye’nin komşuları değişmiştir; yeni ve uzun dönem güney komşuları artık ABD ve Rusya. PYD/PKK terör örgütü de, 450-500 kilometrelik Suriye sınırında ABD’nin desteğiyle Türkiye’nin komşusu yapıldı.

Gelinen aşamada, Türkiye iki cephede mücadeleye zorlanıyor. Suriye’de ve Doğu Akdeniz’de…

Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) dışlanarak paylaşılmak istenmektedir. ABD, İsrail, Fransa, İtalya, Mısır ve Katar’ınpetrol/gaz arama şirketleri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle (GKRY) anlaşma yaparak Türkiye’nin arzu etmediği cephede yer aldılar.

ABD, Suriye’de PYD/PKK’yı desteklerken; Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin yetki alanlarını yok sayarak Yunanistan ve GKRY’nin yanında yer almayı tercih etmekte. Hem Suriye’de hem de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı politikalar izlemekte. 2019 yılında, Doğu Akdeniz’de enerji savaşının ve güç mücadelesinin şiddetlenerek devam edeceği bir sır değil.

Türkiye iki cephede mücadeleye zorlanıyor. Birinci cephe, Suriye’de Fırat’ın doğusu; ABD ile karşı karşıya kalacak. İkinci cephe Doğu Akdeniz; ABD, Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır’la karşı karşıya kalma olasılığı var.

2019 yılında iki cephede mücadeleye zorlanan Türkiye, Rusya’dan alacağı S-400 Hava Savunma Sistemi nedeniyle, ABD ve Rusya arasında bir seçim yapma zorunda kalabilir mi? Göreceğiz… 2019’un sonbaharında S-400’ü teslim alma aşamasında, Türkiye’nin ABD ve NATO’yla olan gerginliğinin tırmanacağı da beklenmeli.

ABD Dış Politika Uzmanı, Samuel Huntingon 1997’de: “Amerika birliğini, bütünlüğünü korumak için, bugün düşmana diğer ülkelerden daha çok ihtiyaç duyuyor.” demişti. Şimdi ise ABD Başkanı Trump’ın, düşmana ve savaşa her dönemkinden çok daha fazla ihtiyacı var. Savaş için para, para için savaş…

1922’de, İngiltere Dışişleri Bakanı olan Lord Curzon, “Ülkeler, üzerinde dünya egemenliği için büyük oyunların oynandığı satranç tahtası gibidir.” demişti. “Tarih tekerrürden ibarettir¨ derler. Çok doğru söylemişler…

Tehdit üreten bu coğrafyada, iki cepheye zorlanan Türkiye, satranç taşlarını ulusal çıkarlarını koruyacak şekilde, stratejik öngörünün etkin olduğu bir politikayla yürütebilecek mi?

¨Hedef stratejinin anahtarıdır. Mantıklı ve tutarlı olmayan hedeflere hiçbir strateji ile ulaşılamaz.¨ Dünya savaş tarihinin en geçerli hükmü…

Barış masasında varlığımı ortaya koyabilmem için birkaç bin ölüye ihtiyacım var.”demişti Mussolini, ta 1940’ta…  

Bu coğrafyada, ABD ve diğer aktörler, Mussolini’nin bu sözünü sahiplenmiş durumda… Hem de onu kıskandıracak kadar…