Suudi Prensi Selman Ankara’da en üst düzeyde karşılandı ve ağırlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “başbakan yardımcısı” statüsündeki prensi “kral” gibi karşıladı; Selman için Beştepe’de devlet başkanları için uygulanan protokol uygulandı. Selman, giderken de “kral” gibi uçağının merdivenlerine kadar uğurladı. Malum, kendisi Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti bir süre önce.

Aynı Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Kaşıkçı cinayeti sonrasında en ağır ithamlarla muhatap edilmiş, yuvarlak olarak söylemek gerekirse bir katlin emrini veren, azmettirici olarak suçlanmıştı.

Sonra birden, nisan ayında Kaşıkçı cinayet dosyası Suudilerin isteğine uyularak Suudi Arabistan makamlarına iade edildi.

Hemen peşinen şunun altını çizeyim: Devletler arası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar esastır. Yine, devlet arasında ezeli düşmanlıklar da ebedi dostluklar da olmaz. Çıkarlarınıza göre bugün dost olduğunuzla yarın düşman, bugün düşman olduğunuzla yarın dost olabilirsiniz. 

180 DERECELİK DÖNÜŞ

İşte düne kadar aranızda soğuk rüzgarlar esen Suudilerle bugün dostluk rüzgarları esebiliyor. Zaten düşmanlarınızı azaltmak, dostlarınızı çoğaltmak ve böylelikle yalnızlık çemberini hayli kırmak iyi bir şeydir. Özellikle komşularınızla ve bölgenizdeki devletlerle iyi geçinmek daha da önemlidir. Türkiye laik bir devlet olmakla birlikte halkının neredeyse -azınlıklar dışında- tamamen Müslüman olduğu bir devlet ve bu bağlamda Müslüman dünya ile (ki, çoğu Araplar) ilişkilerinin iyi olması da önemli. Zaten Türkiye Batı’nın kuruluşlarının olduğu gibi İslam kuruluşlarının da içinde. Bu da doğal ve çok yönlü dış ilişkilerin, politikanın gereği.

Bu çerçevede bakıldığında Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin yumuşaması iyidir.

Ancak peki bu yumuşama neden çok tartışıldı ve yadırgandı?

Çünkü Erdoğan ilk başta topa çok sert girdi! En üst düzeyde topa bu kadar sert girmenin gereği var mıydı? Türkiye’nin Emniyet’i var, MİT’i var, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı varken bir cumhurbaşkanının Prens Selman’ı muhatap alıp Suudi Arabistan ile masayı devirmesi ne kadar doğruydu? Tabii sonradan da 180 derecelik bir dönüşle tam zıt pozisyon alınarak bu kadar “reverans” yapılınca ister istemez tartışma da olur yadırgama da...

ABD-SUUDİ ORTAK YAPIMI TUZAK

Dahası var... Maktul Kaşıkçı evlilik için önce ABD’de ilgili makamlara başvuruyor fakat adres olarak Türkiye gösteriliyor. Yani maktulün evlilik işlemleri ABD’de yapılsa gelip de İstanbul’da Suudilerin tuzağına düşmeyecek! Peki, bu trafiği CIA organize etmiş olabilir mi? ABD-Suudi makamları arasında bir koordinasyon söz konusu olabilir mi?

Ankara bu tuzakta faka basmış gözüküyor. Bunda maktulün nişanlısının Türk olmasının da rolü var. Belli ki Suudilerin Kaşıkçı ile bir sorunu var. Maktul, dünya çapında ünlü silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’nın yakını. Herhangi birisi değil. Tabii Suudilerin Türkiye’yi zor durumda bırakacak, küçük düşürecek şekilde İstanbul’un göbeğinde bir cinayet işlemesi ve maktulü gayriinsani usullerle yok etmesinin affedilir yanı yok!

ELİNİ ZAYIFLATAN BİR ANKARA

Ancak olan olmuş… Sonra istihbarat önleyici çalışmada gösteremediği başarıyı failleri bulmada göstermiş ancak failler bu arada elini kolunu sallaya sallaya çıkıp gitmiş ülkelerine! Kamera kayıtlarını izleyip kimin kim olduğunu bulmak, cinayetin nasıl işlendiğini çözmek, cesedin ne yapıldığını anlamak işin en kolay tarafı…

İşte yeniden başa dönelim bu noktada; ilk olarak en üst düzeyde ve sert şekilde topa girmeyecekti Ankara… Daha alt düzeyde tepkiler verilecekti. Suudilerin dosyayı istemesi beklenecekti. Bırakın onlar size yalvarıp yakarsın, bırakın pazarlıkta sizin eliniz güçlensin…

KAŞIKÇI DOSYASI KARŞILIĞINDA NE ALDIK?

Şimdi anlaşılıyor ki, Türkiye-S. Arabistan anlaştı. Neyin karşılığında? Mutlaka bir karşılığı vardır. Bunu zamanla göreceğiz. Kaşıkçı cinayetinin ardından “kan parası” isteyecek noktada ve tarafta değiliz, çünkü Kaşıkçı Suudi vatandaşı. Sadece cinayet Türk topraklarında işlenmiş. Bu da Türkiye’yi küçük düşürecek bir fiil. O zaman Suudiler dosya iadesinin karşılığını verecek ve bu iş kapanacak.

Fakat sadece bu değil… Suudiler Türkiye-Mısır yakınlaşmasını yakından izliyor ve kendi güvenliklerini de kolluyor. Enteresan olan, Prens Selman’ın Türkiye’yi ziyaretiyle beraber Kıbrıs Rum Yönetimini de ziyaret etmesi! Suudiler, Türkiye’ye karşı Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan kartını elinde tutmayı da bir yandan ihmal etmeme eğiliminde.

Şuna da değinmezsem olmaz; bilhassa İstanbul yabancı devletlerin kendi içlerindeki hesaplaşmasının alanı oldu bir süredir. İran, bu konuda önde geliyor. Daha geçen gün İsrail, başka bir devletin hedefi olacak diye de kendi vatandaşlarını apar topar kaçırmadı mı?  

DİPLOMASİ NİÇİN VAR?

En önemli cümleleri en sona bıraktım. Demek istediğim, “diplomasi” diye bir şey var. Devletler arasındaki ciddi sorunlarda, önemli ya da önemsiz her sorunda diplomasiye başvurmak gerekir. Dışişleri Bakanlığı’ndaki müktesebattan yararlanmak gerekir.  Cumhurbaşkanları, yürütme bir devletle sorun oluştuğunda hemen hem de en üst perdeden topa girmez. Usuletle ve suhuletle hareket etmek gerekir ki sonradan tükürdüğünüzü yalamayasınız.