Güneştekin’in “Gavur Mahallesi” ve İzmir’deki Yaşar Kemal Rüzgarı

Hatırlama, unutma ve belleğin derinliği… Sergi, cesur da bir yerde. Estetik ve tepki-ajite bir arada… Bu da serginin bir başka boyutu diyebilirim.

Geçenlerde Ahmet Güneştekin’in İzmir’deki adını Diyarbakırlı Ermeni yazar Margosyan’ın romanından alan “Gavur Mahallesi” sergisini nihayet gezme fırsatı buldum. Daha doğrusu, Güneştekin’in sergisinin olduğu Kültürpark’taki Atlas Pavyonu’nda bir de söyleşi yapacağını öğrenince denk getirdim. Hemen belirteyim; küratörlüğünü Şener Özmen’in üstlendiği sergi 5 Mart’a kadar açık. Görkemli bir şölen atmosferindeki bu cesur sergiyi kaçırmayın. Sergide büyük boyutlu enstalasyonlar, taşla tamamlanan metal formlardan oluşan heykeller ve videolar yer alıyor.  Sergiyi ikinci bir kez daha gezmek istiyorum kapanmadan.

Güneştekin ile ilk defa yüz yüze de karşılaşmış olduk. Söyleşi öncesinde kısa da olsa sohbet etme imkanı oldu. Kürasyonunun birikim, dönüşüm, yıkıntı, günlük malzemelerin ve parçaların yeniden örgütlenmesini anlattığını; bu sergiyle özellikle geçmişi taşıyan nesnelerle göç kültürü üzerine karmaşık ilişki ağını estetize ettiğini düşünüyor.

Hatırlama, unutma ve belleğin derinliği… Sergi, cesur da bir yerde. Estetik ve tepki-ajite bir arada… Bu da serginin bir başka boyutu diyebilirim.

Söyleşiyi Yaşar Kemal’in Çukurova toprağından Selçuk Ramazanoğlu modere etti. Dinleyenler arasında sergiye ev sahipliği yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de vardı. Söyleşi alanı hınca hınç, salkım saçak doluydu. Şu kadarını söyleyeyim; böylesi bir sergi söyleşisi için olağanüstü bir kitle vardı ressamın karşısında. İzmir’de bu tip üst düzey sanat aksiyonlarına çok gereksinim var. İzmir, bu düzeyde sanat kültür aksiyonlarını hak ediyor. Sanata ve kültüre çok önem veren Soyer’in sadece kent ölçeğinde değil, ülke ve dünya ölçeğinde böylesi etkinliklere imza atmasını bekleyenlerdenim. İzmir artık bu alanda da kabuğunu kırmalı, vizyoner aksiyonlara yönelmeli diye düşünüyorum.

Güneştekin, söyleşide “göç” teması üzerinden ve yönettiği bir belgesel ve 6 kısa film üzerinden konuştu. Yurtlarından edildikleri için köksüz kalan insanların hikayesi Yaşar Kemal’in dörtlemesi “Ada Hikayesi” üzerinden ele alındı. Sorular da bu bağlamdaydı. Zaten sergideki başlıca figürlerden olan kayık ve bavullar da göçü anlatıyor, simgeliyordu. En önde ise Güneştekin’in “Renklerle Bir Yaşar Kemal Portresi” belgeseli vardı.

Yaşar Kemal’in eşi ve Yaşar Kemal Vakfı Başkanı Ayşe Semiha Baban Gökçeli de konuşmasında sözü Yaşar Kemal’e bıraktı adeta ondan pasajlar okuyarak. Yaşar Kemal’in şu seslenişinin altını çizmeliyim:

“Benim romanlarımı okuyanlar insanlığı aşağılayamasınlar, zulme işkenceye karşı olsunlar. İkiyüzlü insanlar utançlarından kimsenin yüzüne bakamasınlar. Benim romanlarımı okuyanlar insanın insanı sömürmesine savaşım versinler. Savaşa düşman, barışa dost olsunlar. Her koşulda, doğayı yok edenlere, çocuklarının, dünyanın geleceği için her koşulda savaşım versinler. Benim romanlarımı okuyanlar insana, doğaya sevgiyle dolu olsunlar.”

Yaşar Kemal ile baba-oğul gibi olduğunu anladığımız Güneştekin’in söyleşide konuşmalarından altını çizdiğim cümleler de şunlar oldu:

“Siz kök salmış ağacın gövdesini koparırsanız o gövde bir süre sonra çürüyüp gider. Mübadiller de tam olarak böyledir. Yaşar Kemal kitaplarında bunu bize anlatıyor. Bu serginin de burada olmasının nedeni Yaşar Kemal ve Ada Hikayeleri’dir.

“Kötünün içinde kin, nefret, kıskançlık, sahtekarlık, vicdansızlık vardır. İyi insanlar inanın bunu hissederler. Mübadeleyi yazan insan, oradaki kediyi, börtü böceği, atı, ineği, ağacı yazan insan iyi insandır.

“Ben Yaşar Kemal’in mirasçısıyım. Yaşar Kemal tanıdığım en cesur, en vicdanlı, en iyi insandı benim için. Bugün Yaşar Kemal için bir araya gelmemiz benim için unutulmayacak bir akşam oldu. İyi ki büyük usta Yaşar Kemal var.”

Bu arada İzmir’de Ahmet Güneştekin söyleşisi ve belgeselleri ile esmeye başlayan Yaşar Kemal rüzgarı devam edecek. Çünkü 2-3 Aralık günleri usta romancının binbir çiçekli bahçesi İzmirlilere kapılarını açacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Yaşar Kemal Vakfı’nca AASSM’de “Yaşar Kemal İle Binbir Çiçekli Bahçede” başlığıyla düzenlenecek sempozyum, usta yazarın anlatı dünyasındaki doğa ve insan öğelerine odaklanacak.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Yaşar Kemal Vakfı Başkanı Ayşe Semiha Baban Gökçeli’nin yanında sadece Türkiye değil dünya edebiyatına damgasını vurmuş usta yazarın edebiyatını yakından tanıyan Türkan Şoray, Ataol Behramoğlu, Buket Uzuner, Gürsel Korat, Feridun Andaç gibi sanatçıların, gazeteci, edebiyatçı ve akademisyenlerin katılacağı iki günlük sempozyum, “Yaşar Kemal ile Gazetecilik/Sanat ve Zanaat”, “Yaşar Kemal Anlatısında Toprağın Sesi, İnsanın Rengi”, “Yaşar Kemal Anlatılarında Doğanın Doğası”, “Yaşar Kemal ile Edebiyatta Dünden Yarına” gibi oturumlardan oluşacak. Sempozyuma katılanlar arasında usta yazarın ABD ve İsviçre’den de yayıncısı ve bir eserinin bestecisi de bulunuyor.

“İnce Memed” ile adını duyduğum ve neredeyse herkesin de duyduğu Yaşar Kemal’i ilk olarak 1974’te lise ikinci sınıftayken tanımış, daha doğrusu Şişli’den Gedikpaşa’da müdavimi olduğu kebapçıya özel olarak tanıştırılmak üzere götürülmüştüm. Götüren de ortaokul Türkçe ve lise edebiyat-kompozisyon öğretmenim olan, Yaşar Kemal’in arkadaşı Ali Çiçekli.  Ali Hoca, ona “Kör Yaşar” derdi. Sonradan basın çevrelerinde, muhabiri-röportajcısı olduğu Cumhuriyet ortamında da aynı şekilde hitap edildiğini duydum. Nedeni, bir gözünün kör olmasıydı. Renkli gözlüğü o yüzdendi. Fakat o bir gözüyle de olsa çok kimsenin iki gözüyle göremediğini görüyor olmalıydı ki onca ayrıntıyı röportajlarında, öykülerinde, romanlarında yakalayabiliyordu. “Göç” ise ailesinin zamanında Van’dan Çukurova’ya göçmesinden dolayı derinden etkilemişti kendisini.