1. Hesapları bloke edilmiş Nesin Vakfı’na ait Matematik Köyü’nün bu sefer de 40 dönüm zeytinliği yakıldı. Neler oluyor?

A. Türkiye bir hukuk devletidir. Bekleyip göreceğiz.

B. Ali Nesin yetmez ama evetçidir. Her şeyi haketmiştir.

C. Memleket bir olup Matematik Köyü’nü korumalıdır.

Bakınız yargı süreci devam ediyor. Kundakçı olduğu söylenen insan serbest bırakıldı sadece. Maldiv Adaları’na tatile gönderilmedi. Yargı süreci tamamlansın hele. Bu ne sabırsızlık? Keza Nesin Vakfı’nın usulsüz bağış topladığı söyleniyor. Elbette hesaplarına bloke konacak. Sayın bakalım isim isim mütevelli heyetinde kimler var? Bakın sayamıyorsunuz bile. Adlarını bile bilmediğiniz o vakıf yöneticilerinin hesaplardaki paraları çekip Maldiv Adaları’nda meyve kokteyline yatırmayacaklarını nereden biliyorsunuz?

Elbette A

 

Ben bizzat ekmek için Ekmeleddin’e veya İnce’ye oy vererek memleketin başına geçirmeye çalışmış olabilirim. Veya Sarıgül’ü İstanbul’un. Ben bütün seçimlerde yanlış oy verebilirim. Ama Ali Nesin matematikçidir. Matematik yanılmaz. Matematik Ali Nesin’e apaçık bir şekilde benim istediğim oyu vermesini söylüyorken o gitti evet dedi. O referanduma evet diyenler değil, yetmez ama evet diyenler yüzünden olmuştur her şey. Mustafa Ceceli’nin yeni albüm yapabilmesi, 850’li hat tacizleri, maymun çiçeği, akrep böceği, deng humması bunlar anlayana tesadüf değil… (Bakın üç nokta ile bitirdim anlayana dedim. Daha ne diyeyim?) Hepsi YAE yüzünden.

Elbette B

 

 

Matematik Köyü’nü şöyle bir gezmiş, boşverin gezmeyi fotoğraflarına bakmış birisi bu olan bitene öfkelenmiyorsa güzel şeyleri sevmeyen birisidir. Köy, devlete rağmen Nesin Vakfı tarafından yapılmıştır. O köyden geçen binlerce öğrencinin hayatı değişmiştir. Matematik Köyü tek başına bu ülkede ne kadar güzel şeyler yapılabileceğinin kanıtıdır. Her normal insana düşen Matematik Köyü’ne (festivallere, bilime, hayat tarzına dokundurmayanlara, sivil teşebbüslere) destek olmaktır.

Elbette C

2. Zeytinli Rock Festivali Burhaniye Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Ne diyorsunuz?

A. Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz. İyi oldu.

B. Herkesin hayatına kimse karışamaz. Korkunç bir şey.

C. Çay 4 dakikada demlenir.

Türkiye’nin %97,93’ü ne? Müslüman. İslam ne diyor? İçki içemezsiniz. İslam bunu sadece Müslümanlara söylemiyor. İslam bunu ortaya söylüyor. Hadi içkiyi geçtik. Türkiye’nin %96,785’i müzik olarak ne dinliyor? Sinan Akçıl filan. Festivalde ne çalacak? Mor ve Ötesi filan. O Harun Tekin’i görmediniz mi hiç? Düpedüz solcu herif. Arkadaşlar geleneksel olarak bu ülke rock sevmez, sağcıdır ve çay içer. Öbür türlüsü milli değerlerimize dokundurur. Son rock festivalinde civar mahallelerin %63,967’si dinden %82,583’ü bayraktan çıkmış. Bunları ben mi öğreteceğim size?

Elbette A

 

Hukuk temel olarak basit bir şeydir. Kimseye zarar vermedikçe her şey serbesttir. Mesela birisi burnundan çıkardıklarıyla yaptığı heykele danışmadan sokağa çıkmayabilir. Sana ne? Öbürü rakı sofrasında memleket kurtarır. Sana ne? Kenardaki mini etek giyer, şuradaki çarşafla gezer, beriki rock dinler. Ben İsmail Türüt dinleyen insanlar BİLE gördüm inanabiliyor musunuz? Bana ne? İster içki içer rock dinlerim istersem Fatih Terim İngilizcesiyle boza içerim kime ne? Ayrıca bugün hayat tarzına karıştırtan yarın sokağa çıkamaz hale gelir. Ve müstahak olur buna.

Elbette B

 

Arkadaşlar bu “demini alsın”, “dibine çöksün” filan gibi laflar müthiş bir hataya tekabül ediyor. Bütün bir memleket çayı yanlış demliyoruz. Ayrıca yanlış yetiştiriyoruz. Dünyanın en büyük çay üreticilerinden birisiyiz. Ama bizim çayımızı dünyada kimse beğenmiyor. Açık ara kişi başına en çok çay içen ülkesiyiz. Ama kimse bizim gibi demlemiyor çayı. Dört hadi bilemedin beş dakika demliyorlar. Bizimkine dünyada çay demleme değil çay haşlama deniyor. Bu devirde hayat tarzı filan konu bile olmamalıdır. Aslolan çaydır.

Elbette C

 

3. Ulusalcılar neden artık AKP’yi destekliyor ya da AKP’li oluyor?

A. Ulusalcılar AKP’li olmadı. AKP ulusalcı oldu.

B. Ulusalcılar AKP’li olmuyor. Kuyruklu yalan bu.

C. Dünya düzdür. Aşı ağaca yapılır.

Ulusalcılar bir partiye değil bir zihniyete karşıdır. Ulusalcılar bir partiyi değil bir zihniyeti tutarlar. Ulusalcılar AKP’ye değil çözüm sürecine, komşularla sıfır soruna, Tunceli’ye Dersim denmesine filan karşıydı. Şimdi bütün bunlara AKP de karşı. Demek ki AKP’li olan ulusalcılar değildir. Ulusalcı olan AKP’dir. Üstelik CHP’de Sezgin Tanrıkulu, Canan Kaftancıoğlu filan gibi korkunç ve muhtemelen ellerinde altışar parmak olan acayip isimler var şimdi.

Elbette A

 

Bana Nihat Genç AKP’li oldu dedirtemezsiniz. Beni çetin ceviz kabuğunun AKP için kırıldığına inandıramazsınız. Ulusalcılar durmuş saat gibi aynı şeyleri söyleyen insanlardır. Bazan bazıları başka bazılarıyla aynı şeye denk geliyor olabilir. Bu onların o şeye temayül ettiği anlamına gelmez. Şu kadarını söyleyip çenenizi kapatayım: Ulusalcı dediğin insan rakı içer. AKP rakı içer mi? İçmez. Demek ki ulusalcı AKP’li olamaz. 

Elbette B

 

Bedford Level deneyini biliyor musunuz? Elbette bilmiyorsunuz. Hem cahilsiniz hem çeneniz düşük. Dünyanın düzlüğünü ispatlar bu deney. Kendi başınıza da ispatlayabilirsiniz. Bir arkadaş bulun. Düz bir yolda vedalaşın. Arkadaşınız gitsin. Gitti gitti gitti. Hala gidiyor mu? Gidiyor. Görüyor musunuz onu hala? Evet. Hani dünya yuvarlaktı? Arkadaşınıza söyleyin fazla gitmesin ama. Dünyanın sonuna gelirse düşer. Aşı da böyle. Turunca yapın bergamut olsun. Kendinize yaparsanız Bill Gates’e küçük data paketçikleri halinde ilginç hayatınız akar.

Elbette C

4. Özgür Demirtaş “Allahım biz ne güzel bir çocukluk geçirdik. Kimin Kürt, Kimin Türk, Kimin Sünni, Kimin Alevi olduğunu bilmezdik. Biz ne güzel bir çocukluk geçirdik, çok özlüyorum çok.” diyerek gündem oldu. Haklı mı?

A. Çok haklı. Ne günlerdi.

B. Demirtaş çocukluğunu Hollanda’da geçirmiş.

C. Niyet bugünkü ayrımcılığa vurgu. Haklılık önemsiz.

Biz çocukken Sana yağı vardı, ayrımcılık yoktu. Bir tek kişi bile öbürüne “Kardeş memleket neresi?” diye sorsa dayak yerdi. Kürt ayrımcılığı asla yoktu. Çünkü o yıllarda Kürt yoktu. Bu gördüğünüz Kürtler hep Demirtaş’ın üniversite yaşlarında ortaya çıktı. Alevi ise mesela “saman alevi” gibi tamlamalarda ikinci kelime olabilirdi. Aile içinde olanlar aile içinde, Diyarbakır Cezaevi’nde olanlar Diyarbakır Cezaevi’nde kalırdı. Bir keresinde BBC Kürt belgeseli çekecekti. Sordu soruşturdu tek bir Kürt bulamadı. Çünkü kimse kim Kürt bilmiyordu. Kürtler bile aralarında “Yahu Mizgin, yoksa Kürt müyüz biz? Bilmediğim bir dille konuşuyorum da bazan. Hiç bilmiyorum vallahi Jinda. Kimse bilmiyor” diye konuşurlardı.

 Elbette A

 

Demirtaş çocukluğunda kimin Kürt kimin Alevi olduğunu bilmezdi. Çünkü Hollanda’da yaşadığı mahallede Kürt, Alevi, Sunni yaşamıyordu. İnsanların adı Tess, Anna, Daan, Aart filan gibi ikisi aynı toplam 4 harfli isimlerdi. Bir tane bile Şeyhmus, Rojda yoktu. Bir kimse bile “Ali sevilmez mi hey hey / deli misin sen? / Yoksa hünkar Hacı Bektaş / Veli misin sen?” şarkısı söylemezdi. Arif ve Sağ kelimeleri duyulmamıştı bile. Varsa yoksa Urban Dance Squad.

Tabiatıyla B

 

Sen aklınca dalga mı geçiyorsun? Şu yaptığın şeye mizah deyip gülenin aklını karışlarım. Demirtaş o yıllardaki hoşgörüye referans vermek istiyor sadece. İnsanların bir arada ve mutluluk içinde yaşadıkları o zamanları özlüyor. Biraz nostalji ile hoşça vakit geçiriyor. Yoksa o da biliyor o yıllarda bazı dağ Türklerinin karda yürürken kart kurt diye ses çıkardıklarını ve onlara kısıtlı çevrelerde bütünüyle yanlışlık eseri Kürt dendiğini.

Hiç kuşku yok ki C

 

5. Sigara bırakmak mı daha zordur kilo vermek mi?

A. Sigarayı bırakmak.

B. Kilo vermek.

C. Eşit.

Sigara, fiziksel bir bağımlılıktır. Yemek ise sıradan, herkese ait bir zorunluluktur. Bırakmanız teklif dahi edilemez. Problem yemenizde değil çok yemenizdedir. Sigara ise ya vardır ya yok. Sigara bırakmak o güne kadar sizinle olan bir parçanızı bırakmaya benzer. Bir daha dokunmayacaksınızdır ona. Bütünüyle ayrılacak, unutacaksınızdır. Ayrıca sigara bırakmak asla sadece sigara bırakmak demek değildir. Sigara içen kendinizi bırakmak ve sigara içmeyen güncel bir versiyonunuzla tanışmak demektir. Zayıflayan birisi ise hala o birisidir. Sevmediği kilolardan kurtulmuş mutlu birisidir. Sigara bırakmış birisi ise hiç unutmayacağı bir parçasını kaybetmiş eksik birisidir.

Elbette A

 

Sigarayı bırakmak için yapılacak hareket biriciktir. Sadece sigara içmeyerek sigara bırakılır. Sigara bırakan sigarayı düşünmemeye çalışır. Kilo veren ise yemek düşünmek zorundadır. Sürekli hesap yaparak hem de. Çünkü hem yemek hem yememek zorunludur. İnsanın bütün zamanını işgal eder. Şundan o kadar şu zaman, bundan bugün ye yarın yeme karman çorman işler. Bu yüzden kilo verenlerin sofistike diyetler yerine günün belli bir bölümünde yememek veya belli yiyecek gruplarını bütünüyle bırakmak ve hazır menülerden uzak durmak gibi “konuyu daha az karışık kılmaya ve daha az düşünmeye dönük” yöntemler önerilmektedir. 

Muhakkak ki B

 

Bağımlılık; bir şeyin ruhsal, fiziksel ya da sosyal sorunlara yol açmasına rağmen o şeyden uzaklaşamak demektir. Kronik bir beyin hastalığıdır. Yemek, sigara, içki, kumar, bir siyasi parti, takım veya sevgiliniz fark etmez. Bağlıysanız bırakmanız zordur. Duruma, kişiye ve bağımlılık derecesine göre değişen hassas konular bunlar. Her bir insan için ayrı bir vak’a. Bazısı için yemek, bazısı için sigara. İkisini birden bırakmak zorunda olanlar ne yapsın hem? Öyle gazete köşelerinde küçümsemeye gelmez. 

C diyorsam C

 

 

Metin Solmaz

1969’da doğdu, Ankara’da büyüdü. 1990’larda dört sene Ankara Radyo Arkadaş’ta radyoculuk yaptı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerinde yazıyor. siberalem.com, idefix.com, Anason İşleri ve Overteam New Media kurucularındandır. Kitapları: Kenardaki Milyonerler (1992, Korsan), Rock Sözlüğü (1994, Pan) Türkiye’de Pop Müzik (1996, Pan), Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı (2015, Ağaçkakan), Erken Adam Hikayeleri (2016, Pan), 100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali (Hazırlayan, 2016, Ağaçkakan), Mehmet Teoman - Anılar saçılmış odaya, her yere (2021, Anason İşleri Kitapları).