Sofranızı Kim Koruyor?

Sofranıza gelen gıdanın güvenli olmasından kim sorumlu? Kağıt üzerinde cevap belli: Tarım ve Orman Bakanlığı. Kayıt dışı üretimle de gıda güvenliğine aykırı üretimle de mücadele etmesi gereken devlet kurumu bu. Bakanlık mücadele etmiyor. İnsan sağlığını tehlikeye atan, gıda güvenliğine aykırı üretimi görmezden geliyor. Kayıt dışı üretimiyse arka planda destekliyor.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

AB’nin Gıda Hibeleri Nereye Gidiyor?

Baştan alayım. Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda Bakanlığın en temelde yapması gereken iki iş var. Biri, Türkiye'deki gıda işletmelerini gıda güvenliği bakımından en azından Avrupa Birliği'nin taban seviyesine getirmek. Öteki, Ulusal Gıda ve Beslenme Stratejisi'ni hazırlamak, yani gıda güvenliğinde ülkeye bir yol haritası çizmek. Gel gör ki bu iki iş yıllardır bekliyor. Bakanlık ikisine de elini sürmüyor.

Üstelik Avrupa Birliği bu ilerleme için hibe veriyor. Hibe, geri ödemesi olmayan destek demek. Bu hibeleri, bu iki iş yapılsın diye de sağlıyor. Bir heyet de düzenli aralıklarla Türkiye'ye gelip gıda işletmelerini yerinde denetliyor. Size o günü anlatayım. Heyet yolda. Peki Bakanlık ne yapıyor? Ülkede gezilebilecek en iyi gıda işletmelerini seçiyor. Bir de bu işletmelere önceden haber veriyor. Denetim böylece sorunsuz geçiyor. Ama Avrupa Birliği ne olup bittiğinin farkında.

Onca maskeleme, güzellemelerle dolu raporlar, denetimlere yönelik allı pullu tanıtımları sosyal medyada ortaya çıkan gıda ifşaları kaldırıp çöpe atıyor. Gerçekler ortaya saçılıyor.

Bakanlık Kayıt Dışı Gıdayı Denetlemiyor

Bakanlık bunların çoğunun farkında. Kimin kayıt dışı, yani izinsiz gıda üretip sosyal medyadan sattığını da biliyor. Bu üreticilere yol gösteriyor, takıldıkları yerde sorularını yanıtlıyor, kimi zaman yerinde inceliyor. Amaç, bir süre sonra gerekli izinleri alabilecek duruma gelmeleri. Gıda güvenliğine aykırı üretim yapan sermaye sahipleriniyse ifşa olana kadar görmezden geliyor.

Bakanlık, yasaları uygulayıp tüm yurttaşlara fırsat eşitliği yaratmayı hedeflemiyor. Yurttaşın gıda hakkını korumayı da hedeflemiyor. Dahası var. Bugün gıda işletmelerinde mesleki personelin, bu işin eğitimini almış kişilerin çalışması zorunlu. Bakanlık bu alandaki yasaları iyileştireceğine, gıda politikalarını geliştireceğine bu zorunluluğu kaldırmayı amaçlıyor. Ki bu zorunluluğun süregelen bir dava nedeniyle yürütmesi durdurulmuş durumda.

Toparlayayım, çünkü şimdi bu yazının en tuhaf cümlesini kuracağım: Temel görevi gıda güvenliğini sağlamak ve yurttaşın gıda hakkını korumak olan kurum, gıda güvenliğini kendisi ihlal ediyor. Evet, doğru okudunuz. Kapıyı beklemesi gereken, kapıyı açık bırakıyor. Hal böyle olunca sermaye sahipleri de Bakanlık’ın yolundan gidiyor. Ülke çapında bir gıda güvenliği kültürü, yani önce güvenli gıdayı gözeten ortak bir anlayış bir türlü oluşmuyor. Kimse yaptığının sonucunu düşünmüyor, neye yol açabileceğini fark etmiyor.

Türkiye'nin bu zihniyetle gıda alanında ilerleyebileceği bir nokta yok. Gıda politikası kurmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Yurttaş daha çok zarar görüyor. Bu yazıda yurttaş dediğim kişi uzaktaki biri değil. Korunmayan sofra sizin sofranız, korunmayan hak sizin hakkınız.