Uluç Gürkan, yılların gazetecisi ve siyasetçisi... Yolumuz üstatla ilk kez Gerçek Gündem'de kesişmiş oldu. 

Tabiî bu yazının asıl konusu Deniz'ler; onların idamının 50. yılı. Fakat konuya farklı bir şekilde girmek istedim. 

×××

Peki Uluç Gürkan gazetecilik serüvenine nasıl başlamıştı? Bunu "Yön'ün Devrimi Devrim'in Yönü" kitabımda (Cumhuriyet Kitapları, 2008) aktarmıştım; buna göre, Deniz Gezmiş Uluç Gürkan'ı Doğan Avcıoğlu'nun çıkarma hazırlıkları yaptığı Devrim gazetesi bürosuna götürerek tanıştıran isimdir. Gürkan, yıllar sonra bu tanışmayı Işık Kansu'ya verdiği röportajda şöyle anlatacaktır:

"Deniz kendisini 'Marksist Kemalist' olarak tanımlardı. Bana da 'Sen sol Kemalistsin' derdi. Deniz'in bir sözü hep kulaklarımda çınlar: 'Biz Marksistler, sol Kemalist olarak Doğan Avcıoğlu'nu çok severiz.'

Bir gün Deniz beni Devrim gazetesi için tutulmuş olan büroya götürdü. Gazete henüz çıkmıyordu. Büroda Hasan Cemal vardı. Avcıoğlu'na birlikte çalışmak istediğimi söyledim. Kabul etti."

DENİZ, DEVRİM'İN 2. SAYISINDA HABER OLUYOR.

Uluç Gürkan'ın Hasan Cemal ile birlikte dönüşümlü yazı işleri müdürlüğü yaptığı Devrim'in 2. sayısında Deniz Gezmiş'in haber olduğunu görüyoruz. Yön'ün Devrimi Devrim'in Yönü'nde o habere şöyle yer vermiştim:

"Bu sayıdaki kısa haberlerden birisi dönemin devrimci gençlik liderlerinden Deniz Gezmiş'in yargılanmasıyla ilgili. Habere ek olarak, Deniz'in Der Speigel'de çıkan bir fotoğrafının da kullanıldığı görülüyor. Haberde, Deniz'in gazetecilere söylediği şu söze de yer verilmiş:

'Türkiye’de bütün engelleri yıkıp Kemalist devrimi tamamlayacağız. İşbirlikçi kapitalistler Amerika'nın safındaysa, biz de Mustafa Kemal ordusunun cephesindeyiz.'"

GERİLLA KIYAFETİYLE DEVRİM BÜROSUNDAKİ DENİZ 

Hasan Cemal de söz konusu kitabımda alıntıladığım, kaleme aldığı anılarında Deniz'in Devrim bürosuna yaptığı bir ziyareti şöyle anlatmaktadır:

"1970 yılı olmalı. Bir gün Devrim'in bürosuna Filistin gerillası kıyafetiyle, daha doğrusu Filistin Kurtuluş Örgütü gerillalarının giydiği üniformayla gelmişti. Yeşil parkası, ona uygun haki renkte, iki yanı cepli pantolonu, uzun konçlu lastik botlarıyla... 

Uzun boylu, yakışıklı, aslan gibi bir gençti. Güleryüzlü, etkileyici bir havası vardı. (...) Deniz Gezmiş, Devrim'deki sohbetimizde Uluç Gürkan ve benimle kafa bulmuştu. Alaylı bir dille, 'Marksist cunta ne zaman iktidara gelecek, daha ne kadar bekleyeceğiz?' diye sormuştu."

O zamanlar Türkiye’den devrimci gençler illegal yollardan Filistin'e geçerek FKÖ saflarında İsrail'e karşı savaşmaktadır. Deniz de bu bağlamda Filistin'e gidip gelmiştir. Gerilla kıyafetinin hikmeti budur. 

68'İN GÜZEL GENÇLERİ 

Şimdi konunun orta yerine gelebiliriz... Deniz ⁷Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilişinin üzerinden 50 yıl, yarım yüzyıl geçti. Üç Fidan 6 Mayıs 1972'de idam edildiğinde orta 2'deydim ve iki yıl okuduğum orta 1'in ilk yılında 68'in, Deniz'lerin çıkışının rüzgarıyla ilk orta okul boykotunu yapmış ve bedelini sınıfta bırakılarak ödemiştik. Deniz'lerin arkadaşlarıyla ikinci eylemimiz ise bir parkın kurtarılması, kaçak binanın engellenmesiydi. 12 Mart dönemiyle de bazı öğretmenlerimizin tutuklanmasıyla tanışmış, 1973'te lise 1'e geldiğimizde ise gözümüzü iyice açarak daha bilinçli bir şekilde Deniz'lerin açtığı yoldan yürümeye başlamıştık. 

Bu yürüyüş şöyle ya da böyle hala sürüyor. Kuşaktan kuşağa geçerek...

Bu yürüyüşün en duygusal yanlarından biri ise Deniz'lerin mücadele arkadaşlarıyla, ağabeyi Bora Gezmiş ile birlikte yıllar sonra 68'liler Birliği Vakfı'nda Danışma Kurulu’nda ve bir dönem de Yönetim Kurulu'nda görev yapmaktı. 

Deniz'ler 68'in güzel gençleri, güzel insanlarıydı. Romantik devrimcileriydi. Onlar bir ağıtın tarif ettiği gibi "iyiydi, mertti, kaya gibi sert"ti. 

Deniz'lerin idamından yarım yüzyıl geçtikten sonra onlardan kalan nedir diye şöyle bir düşündüğümde, görüyorum ki eşitlik, özgürlük, kardeşlik idealleri var... Türkiye’nin bağımsızlığı davası var... Türk devriminin derinleştirilmesi, ilerletilmesi mücadelesi var... Sosyalizm ideali var...

Daha ne olsun,  68'in sönmeyen ateşi var... 

Üç Fidan'ın yaşamdan insanlık dışı bir şekilde koparılmasının 50. yılında anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Ve diyorum ki, "Deniz olunmalı..."