Otellerde ve Restoranlarda Gıda Zehirlenmesi Riski: Hayatınız Kimlere Emanet?
“Gıda mühendisleri delidir” derler. Sanki durmadan sorun çıkarıyormuşuz gibi gösterirler. Hep en kötü ihtimalleri düşünmemizi eleştirirler...
“Gıda mühendisleri delidir” derler. Sanki durmadan sorun çıkarıyormuşuz gibi gösterirler. Hep en kötü ihtimalleri düşünmemizi eleştirirler. “Bunlar hep masraf çıkartır, yaşanmayacak şeylerin başımıza geleceğini söylerler” diye konuşurlar. Tarım ve Orman Bakanlığı da bizi pek ciddiye almaz. Görevlerimizi, bu işin eğitimini almamış ama liyakatli denilen başka meslek gruplarına dağıtır.
Oysa, halkımızın sağlığını ve güvenliğini şansa bırakamayacağımızı biliyoruz. İhmalin bedelinin, insan canıyla ödendiği bir coğrafyadayız.
Bir Kumpir Yüzünden Ölmek: İhmalin Anatomisi
Ne yazık ki mevcut düzenlemeler, hayatımızı riske atabilecek büyük boşluklar barındırıyor. Belli bir kapasitenin altındaki gıda işletmeleri veya küçük ölçekli oteller, gıda bilimi konusunda eğitim almış teknik bir uzman çalıştırmak zorunda değil. Yani yediğimiz yemeğin, konakladığımız otelin mutfak güvenliği, tamamen inisiyatife bırakılmış durumda.
Daha da vahimi, uzman bulundurma zorunluluğu olan işletmelerde dahi liyakat sorunuyla karşı karşıyayız. Mevzuatımız, gıda bilimiyle doğrudan ilgisi olmayan meslek gruplarını da yetkin kabul edebiliyor. Orman mühendisliğinden farklı disiplinlere kadar, gıda güvenliği eğitimi almamış kadrolarla halk sağlığı korunmaya çalışılıyor. Çünkü sermaye sahibine masraf açıyoruz.
Bir tatil gününde, kendimize vakit ayırmak için gittiğimiz bir otelin restoranında çıkabilecek bir yangını ya da basit sandığımız bir yemeğin bizi zehirleyebileceği ihtimalini düşünmek istemeyiz. Ancak bu riskler, olmaz denilen anlarda kapımızı çalar. İşte tam da bu olmaz denilen ihtimalleri ortadan kaldırmak için varız. Havalandırma bacalarının temizliğinden, gözle görülmeyen mikroplarla savaşa kadar her detay, bizim için bir insan hakları savunmasıyla aynı.
Gıda Güvenliğinde 'Görünmez Kahramanlar' Neden Yok Sayılıyor?
Ancak sistem, yükü taşıyamayacak kadar zayıf kurgulanmış. Yüzlerce kişinin konakladığı, 7 gün 24 saat hizmet veren devasa tesislerde bile bazen sadece tek bir teknik personelin bulunması yeterli görülüyor. O tek kişi bir süper kahraman sanılıyor. Uyumayan, yemek yemeyen, dinlenmeyen ve her saniye iş yerinde bulunan biri. Yüzlerce çalışanın olduğu, üç vardiya dönen işletmelerde de durum aynı. Çünkü bu göreve ödenen maaş sermaye sahiplerine göre gereksizce ödenen bir para.
Bu, sürdürülebilir bir gıda politikası değil, davetiye çıkarılan bir felaket senaryosu.
Olmaz ya, olur da yediği kumpir yüzünden bir yurttaşımız hayatını kaybederse ya da bir restorandan çıkan yangın içindekilerle birlikte bir oteli kül ederse, Tarım ve Orman Bakanlığı sessizliğe bürünür. Tepkiler yükselince de kendi ihmalini başkalarına yükler. Bir sonraki olaya kadar kendini aklar. Sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Bu ülkede nice olmaz denilen şey oldu.
Bunları noktası virgülüne yılın başında yazmıştım. Aynı şeyleri tekrar yazıyorum. Çünkü bizim ülkemizde gerçekler, papağan gibi tekrarlanmadan, maalesef önlem alınmıyor. Üstüne geçen her gün, endişelerimizi doğrulayan yeni vakalar yaşıyoruz.